Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Türkiye'nin
uluslarararası kredi derecelendirme kuruluşlarının mevcut değerlendirmelerinden
çok daha iyi notları hakettiğini, notların Türkiye'nin gerçeğini yansıtmadığını
belirterek, "Türkiye'nin gerçeği şu anda verilen notların çok çok üzerinde..."
dedi.
Dünya Ekonomi Forumu'na katılmak üzere Zürih'e giderken uçakta gazetecilerin
Türkiye ekonomisine ilişkin sorularını yanıtlayan Babacan, son günlerde yeniden
gündeme gelen kredi derecelendirme kuruluşlarının değerlendirmeleriyle ilgili
şunları kaydetti:
"Türkiye'nin şu andaki kredi notlarına bakacak olursak, Türkiye'nin
gerçeğini yansıtmıyor. Türkiye'nin gerçeği şu anda verilen notların çok çok
üzerinde... Bunu biz hükümet olarak doğal olarak söyleriz ama şöyle piyasadaki
risk göstergelerine, piyasadaki güven göstergelerine, kredi, temerrüt, takas
oranlarına, içerdeki reel faize baktığımız zaman, bütün bunlar aslında
yatırımcılar ve Türkiye'ye para yatıranlar tarafından çoktan, daha fazla not
aldığımızı gösteriyor. Yatırımcıların gözünde Türkiye'nin notu çok çok yüksek...
Dolayısıyla onlar artık kendileri karar verecekler."
Kredi derecelendirme kuruluşlarının kararları hakkında pek yorum yapmadığını
ancak, ekonomik krizden sonra üzerlerinde çok ciddi baskı olduğunu, ilk kez
açılan bir dava sonucunda bir kredi derecelendirme kuruluşunun tazminata mahkum
edildiğini anımsatan Ali Babacan, bu kuruluşların kriz sonrası artık çok
ihtiyatlı davrandıklarını anlattı.
"Eskiden bu kuruluşlardan beklenen piyasanın önünde gitmeleri, piyasaya yön
göstermeleriydi ancak, şu anda baktığımızda maalesef pek çoğu bir bakıma geriden
gelen kuruluşlar halinde..." diyen Babacan, not artırımında sıklıkla Türkiye'nin
cari açık sorununa vurgu yapılmasına ilişkin olarak da şunları kaydetti:
"Aslında 2012 cari açıkla mücadele açısından çok önemli bir yıl oldu.
Özellikle iç tüketimi kontrol altına almamız, banka kredi hacminin üzerinde sıkı
bir kontrol uygulamamız... Bunlar cari açığı önemli ölçüde azalttı. İç tüketim
2011'den 2012'ye artmadı hatta çok az azaldı. Amacımız, hedefimiz buydu. Bu
gerçekleşti. Artık bundan sonraki dönemde ne kadar üretirsek, ne kadar ihracat
yaparsak, Türkiye'de o kadarlık bir milli gelir artışı göreceğiz.
Aksi halde tamamen bankalardan borçlanıp, içerde tüketerek elde ettiğimiz
ekonomik büyümenin ileride risklere yol açacağına inanıyoruz. Belki kısa vadede
bir mutluluk oyunu gibi görünüyor ama uzun vadede Türkiye'ye zarar verebiliyor.
Dolayısıyla 2012 yılı belki bizim büyümede biraz fedakarlık yaptığımız bir yıl
oldu. Ama enteresan bir şekilde istihdam artmaya devam etti. Ekim 2011'den Ekim
2012'ye Türkiye'de çalışanların sayısı 1 milyon arttı. İşgücüne katılım oranı
attı. Bunun zaten 800 bin küsuru tarım dışı istihdamdaki artış. Dolayısıyla
büyümede belki biraz fedakarlık yaptık. Enflasyonda ve cari açıkta çok ciddi
kazanımlarımız oldu. Büyüme için de sağlam bir zemini hazırlamış olduk, aksi
halde Türkiye ile ilgili riskler farklı noktaya gidebilirdi. Dolayısıyla genel
resme baktığımızda 2012 tam amaçladığımız gibi bir yeniden dengelenme ve bundan
sonraki büyüme hamlesinde güçlenme yılı oldu.
Kredi derecelendirme kuruluşları cari açıktan bahsediyor olabilir. Bazen
jeopolitik konulara giriyor, bazen siyasi değerlendirmeler yapıyorlar. Kendi risk
değerlendirmeleri oluyor. Nereden bakarsanız bakın, sonuca baktığınızda Türkiye
çok daha yükseğini hakediyor diye düşünüyoruz. Ondan ötesini fazla konuşmuyoruz.
Nihayetinde kendi kararları, kendi yanlışlıklarının sonuncunda kendi kredibilite
kayıpları... Dolayısıyla biz kendi kredibiliteleri için daha iyi analizler
yapmalarını öneriyoruz.
Bazı yatırım fonları kurallar koymuş. Onlar bir ülkeye yatırım yapıp yapmama
konusunda kredi derecelendirmesine bakabiliyorlar. Kredi derecelendirmelerinde de
en az üç kuruluş ya da iki kuruluş tarafından yatırım yapılabilir seviyeye
getirilmesi gerekir diyorlar. Dolayısıyla sırf kendi iç kuralları sebebiyle,
Türkiye'ye giremeyen bazı fonlar var. Bu fonların alt hesapları var. Kredi notu
bir kuruluş tarafından artarsa muhtemelen bir grup yatırımcıyı daha cezbetmiş
olacağız. Doğrudan yatırım yapanlar çok başka şeylere bakıyor. Onlar için kredi
notu bir öncelik değil. Onlar daha detaylı analiz yapıyorlar."
-"Türkiye'ye, politikalarımıza güveniyoruz"-
Fitch tarafından not artışının ardından kendisi için nelerin değiştiğine
ilişkin bir soruya Babacan, "Açıkçası bizim için çok değişen birşey yok. Biz
zaten Türkiye'ye güveniyoruz. Politikalarımıza güveniyoruz. Zaten çoktan
hakettiğimiz birşey olduğu için, gecikmiş olsa da hak yerini buldu diyoruz. Hatta
şu andaki yatırım yapılabilir seviye dediğimiz notu bile biz Türkiye için yeterli
görmüyoruz" karşılığını verdi.
Babacan, "(Düşük maliyetle borçlanmak) O da bir miktar faktör olabilir ama
başka şeyler de var; Türkiye'nin bütçe açığının düşük oluşu, Türkiye'nin
bankacılık sisteminin sağlam oluşu, bizim son açıkladığımız orta vadeli program
gibi... Zaten biliyorsunuz kredi notu artışı orta vadeli programı açıkladıktan
hemen sonra oldu. 2009'da da öyle olmuştu hatırlarsanız. Hatta Orta Vadeli
Programı açıkladık, ertesi gün hemen bir upgrade (not artırımı) geldi ve daha
sonra birkaç kuruluş daha not yükseltti. Dolayısıyla bu orta vadeli programların
güvenilir bir şekilde hazırlanması ve aklı başında iç tutarlılığı olan programlar
oluşu çok şey fark ettiriyor" ifadelerini kullandı.
Dünyada özellikle son aylarda ekonomi ve finans piyasalarında sıklıkla
konuşulan ülkeler arası "kur savaşlarına" ilişkin değerlendirmeleri sorulan
Babacan, bir ülkenin rekabet gücünü oluşturan pek çok faktör olduğunu, kurun
bunlardan sadece bir tanesi ama herşey olmadığını belirterek, rekabet gücünü
artırabilmek için hala yapısal reformlara devam etme zorunluluğu olduğunu
kaydetti.
"Yapısal reformlar derken Türkiye'de iş yapma kolaylığı, şirketler için,
yatırımcılar için, girişimciler için Türkiye'yi daha kolay bir ülke haline
getirmek çok çok önemli" diyen Ali Babacan, işgücü piyasasındaki reformların
önemine de dikkat çekti.
Ekonomi için kur önemli bir faktör olmasına karşın, piyasa için tek
belirleyici olmadığını vurgulayan Babacan, şöyle konuştu:
"Kur özellikle piyasada belirlenen bir kursa, dolaylı tedbirlerle kuru
etkileyebilmek o kadar kolay değil... Dolayısıyla burada istikrar önemli...
Türkiye gelişmekte olan ülkeler içinde döviz kurlarında en istikrarlı ülke
diyebilirim şu anda, oynaklık azalmış durumda... O da tabii Merkez Bankası'nın
son iki yıldır uyguladığı yenilikçi para politikasının önemli bir sonucu...
Gelişmekte olan pek çok ülkede çok ciddi sorunlar yaşanıyor. Bugün Brezilya'yı,
Meksika'yı, Kore'yi izliyor musunuz bilmiyorum.
Çözüm illa kurda değil, tabii kur da bir faktördür bunu da kabul edelim ama
başka konulara da eğilmemiz lazım. Ev ödevlerimizi de yapmamız lazım. Bizim
Merkez Bankamız ilk defa kur, reel kur endeksi konusunda bazı rakamlar ifade
etti. Bunu önemli görmek lazım. Normalde serbest kur rejiminde pek yapılmaması
gereken bir şey... Dünyanın konjonktürü zor bir konjonktür, bakmayın aslında biz
çok şükür iyi yönetiyoruz da Allah'tan fazla hissetmiyoruz. Zor bir konjonktür.
Piyasalarda yönsüzlük de olabiliyor. Bazen piyasa oyuncularının gerçekten kafası
karışabiliyor. Sinyalleri algılamakta zorluk çekebiliyorlar. Çok şey aynı anda
değişiyor. Dolayısıyla bu kadar herşeyin her an değişebileceği bir ortamda merkez
bankasının bazı endikasyonlar vermesi belki bugün için doğru... Ama ilelebet
bunun devam etmesi mümkün değil. Eğer dünya serbest, açık bir ekonomiyse 'Ben kur
için şu kuru garanti veriyorum' deyip de o garantiyi tutturabilen merkez bankası
dünyada yok. Er ya da geç piyasa bunu test ediyor. Asıl o kuru oluşturan
dinamikler, kuru nereye doğru itiyorsa, er ya da geç oraya doğru gidiyor.
Dolayısıyla bizim aslında temellere dikkat etmemiz lazım ki istikrarı
koruyabilelim"
Muhabir: Gökhan Kurtaran
Yayıncı: Ali Bayaslan - ANKARA
Son Dakika › Güncel › Başbakan Yardımcısı Ali Babacan Açıklaması - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.