Yapı Kredi Üst Yönetici Faik Açıkalın "Güneydoğu'daki çözüm süreci bankacılık için oradaki yatırımların artması ve daha fazla bankacılık hizmeti götürülebilmesi açısından ciddi bir fırsat olarak görülebilir" dedi.
Açıkalın, Vodafone Türkiye ana sponsorluğunda, Capital ve Ekonomist dergilerinin öncülüğünde düzenlenen CEO Club Bankacılar Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, regülasyonların sırf Türkiye'ye ya da bankacılık sektörüne özgü olmadığını belirterek, bütün dünyada bütün sektörlerde regülasyonun sıkılaşmaya devam edeceğini, regülatörlerin bugünden itibaren hep daha sıkı olacağını kaydetti.
Rekabetin hep daha agresif ve müşterilerin hep daha talepkar olacağını ifade eden Açıkalın, "Dolayısıyla bu aslında kendimizi hazırlamamız gereken yeni dünya düzeninin bir gereği gibi görünüyor. Regülasyon kısa vadede negatif etkiliyor. Başta adaptasyon zor oluyor ama doğru regülasyon yapıldığı taktirde orta ve uzun vadede gelişmenin çok daha sağlıklı olmasını sağlıyor. Buna örnek de 2001 yılındaki sermaye yeterliliğinin yüzde 12 olması. O zamanlar bunu çok eleştirmiştik. Sonradan gördük ki Türk bankacılığına çok ciddi katkısı oldu ve bize ciddi yakıt sağladı" değerlendirmesinde bulun
Açıkalın, orta ve uzun vadede tüm bu etkilerin marj daralmasıyla Türk bankacılığında hacim büyümesi ile telafi edileceğini anlatarak, "Çünkü bakıldığında fonlama şu anda var ama fiyatı yükseldi. Bu şu demek; kurumlar Türkiye'yi hala para yatırılacak bir yer olarak görüyor. Aldığımız iki tane yatırım notu bunu teyit ediyor. Ama diğer taraftan tabi ki hazır fırsatını bulmuşken bir parça marj yapmak da en doğal hakları diye düşünüyorum. Eminim bazı ülkelerde bazı kurumlar bizim eriştiğimiz kaynaklara erişemiyor" diye konuştu.
Türkiye ekonomisinin son makro ekonomik verilerine ilişkin görüşlerini aktaran Açıkalın, "Makro ekonomik veriler fena görülmüyor. Bu orta vade için dayanağımız diye düşünüyorum. Kamu borcunun GSYH'ya oranı yüzde 38. Hakikaten çok ayrışmış durumda. Bütçe açığı GSYH'nın yüzde 1,3'ü kadar ki önemli bir başarıdır" ifadelerini kullandı.
Türkiye'de gelir düzeyi artan bir orta sınıfın yükseldiğini ifade eden Açıkalın, bütün bunların aslında orta ve uzun vade de Türkiye'de bankacılığın ciddi potansiyel içerdiğini gösterdiğini, Güneydoğu'daki çözüm sürecinin de bankacılık için oradaki yatırımların artması açısından oraya daha fazla bankacılık hizmeti götürülebilmesi açısından ciddi bir fırsat olarak görülebileceğini kaydetti.
Açıkalın, son iki yılda bankacılık sektörüne yapılan düzenlemelere ilişkin de karlılıklar ve büyüme noktasında son iki yıldaki düzenlemelerin bir parça baskı yarattığının görüldüğünü söyledi.
Faik Açıkalın, "2011'de yapılan düzenlemelerin sektörün ilk etapta yıllık karı üzerinde 7,6 milyar lira negatif etkisi oldu. Bu bahsedilen rakam 12 aylık vergi öncesi kardır. Hafifsenmemesi gerekir. Çünkü sektörün karının yüzde 25'i gitti. Kredi kartı gecikme faizine de üst sınır getirildi. Tüm bunların etkisi karlılığa yüzde 25 civarında oldu. Bu işin gelir tablosu tarafıydı. Sadece tüketici kredilerine getirilen karşılıklar nedeni ile sektörün sermaye yeterliliği üzerinde 60 baz puan bir etkisi oldu. Sadece 2011 yılında. 2012 yılında bu etkiyi hafif geçtik. 700 milyon lira civarında negatif bir düzenleme etkisi oldu. 2013 yılında yeni düzenlemelerin etkisi 4,5 milyar liraya vardı. 12 aylık etkidir bu. Sektörün karının aşağı yukarı yüzde 15'idir" değerlendirmesinde bulundu.
"Bankalar olarak en önemli sermayemiz itibarımız"
Bankalar olarak en önemli sermayelerinin itibarları olduğunu dile getiren Açıkalın, "Dolayısıyla düzenlemelerin amacı ve hedefinin tüm paydaşlara hem bankalara, hem regülatörlere hem de müşterilere çok iyi izah edilmesi gerekir. Kesinlikle bu düzenlemeler sırasında müşteriler ile bankalar karşı karşıya getirilmemelidir. Dolayısıyla düzenleyici kuruluşlarımızın hem banka-müşteri algısını iyileştirmek için hem de bu süreci şeffaflaştırmak için ciddi çaba sarf ettiğini görüyoruz. Bu konuda bizlerinde bankalar olarak katkıda bulunması gerektiğine inanıyorum. Daha fazla işbirliğine, daha fazla empatiye ve daha fazla ortak dile ihtiyacımız var" değerlendirmesinde bulundu.
Toplantıya katılan Doğan Holding İcra Kurulu Başkanı Yahya Üzdiyen'in "Bankacılık sektörü ne zaman bize TL bazlı uzun vadeli proje finansmanı yapacak? Bankacılık sektörünün bununla ilgili bir çalışması var mı? Ne zaman bu kur farkı denen ucube şeyden kurtulacağız?" sorusuna Açıkalın, "Bu dediğiniz tamamen fonlama ile alakalı bir durum. Bizim kredi mevduat oranı yüzde 110'lara geldi. Bunun döviz Türk Lirası tarafına baktığınızda, döviz kredi mevduat oranı aslında yüzde 70'lerde. Türk Lirası kredi mevduat oranı yüzde 120'lerin üzerinde. Dolayısıyla birincisi, bizim proje finansmanı için uygun kaynağı uygun dövizden yaratabilmemiz lazım. Yani Türk Lirası fonlama yaratabilmemiz lazım. İkincisi Türk Lirası fonlamamızın vadesinin de sizin ihtiyaçlarınıza uygun bir vadede oluşabilmesi lazım" cevabını verdi.
Türk Lirası bono ihraçlarına iki yıldır başladıklarını anımsatan Açıkalın, bunu çok kısa vadelerde gerçekleştirebildiklerini söyledi.
Açıkalın, bu pazarın öncelikle vade sonra da fiyat olarak oluşacağına dikkati çekerek, "Çünkü sizin yatırımlarınızın fizibilitesinin sürmesi için de belirli bir fiyat limitine ihtiyaç var. Dolayısıyla bu pazar yavaş yavaş oluşacaktır. Pazar derinleştikçe, bankaların mevduat ve mevduat dışı TL fonlama imkanları derinleştikçe, bu sorunun cevabını vermemiz bizim açımızdan daha kolay olacaktır" ifadelerini kullandı.
- "Biz bugüne kadar hep kredi reklamı yaptık"
Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan ise Türkiye'de 1990'lı yıllarda ortalaması yüzde 23,5 olan tasarrufların Gayri Safi Mili Hasıla'ya oranının, 2000-2008 yılları arasında yüzde 17'ye, 2010'da ise yüzde 12,7'ye kadar gerilediğini söyledi.
Son 10 yılda kredi vermeye iştahlı bir bankacılık sektörü ile kredi almaya iştahlı bir reel sektörün ortaya çıktığını belirten Aslan, 2003-2013 döneminde bankaların kullandırdığı krediler her yıl yüzde 34 oranında artarken, mevduatların sadece yüzde 7 arttığına dikkati çekti.
Aslan, "Kaynak ile kullandırılan kredi arasında ciddi bir fark var. Bu da bankacılık sektörünün önümüzdeki dönemde önemli kısıtlarından biri olmaya devam edecek. Yüzde 30 kredi büyüme oranları artık hayal. Tasarrufları artırmanın, kaynakları büyütmenin yolunu bulmamız lazım" dedi.
Türkiye'de finans sisteminin dışında ciddi miktarda tasarruf olduğunu dile getiren Aslan, bunların ne şekilde finans sistemine kazandırılacağının ve reel kesimin kullanımına açılacağının önem öneli olduğunu ifade etti.
Yurtiçindeki düşük tasarrufun Türkiye'yi kaynak noktasında yurtdışına ittiğini belirten Aslan, bunun da cari açığın büyümesine neden olduğunu ve kur riskine açık hale getirdiğini söyledi.
Aslan, "Bankacılık sektöründe kredi büyümesinin bundan sonraki süreçte yüzde15'ler civarında olması bekleniyor. Burada çok kritik bir husus var. Regülatörlerin herhangi bir kısıtlaması olmaksızın kapasitesi nedir diye bakıldığında, tasarruflar ve kaynakları dikkate alırsak, esasında Türkiye'de yüzde 15-16 üzerinde bir kredi büyümesi, gelecek 3 yıl içerisinde pek mümkün gözükmüyor. Sermaye kısıtlığını da üstüne koyduğumuzda yüzde 15-16 kredi büyümesi daha sürdürülebilir gibi gözüküyor" diye konuştu.
Tasarrufları artırmak ve kaynakları genişletmek için sistem dışındaki kaynakların sisteme kazandırılması gerektiğini vurgulayan Aslan, Türkiye vatandaşlarının yurtdışında ciddi miktarda bulunan tasarruflarının yurtiçine getirilmesinin teşvik edilmesinin de önemli olduğunu söyledi.
Tasarrufların yaygınlaştırılması için finansal okuryazarlığın da yaygınlaştırması gerektiğini belirten Aslan, "Bu konuda bankalar da kendilerine bakmalı. Biz bugüne kadar hep kredi reklamı yaptık. Tasarruf ve mevduat reklamı yapan banka çok az" dedi.
- "Mevduat bankalarını katılım bankacılığına bekliyoruz"
Türkiye Finans Katılım Bankası Genel Müdürü Derya Gürerk ise İstanbul'un mutlaka bir finans merkezi haline gelmesi gerektiğini kaydetti.
Gürerk, "Ancak bunu üzüm salkımı gibi düşünürsek, bunun niş bir piyasadan başlamasını daha mümkün görüyoruz. Bu niş piyasada İslami bankacılık olabileceğini düşünüyoruz. İslami bankacılığın hem dünyada hem Türkiye'de büyüme potansiyeli oldukça fazla. Diğer taraftan mevzuat anlamında, bizim tarafta da mevzuat değişebiliyor. Mezheplere göre değişebiliyor. Daha yenilikçi olmak üzerine değişebiliyor. Dünyada çeşitli ürün ve uygulamaların çeşitli yaklaşımları olduğunu görüyoruz. İstanbul ve Türkiye bu açıdan bunları yeknesak hale getirebilmek ve bir potada eritebilmek bakımından çok önemli bir fırsata sahip diye düşünüyoruz" ifadelerini kullandı. - İstanbul
Son Dakika › Ekonomi › Ceo Club Bankacılar Zirvesi - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.