üzerinde, İsa Peygamber'in olduğu iddia edilen yüz ve vücut silüeti bulunan kefen bezi 2002 yılında restore edildi. Her 10 yılda bir ay süreyle “hacı" olmak isteyen Hristiyanların ziyaretine açılan kefen, restorasyondan sonra ilk kez inananlarla buluştu. Diğer zamanlarda çok özel koşullarda ve geniş güvenlik önlemleri altında tutulan İsa Peygamber'in kefenini 23 Mayıs'a kadar 2 milyon kişi ziyaret edecek. Bu ziyaretçilerden biri de 2 Mayıs günü Papa 16'ncı Benedict olacak.
Sindone hakkında kayıtlara geçmiş ilk bilgiler, Fransa'da şövalye Geoffroy de Charny'nin kefeni kendi toprakları üzerinde yaptırdığı kiliseye koymasıyla, 14'ncü yüzyıldan başlıyor. 1418'de 100 yıl savaşları başlayınca ülkesinden kaçmak zorunda kalan şövalyenin eşi Marguerite de Charny, beraberinde kefenle birlikte İtalya asillerinden Savoia ailesine sığındı. Aralarında yapılan bir anlaşmayla Savoia ailesi kefeni aldı. Kefen bir kilisede korunmaya başlandı. 4 Aralık 1532'de çıkan yangını şans eseri çok az zararla atlattı. 1534'de bir rahibe yanmış yerlerini yamayarak onardı.14 Eylül 1578'de Sindone Torino'ya getirildi ve bugüne kadar burada Duomo Kilisesi'nde ayin salonunun altındaki özel odada korundu.Boyu 441 santimetre, eni 113 santimetre olan ve “Sindone" adıyla anılan kefenin fotografları ilk kez 1898 yılında avukat Secondo Pia tarafından cekildi. Ancak fotoğraflar tabledildiğinde negatif özelliği taşıdığı görüldü. Yani fotoğrafta, koyu yerler açık, açık yerler ise koyu çıkmıştı.Kefenin kendisi bir fotograf negatifi gibiydi. Fotoğrafta oluşan insan figürünün netliği herkesi hayrete düşürdü. Bilimsel araştırmalar da bu dönemden itibaren yoğunlaştırıldı.2000 yılındaki gösterimi sırasında kefenin yanık yerlerinde bulunan bir toz türünün kefenin tamamen parçalanmasına neden olabileceği anlaşıldı. Kefenin yasal sahibi sayılan Papa'nın onayıyla 2002 yılında restorasyon yapıldı. Restorasyon sırasında kefeni birarada tutan taban keteni yenisiyle değiştirildi. Böylece silüet de daha netleşmiş oldu.
KAN GRUBU AB RH (+)
Araştırmalar sonunda, tespit edilen veriler şöyle:Ön ve arkadan silüeti kefende görülebilen adamın vücudu ölümden sonraki sertleşme pozisyonunda. Adam 1.78 metre boyunda ve sakallıydı. Sakalının bir bölümü yolunmuş, çenesini kapatmak için çene bağı kullanıldığını gösterir şekilde ikiye ayrılmıştı. Kefendeki adamın elleri ikonalarda gösterildigi gibi avuç içinden değil bilekten ve ayaklarından çivilenmişti. Vücudunda 90 ila 120 kırbaç yarası vardı ve kırbacı iki farklı kişi kullanmıştı. Dizleri yara içindeydi ve omzunda zedelenme vardı. Bacaklarında kırık yoktu. Başına dikenli bir şey geçirilmişti. Göğsünün sağ tarafında, 5'nci ve 6'ncı kaburga kemikleri arasında 4.5 santimetreye 1.5 santimetrelik oval biçiminde mızrak yarasını andıran bir yara vardı. Kefen uzerinde bir insana ait AB RH (+) grubu kan lekeleri mevcut ancak, kefene sarılmış cesedin çürüdügünü gösterir bir iz yok.1'nci yüzyılda Yahudiler ölülerinin gözlerinin üzerine para koyarlardı. Kefendeki adamın gözlerinin üzerinde de para vardı ve üzerinde bir Romalı başı ve Tiberius Caesar yazısı bulunuyordu.Varılan sonuca göre söz konusu bez,gerçek bir kefendi ve bu kefen işkence görüp, haça gerilerek öldürülen bir adama aitti.
BİRçOK SORU İŞARETİ VAR
Bilimadamları kefenin üzerindeki izlerin boya ile yapılmadığı görüşünde hemfikir. Buna göre resim keten liflerinin oksitlenmesi sonucu oluştu. Ancak oksitin nasıl oluştuğu bilinemiyor. Vücut asidine bağlı olmadığı düşünülüyor, çünkü vücudun ketene temas ettiği yerler daha parlak izler bırakmış olsa da, temas olmayan yerlerde de daha koyu renkli izler devam ediyor. Bu durum henüz açıklığa kavuşturulamadı. Kefen üzerinde 19 çeşit polem bulundu. Bunların Akdeniz bölgesinden olduğu belirlendi. Ayrıca 1988'de yapılan radyokarbon testinde kefenin 1260-1390 arasındaki döneme ait olduğu sonucuna varıldı. Ancak bir kaç ay önce bu testin hatalı sonuç vermiş olabileceği açıklandı. Buna göre kefenin ilk iddia edildiği gibi 2000 yıllık olabileceği bildirildi.
KEFENİN URFA BAĞLANTISI
Kefenin Urfa ile bağlantısı ise oldukça ilginç. Kayıtlara geçmemiş olsa da yaygın inanılan bir efsaneye göre, Urfa'nın bulunduğu yerde o dönemde Edessa Krallığı vardır. Kral Abgar, ağır bir hastalığa yakalınır. Hastalığa çare bulunamaz. Bu dönemde Kudüs'de ortaya çıkan İsa Peygamber'in hastaları iyileştirip, ölüleri dirilttiği haberleri Edessa'ya kadar gelir. Bunun üzerine Kral Abgar yardımcısı Hosar'ı İsa'yı davet ettiği bir mektupla birlikte Kudüs'e gönderir. Hosar mektubu İsa'ya iletir. İsa Peygamber ise Edessa'ya gelemeyeceğini ama bu ülkeyi kutsadığını belirten bir mektup yazar ve Kral'a sunulmak üzere Hosar'a verir. Hosar mektubu bir ulakla Kral Abgar'a gönderip, kendisi İsa'nın öğretisini takip edenler arasına katılarak Kudüs'de kalır. Bir süre sonra İsa Peygamber öldürülür. Cesedi bir beze sarılarak mezara bırakılır. Hosar İsa'nın ölümünün üçüncü günü mezara gittiğinde İsa'nın annesi Meryem ve havarisi Yuhanna'yı orada bulur. İsa'nın vücudu yokolmuş, geriye sadece kefen yani “sindoneö kalmıştır. Yahudi yasalarına göre mundar sayılan kefene kimse dokunmamıştır. Hosar kefeni alıp Edessa'ya gelir. Kefeni vücuduna süren Kral Abgar iyileşir. Bizans istilasına kadar kefen kentte kalır. Bu efsane üzerine İspanyol yazar Julia Navarro'nun 2004 yılında “La Hermandad de la Sabana Santa' adıyla basılan kitabı Bülent Levi tarafından çevrilerek “Kutsal Kefen' adıyla 2005 yılında Türkiye'de yayınlandı. Kitap tüm dünyada ilgiyle karşılandı.
Eda BERKBAYRAK - MİLANO/ DHA
Son Dakika › Dünya › İsa'nın Urfa Bağlantılı Kefeni Görücüye Çıktı - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.