Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, düzenlediği basın toplantısında, sözlerine 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in hayatını kaybeden eşi Nazmiye Demirel'e rahmet, yakınlarına başsağlığı dileyerek başladı.
TBB'nin 32. Olağan Genel Kurulu'nda hukuk devleti, demokrasi, insan hakları adına mücadele verecekleri çok önemli bir görevi devraldıklarını ifade eden Feyzioğlu, birlik üyelerinin ayrı kişilikleri, siyasi görüşleri, hayata bakış açıları olmasına karşın bir aile olduklarını ve ailelerini koruma konusunda bütünleştiklerini söyledi.
İddia, savunma ve hükmün bir bütün olduğunu belirten Feyzioğlu, bunlardan biri dahi eksik olsa adil yargılama olamayacağını dile getirdi. İddia ve savunmaya eşit olanaklar sağlanması durumunda ancak adaletin mülkün temeli olabileceğini aktaran Feyzioğlu, "Bugün eğer adalet mülkün temeliyse mülk temelsiz kalmak üzeredir" dedi.
Hukuk devletinde, hak ve özgürlüklere uygulama alanı açmak amacıyla devlet otoritesinin sınırlandırılması gerektiğini ifade eden Feyzioğlu, bunun koşulunun kuvvetler ayrılığı olduğunu vurguladı.
"Kuvvetlerin birliğinden basit bir heves şeklinde dahi söz edilmesi demokrasinin abc'sini anlamış ve içine sindirmiş kişiler için söz konusu bile edilemez" ifadesini kullanan Feyzioğlu, şöyle devam etti:
"Bugün üniversitelerin sustuğu, demokratik kitle örgütlerinin ve sendikaların susturulmaya çalışıldığı, gazetecilerin zindana atıldığı, masum öğrenci protestolarının şiddetle bastırılmaya çalışıldığı, Taksim Gezi Parkı'nın ele geçirilmesi gereken bir savaş alanına çevrildiği, Cumhuriyet tarihinin en çok avukatının, hatta çağdaş dünya tarihinde görülmemiş sayıda avukatın zindana atıldığı bir süreçten geçiyoruz. Türkiye'de milyonlarca insanın umut bağladığı avukatlar ve barolar susturulmak isteniyor.
Avukatın yok sayıldığı, ezildiği, arka kapıdan sokulmak istendiği, kürsüden hakarete uğradığı, HSYK'nın Türk hukuk tarihine çok üzücü bir beyanatı olarak geçtiği üzere mümkünse mahkeme salonlarından el pençe divan geri çıkmasının teşvik edildiği yerde her birey bilmelidir ki aslında o salondan el pençe geri geri çıksın istenen, ezilen, horlanan, hakarete uğrayan kendisidir."
Hukukun üstünlüğünden, insan hak ve özgürlüklerinden, çağdaş toplumun demokratik mücadelesinden yana olduklarını dile getiren Feyzioğlu, şöyle konuştu:
"Bizleri, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter yapısından ve ülkenin milletle bölünmez bütünlüğünden yana tarafız. Çağdaş hukuk ilkeleriyle bağdaşmayan, vicdanları kanatan her türlü hukuk dışı uygulamanın karşısındayız. Laik bir hukuk düzeninde dini referanslarla siyasi iktidarın harekete geçmesinin karşısındayız. Bizler, sanıktan delile gitmeye çalışan, "Suçsuzluğunu ispat et" diye sanığa imkansız yükümlülükler yükleyen engizisyon uygulamalarının karşısındayız. Tarih boyunca haksızlıklara karşı daima mağdurun yanında yer almış bir mesleğin mensupları olarak gizli tanık uygulamasına karşıyız. Türk Orduları Genelkurmay Başkanının terör örgütü 2. adamının gizli tanıklığıyla zindanda çürütülmek istenmesinin karşısındayız. Bizler dini, dili, mezhebi, ırkı sebebiyle ayrımcılığa uğrayan herkesin sonuna kadar yanındayız."
- Danıştay'ın başörtüsü kararı-
Feyzioğlu, konuşmasının ardından, Danıştayın avukatların başörtüsüyle duruşmalara girebileceğine yönelik kararına ilişkin bir soruya şu yanıtı verdi:
"Bu kararın gerekçesini özellikle içimize sindirmemiz mümkün değildir. Bu gerekçe okunduğunda avukatlık mesleğinin kamu hizmeti niteliğinin inkar edildiği, adeta bir süpermanket işletmeciliğiyle bir tutulmak istendiği görülmektedir. Bunu anlamamız, kabul etmemiz mümkün değildir. Biz, Danıştayın mesleğe kabulü etik açıdan mümkün olmayan kişileri, ahlaki davranış bozukluğu sebebiyle veya daha önceki faaliyetlerinde avukatlık mesleğine yakışmayan uygulamalar yapması sebebiyle mesleğe kabulü mümkün olmayan kişilerin levhaya yazılmasını red imkanı veren 5-c maddesinin iptali kararına da karşıyız. Biz, Danıştaydan avukatlık mesleğini içine sindiren, anlayan, içselleştiren uygulamalar bekliyoruz."
Feyzioğlu, bir başka soru üzerine, hukukun üstünlüğünü ilgilendiren herhangi bir olay karşısında sessiz kalmalarının mümkün olmadığını belirterek, "Bir demokraside, bir hukuk devletinde yaşadığımız iddiasındaysak ki bu iddiada bulunma hakkına anayasanın değişmez maddeleriyle sahibiz, laik bir devlet düzeninde dini referanslarla hareket edilmesini kabul etmek mümkün değil, çünkü bir kez dini referanslarla hareket etmeye başlandı mı hangi dini referansla ve hangi dinin, hangi mezhebin, tarikatın referansıyla hareket edileceği sorunu ortaya çıkar ki bu ülkede hukuk birliğini yok eder" dedi.
Çözüm sürecine ilişkin bir soru üzerine de Feyzioğlu, "Bu sürece dair yol haritasının hiçbir işaretine vakıf değiliz. Ara durakları ve nihayi durağı bilmiyoruz. Bilmediğimiz bir yolun hangi istikamete gittiğini de bilmemiz mümkün değil. Tabiri caizse bir yol işareti dikildi, 'barışa gider' dendi. O yolun sonunda barış mı vardır, felaket mi vardır bunu anlayabilmek için haritaya ihtiyacımız var. O haritadan ısrarla mahrum ediliyoruz" ifadesini kullandı.
Feyzioğlu, "Hepimiz kan dursun diyoruz. Kardeş kardeşi vurmasın diyoruz. Kucaklaşalım diyoruz. İnsan hakları, demokrasi diyoruz. Aramızda herhangi birimiz akan kandan rant elde etmeyi düşünebilir mi? Böyle bir insanlık olur mu? Ama lütfen hiç kimse nereye gittiği belli olmayan bir yola da körlemesine, adeta güdülerek koskoca bir toplumun sürüklenmesini beklemesin" dedi.
Son Dakika › Güncel › Barolar Birliği Başkanı Türban'a Karşı - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.
Sizin düşünceleriniz neler ?