İşin içinde Sir Alex Ferguson olsaydı, kaynağı belli olmayan ama sık sık dile getirilen istatistik-mini etek sözlerine vurgu yaparak Manchester United'ın şampiyonluk şansının puan farkı ne olursa olsun sürdüğünü söyleyebilirdik. Sezon içinde her takımın iniş çıkışı oluyor ve Ferguson'un belki de en büyük farkı bu dönemlerde kadrosundan maksimumu alabilecek kurguyu belirleyebilmesiydi. Ancak Manchester United'ın şu an daha başka ve büyük sorunları var gibi görünüyor. Sezonun başlayalı üç ay oldu ve David Moyes'in şimdiden bir on yıl yaşlandığını söylemek yanlış olmaz.
Transferin son günlerine girilirken Arsene Wenger'in mikrofonlara gülümseyerek anlattığı çok önemli transfer Mesut Özil'di ve böyle bir etki yapacağını kimse düşünmemişti. Moyes'in son açıklamaları ise etkinin çapını daha da genişletmiş görünüyor. Manchester United'ın herhangi bir oyuncu için Arsenal ile gireceği transfer yarışını kaybetmesini beklemek olası gelmiyor. İki kulüp de zengin, iki kulüp de marka; ancak Manhcester United'da oyuncular daha iyi kazanıyorlar ve endüstriyel futbolun kalesi "Kırmızı Şeytanlar"ın rakibinden çok daha büyük bir marka olduğu kesin. Her ne kadar Moyes "önceliğimiz değildi" dese de Mesut'un dünya üzerinde herhangi bir takımın önceliği ya da ihtiyacı olması gibi bir şeyin söz konusu olmadığını son birkaç ayda tekrar gördük. Chelsea'nin çok da ihtiyacı(!) olmamasına karşın sağlık kontrollerini Tottenham'ın yaptığı Willian'ı transfer etmesinin arkasında bir oyuncu ihtiyacından daha fazlasının olduğunu görmek zor değil ve Mesut'un durumuna oldukça benzer. Daha geniş pencereden bakıldığında yıldız oyuncunun biraz da teknik adam seçimi yaptığını söylemek iyi bir tahmin olur gibi görünüyor.
Peki Manchester United'ın sorunu gerçekten de Mesut Özil mi? Elbette değil; aslında bu sorunu en iyi bilen, United'ı en iyi anlayacak takım Arsenal belki de. Yıllardır peşinde oldukları oyuncuları ellerinden kaçırıyorlar, yetiştirip tadını çıkarmayı hayal ettikleri oyuncuları büyüklere kaptırıyorlar. Manchester United belki de ilk defa bu kadar çok reddedildi; transfer döneminde hedefleri sol bek ve orta saha oyuncusu idi, ikisinde de ilk hedeflerini almayı başaramadılar. Cesc Fabregas biraz hayalperest işiydi, kabul etmek gerek, ancak sol bek için hiç kimseyi bulamayıp, oyuncu almayacağınızı açıkladığınız eski takımınızın sol bekine gidiyorsanız bir sorun var demektir. Bununla da kalmayıp orta sahaya da istediğiniz isimleri alamayıp, eski takımınızdan oyuncu transfer ediyorsunuz. Büyük takımlarda yapılan hataların belki de en büyüğü panik butonuna basmaktır; bu sizin baskı altında işleri nasıl yürüttüğünüze dair ipuçları verir çünkü. Bugün Moyes biraz nefes almaya fırsat bulmuşken, "itiraf etmeliyim, acele karar verdik" sözlerini kullandı. Sanırım bundan sonra bu kararın pahalı bir tecrübe olmaması için uğraşacak.
Arsenal kanadında ise işler çok farklı. Onların bu tip sorunları yaşayacağı yıllar gelecek, belki de Wenger'in taş taş inşa ettiği bu binayı birileri gelip yıkacak, bu biraz da doğanın getirdiği şartlar. Şimdilerde Kuzey Londra'da insanların ayakları yere basmıyor, havada duruyorlar –biz şahidiz-. 135 dakika pozisyon bulmakta zorlandıkları, evlerinde kaybettikleri Borussia Dortmund'u, bu sefer yalnızca bir pozisyon vererek, kısacası eksik oldukları savunma seviyelerini biraz daha arttırarak, deplasmanda mağlup etmeyi başardılar. Giden Şampiyonlar Ligi'ni geri çevirdiler ve övgüler sınırları aştı, "Şampiyonlar Ligi'ni kazanabilirler" sözlerini duymak gülümsetiyor. Arsenal şu an için kusursuz gibi görünüyor ve belki de taraftarları asıl mutlu eden kusursuz olmadıklarını ve düzeltmeleri gereken problemleri olduğunu, henüz konuşmak için çok erken olduğunu söyleyen, gerçekçi bir teknik adama sahip olmaları. Wenger, hiçbir zaman boş vaatler satmadı; "en iyisini alacağız" dediğinde de gitti hakikaten en iyisini aldı. Onlardan birkaç tanesini daha Emirates'e getirmeleri, işleri daha kolay hale getirecek.
Haftaya 25 puanla lider giren Arsenal, sıkışık Kasım ayı fikstürünün ilk maçında Liverpool'u sahadan silerek mağlup etti ve geçen yıldan daha iyi durumda olduğunun net mesajını verdi. Çarşamba-Pazar oynamaları fark etmiyor, ritimlerini hep üst seviyede tutmayı başarıyorlar. Manchester United ise sallanıyor ama şimdilerde dağınıklık yerini hafif bir baş dönmesine bırakmış gibi. Kazanmak bu işin anahtarı ve oyuncular kazandıkça kendilerine, daha çok da David Moyes'e güvenmeyi öğrenecekler. Chelsea, Liverpool ve Manchester City'yi mağlup etmeyi başaramayan Moyes bu maç öncesinde baskı altında; zira muhtemel rakiplerinin hiçbirini mağlup edememiş olacak ve fikstür avantajını da kaybedecek. Dahası elit bir teknik adam mı, bunun cevabını verecek.
Genel istatistiklerde birbirine çok yakın olan iki takımı ayıran iki önemli nokta var; birincisi yenilen goller, diğeri ise yaratılan gol fırsatları. Orta saha-Savunma dengesini kurmayı başaramayan Manchester United kolay gol yiyen bir takım görüntüsü çiziyor ve büyük maçların anahtar noktasının geriye düşmemek olduğu herkes tarafından biliniyor. Arsenal rakibine göre daha üretken ve Mesut Özil attığı 20 kilit pasla bu alanda istatistiği eline almış durumda. Manchester United'da ise bu alanın liderinin Patrice Evra (16) olması, Moyes'in takımının oyun şablonuna dair ipuçları verebilir. Pas istasyonları Michael Carrick ve Aaron Ramsey takımlarının kalbi durumundalar ve her iki takım da diğerinin daha fazla yana-geriye oynaması için uğraş verecekler.
David Moyes'in şu ana kadar en büyük sorunu olan düşük tempo bu maçta çok işine yarayabilir. Özellikle topa sahip olarak uzun süren ve oyunu genişleten pas bağlantıları kurmaları tempoyu seven Arsenal'i kontrol etmekte bir hayli işe yarayacaktır. Arsenal'in hücum ritmini düşürmek faydalı olacağı gibi, oyununun ağırlıklı olarak kanatlara taşınmasına ve United'ın üstün olduğu alanı kullanabilmesine imkan verecektir. Öte yandan bu paslaşmalar sırasında kenardaki oyuncuları içeri sokmayı seven Arsenal'in kazanacağı toplar, geride yerleşmekte problem yaşayan United savunmasının başına iş açabilir. Manchester United'ın önlem alması gereken noktalardan biri de Aaron Ramsey'in ceza sahasına yaptığı sürekli koşular. Galli oyuncunun başına bela olmadığı savunma şu ana kadar yok ve form durumu korkutucu seviyede. Olivier Giroud'nun ilk toplara dokunmamasının stoperlerin birinci önceliği olması muhtemel; rakip savunmanın eksiklerini bilen Van Persie ise kenardan gelen toplarda doğru pozisyonu almaya çalışacak. Fiziksel avantajı bulunan Manchester United orta sahasının biraz rakiple boğuşması, Rooney'i mümkün olduğunca diri tutması maçı etkileyebilecek faktörlerden bir diğeri gibi görünüyor.
28 Ağustos 2011'in üzerinden yalnızca iki yıl geçti ve skor tabelasında yazan 8-2 sanki 1930'lardan kalma gibiydi. Manchester United'ın sekiz gol atabilmesi mi yoksa Arsenal'in sekiz gol yemiş olması mı daha acayipti karar vermesi zor. Wenger o travmadan takımını çıkarıp hedefe ulaştırmaya başarmıştı ama travmatik hatıraların etkileri beklenenden çok daha uzun sürebiliyor. Bugün ise, o maçtan tam 27 ay sonra kartlar tekrar dağıtıldı ve eli iyi olan taraf Arsene Wenger. Son iki haftada Chelsea, Liverpool ve iki kez Borussia Dortmund ile oynayan takımın heyecanını kaybetmesi zor; ancak devamlılık sorununu aşabilirlerse sekiz golün travmasından, beklenenden önce kurtulabilirler. Moyes'in travması ise tribünde olacak; onun gölgesinde işleri yoluna sokabilmek, hiç kolay olmasa gerek. Tamam ya da devam maçına çıkıyor; istediği sonucu alamazsa birkaç yıl daha yaşlanabilir…
Son Dakika › Spor › Tamam Mı, Devam Mı? - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.