Anayasa Mahkemesi'nin Devrimci Karargah Örgütüne yardım suçundan 15 yıl 4 ay 5 gün hapis cezası alan eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'nın hak ihlaline ilişkin gerekçeli kararında, tutukluluk halinin devamına ilişkin gerekçelerin ilgili ve yeterli olmadığı belirtildi. Tutukluluğun devamına karar verilirken davanın genel durumu yanında tahliyesini talep eden kişinin özel durumunun da dikkate alınması ve tutukluluk gerekçelerinin kişiselleştirilmesinin zorunluluk olduğunun ifade edildiği gerekçe, Yargıtay'a gönderildi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi de Avcı'nın tahliyesi konusunda karar vermek için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazdı. Daire, Başsavcılıktan görüşün gelmesinin ardından tahliye konusuna karar verecek.
Anayasa Mahkemesi, Devrimci Karargah Örgütüne yardım suçundan 15 yıl 4 ay 5 gün hapis cezası alan, Odatv Davası kapsamında yargılaması devam eden eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı hakkındaki ihlal kararının gerekçesini yayımladı. Gerekçede, Avcı'nın tutuklama kararının hukuka aykırı olduğunu, tutukluluk ve tutukluluğun devamına ilişkin mahkeme kararlarına karşı yaptığı itirazların formül gerekçelerle reddedildiğini, makul olmayan bir süredir tutuklu olduğunu, suçluluğu hakkında maddi bir kanıt bulunmamasına rağmen tutukluluk halinin devam etmesinin masumiyet karinesini zedelediğini, aynı dosya kapsamında örgüt üyeliği suçlaması yöneltilen bazı sanıklar serbest bırakılırken kendisinin tutuklu bulundurulduğunu belirttiği ifade edildi.
Bir kişinin tutuklanabilmesi öncelikli olarak suç işlediği hususunda kuvvetli belirti bulunmasına bağlı olduğunun belirtildiği gerekçede, bu durumun tutuklama tedbiri için olmazsa olmaz unsurlar arasında yer aldığı bunun içinde suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerektiği kaydedildi. İnandırıcı delil sayılabilecek olgu ve bilgilerin niteliğinin büyük ölçüde somut olayın kendine özgü şartlarına bağlı olduğunun vurgulandığı gerekçede, "Kişinin suçla itham edilebilmesi için yakalama veya tutuklama anında delillerin yeterli düzeyde toplanmış olması mutlaka gerekli değildir. Zira tutukluluğun amacı, yürütülen soruşturma ve/veya kovuşturma sırasında kişinin tutuklanmasının temelini oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya ortadan kaldırarak adli süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmektir. Buna göre, suç isnadına esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekir" denildi.
-TUTUKLULUKTA BELLİ BİR SÜREYİ AŞMAMASI ÖNCELİKLE DERECE MAHKEMELERİNİN GÖREVİ-
Bir davada tutukluluğun belli bir süreyi aşmamasını sağlamanın öncelikle derece mahkemelerinin görevi olduğu belirtilen gerekçede, bu amaçla kamu yararı gereğini etkileyen tüm olayların derece mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararlarda bu olgu ve olayların ortaya konulması gerektiği ifade edildi. Tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesinin mümkün olduğunun altı çizilen gerekçede, şöyle denildi:
"Tutuklama tedbirine kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanı sıra bu kişilerin kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra, uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin hâlâ devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler ilgili ve yeterli görüldüğü takdirde, yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın karmaşıklığı, organize suçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı gibi faktörler sürecin işleyişinde gösterilen özenin değerlendirilmesinde dikkate alınır. Tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olup olmadığı konusunda bir sonuca ulaşılabilir. Tutukluluk süresinin makul seviyede kalması için ilgili makamların almış oldukları önlemler de dâhil olmak üzere tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olup olmadığı konusunda bir sonuca ulaşılabilir."
-TUTUKLULUK GEREKÇELERİNİN KİŞİSELLEŞTİRİLMESİ BİR ZORUNLULUKTUR-
Bir kişinin gerekçeden tamamen yoksun bir yargı kararıyla tutuklanması ve tutukluluğun uzatılması kabul edilemez olduğunun belirtildiği gerekçede, tutukluluğu meşru kılan gerekçeler gösterilerek bir zanlı ya da sanığın tutuklanmasının keyfi olduğunu söylemenin mümkün olmadığı, aşırı derecede kısa gerekçelerle ve hiçbir yasal hüküm gösterilmeden tutuklama kararı vermenin ya da tutukluluğu devam ettirmenin bu çerçevede değerlendirilmemesi gerektiği kaydedildi. Hukuka uygun olarak tutuklanan bir kişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli belirti ve tutuklama nedenlerinden biri veya birkaçının varlığı devam ettiği sürece ilke olarak belli bir süreye kadar tutukluluk halinin makul kabul edilmesi gerektiğinin altı çizilen gerekçede, Avcı'nın, yargılama sürecinde yerel mahkemelere bir çok kez tutukluluk halinin son verilmesi istemli başvuru yaptığı ve tüm itirazların mahkemelerce reddedildiği anımsatıldı. Gerekçede, "Her ne kadar bir kişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli belirti ve tutuklama nedenlerinden biri veya birkaçının varlığı devam ettiği sürece ilke olarak belli bir süreye kadar tutukluluk halinin makul kabul edilmesi gerekse de özellikle belli bir süre geçtikten sonra tutuklamanın devamına karar verilirken, davanın genel durumu yanında, tahliyesini talep eden kişinin özel durumunun dikkate alınması ve bu anlamda tutukluluk gerekçelerinin kişiselleştirilmesi bir zorunluluktur. Bu nedenle, aynı davada yargılanan bazı sanıkların durumlarından hareketle genelleme yapılarak diğerlerinin de aynı davranışta bulunabileceğini varsaymak, kişiselleştirmeyi engellediği gibi, özgürlüğün esas, tutukluluğun istisna olduğu yönündeki anlayışla da bağdaşmaz" değerlendirmesine yer verildi.
-KARAR YARGITAY'A ULAŞTI-
Avcı'nın tutukluğuna yaptığı itirazların reddedilmesine ilişkin gerekçelerin, devamının hukuka uygunluğu ve tutulmanın meşruluğunu haklı gösterecek özen ve içerikte olmadığının ve aynı hususların tekrarı niteliğinde olduğunun belirtildiği gerekçede, "Somut olaydaki tutukluluk halinin devamına ilişkin bu gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu söylenemez. İlgili ve yeterli olmayan gerekçelere dayanılarak başvurucunun özgürlüğünden mahrum bırakıldığı dikkate alındığında söz konusu tutukluluk süresi makul olarak değerlendirilemez. Başvurucunun tutukluluk süresinin makul olmadığı ve tahliye taleplerinin formül gerekçelerle reddedildiği yönündeki şikâyeti yönünden Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir" denildi.
Avcı'nın derece mahkemesince resen gerçekleştirilen tutukluluk incelemeleri sonucunda verilen kararların kendisine bildirilmediğini ve dolayısıyla bu kararlara itiraz etme imkânı bulamadığı iddialarının "konu bakımından yetkisizlik" nedeniyle kabul edilemez bulan Anayasa Mahkemesi, tutukluluk süresinin makul olmadığı ve tahliye taleplerinin formül gerekçelerle reddedildiği yönündeki iddiasını kabul etti. Yüksek Mahkeme, ayrıca Avcı'nın, kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedenleri bulunmadığı halde özgürlükten mahrum bırakıldığına ilişkin iddiasını ise açıkça dayanaktan yoksun buldu. Yüksek Mahkeme kararın bir örneğini dosyanın incelemesini yapan Yargıtay'a gönderdi. Anayasa Mahkemesi'nin Avcı hakkındaki ihlal kararının gerekçesinin ulaştığı Yargıtay 9. Ceza Dairesi, CMK 105. maddesi uyarınca Avcı'nın tahliyesi konusunda karar vermek için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazdı. Daire, Başsavcılıktan görüşün gelmesinin ardından tahliye konusuna karar verecek.
Son Dakika › Güncel › Anayasa Mahkemesi'nden Avcı Kararı: Tutukluluk Gerekçeleri Kişiselleştirilmeli - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.