Verem hastalığı, insanlık tarafından bilinen en eski ve en tehlikeli hastalıklardan biridir. Halk arasında ince hastalık, tıp dilinde tüberküloz denen verem, dünyada her yıl milyonlarca insanı tehdit eden, acil hareket planı gerektiren, ölümcül ancak tedavi edilebilir bulaşıcı bir hastalıktır.
Verem, sebebinin kesin olarak bilinmesine, 50 yıldır tedavisinin mümkün olmasına ve üstelik korunabilir bir hastalık olmasına karşın, hala dünyada en yaygın ve ölümcül bulaşıcı hastalıklardan biri olmaya devam etmekte ve yılda üç milyonu aşkın kişi verem nedeniyle hayatını kaybetmektedir.
1882 yılında tüberküloz basilini bulan Robert Koch'un bu önemli keşfini Berlin'de bir tıp kongresinde bildirdiği 24 Mart tarihi "Dünya Tüberküloz Günü" olarak anılmakta ve önemli bir bulaşıcı hastalık olma özelliğini günümüzde de sürdüren tüberküloza karşı toplumun farkındalığını arttırmak amaçlanmaktadır.
Günümüzde dünya nüfusunun yaklaşık üçte biri tüberküloz basili ile infektedir. Bu insanların yüzde 10'unun yaşamlarının bir döneminde vereme yakalanma ihtimali bulunmaktadır. Dünyada 2010 yılında 9 milyon yeni tüberküloz olgusu ortaya çıkmış ve 1.4 milyon insan bu hastalıktan ölmüştür. Ölenlerin sayısı her gün 15 büyük uçak kazası veya 3 Titanik kazasında ölenlerin sayısına eşdeğerdir. Dünyada her geçen bir dakikada 3 kişi bu hastalıktan ölmektedir. Tüberküloz kadın ölümleri arasında 4.sırayı almaktadır.
1950'li yıllarda ülkemizde tüm ölüm nedenleri arasında ilk sırayı alan tüberküloz bugün 10'cu sırada yerini korumaktadır. Türkiye'de 1965 yılında vereme yakalanma oranı yüz binde 172 iken bu oran bugün yüz binde 24'e düşmüştür. Verem Savaşı Dairesi Başkanlığı'nın 2011 Türkiye Tüberküloz Raporu'na göre 2009 yılında dispanserlere kayıtlı tüm tüberküloz olgu sayısı 17.402'dir ve bu olguların yaklaşık üçte biri İstanbul'dadır. İstanbul'da tüberküloz olgu hızı ise yüz binde 44.1'dir. İstanbul'da 2011 yılında toplam 5.238 yeni hasta tespit edilmiştir.
Verem Hastalığı Hava Yoluyla Bulaşır
Verem, "mycobacterium tuberculosis" mikrobunun bulaşması ile oluşur. Verem mikrobunu Robert Koch adında bir Alman doktoru bulmuştur, onun için verem mikrobuna Koch Basili denir.
Verem mikrobu insan vücuduna solunum ve sindirim yoluyla girer. Mikrop genellikle akciğerlere yerleşip çoğalarak hastalığa neden olur, ancak lenf bezleri, kemikler, böbrekler ve beyin zarlarında da hastalık görülebilir. Hastalığı, sadece akciğer veremi olan kişiler yayabilir. Hastanın öksürmesi, hapşırması ve tükürmesi ile ortama yayılan ve havada saatlerce asılı kalabilen basiller (verem mikrobu taşıyan damlacıklar) solunum yoluyla diğer kişilere bulaşır. Çatal, kaşık gibi malzemelerle bulaşma olmaz.
Tedavi olmayan her hasta yılda 10-15 kişiye hastalığı bulaştırmaktadır. Ancak, bağışıklık sisteminin engel olması sayesinde mikrobu alan kişilerin sadece yüzde 10'u hastalanır. Kişi eğer aşısız ve vücut direnci düşükse hastalığa yakalanma olasılığı yüksektir. Bağışıklık sisteminin bozulduğu durumlarda (yorgunluk, stres, iyi beslenememe, kötü yaşam koşulları, kötü alışkanlıklar, AIDS, kanser hastaları vb.) hastalığa yakalanma riski çok yüksektir.
2-3 Haftadan Uzun Süren Öksürükte Veremden Şüphelenilmelidir
Verem hastalığının en belirgin ve bilinen belirtileri, öksürük, kilo kaybı, halsizlik, iştahsızlık, göğüs ağrısı, ateş ve gece terlemesidir. Hastalık oluştuğunda bu genel yakınmaların yanında öksürük, balgam, öksürükle kan tükürme, sırt-yan ağrısı, nefes darlığı gibi akciğer şikayetleri ortaya çıkar. İki-üç haftadan uzun süren öksürükte veremden şüphelenmek gerekir. Bu tür şikayetleri olan kişiler en yakın verem savaş dispanserine başvurmalıdır.
Dispansere başvuran hastaların balgamının mikroskopta incelenmesi, balgamın kültüre gönderilmesi, akciğer filmlerinin değerlendirilmesi, PPD (deri) testlerinin ve klinik muayenelerinin yapılması ile verem hastalığının tanısı konulur. Tanı konduktan sonra en az 6-9 aylık bir tedavi gerekir ve verem savaşı dispanserleri tarafından tedavi süresince hastalara ilaçları ücretsiz olarak verilir.
Tedavinin Başarısı Düzenli Olmasına Bağlıdır
Verem hastalığı tedavi edilebilir bir hastalıktır. Ancak tedavinin başarısı verilen ilaçların önerilen sürede ve aksatılmadan kullanılmasına bağlıdır. İlaçlar düzenli olarak içilmediği ve tedavi yarım bırakıldığı takdirde iyileşme olmamakta ve hasta toplum içinde bulaştırıcılığını sürdürmektedir. Üstelik mikrop ilaçlara direnç kazanmakta ve "dirençli tüberküloz" yayılmaktadır. Bu yüzden, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) hastanın ilaçlarını içtiğinden emin olmak için Doğrudan Gözetimli Tedavi Stratejisi (DGTS) olarak adlandırılan her doz ilacı bir sağlık personelinin gözetiminde içirtme yöntemini önermektedir. Günümüzün bu yeni tedavi anlayışı, 2006 yılından itibaren ülkemizde uygulanmaya başlamıştır. İstanbul'da tedavi gören hastaların yüzde 98'ine DGT uygulanmaktadır. Bu hastaların yüzde 83'ü ilaçlarını bir sağlık çalışanı gözetiminde almaktadır. İstanbul'da en önemli hedeflerden biri DGTS tedavisinde ulaşılan bu tedavi oranını korumak ve sağlık çalışanı gözetiminde verilen DGT oranını yükseltmektir.
DSÖ, "tüberküloz prevalansını 2015 yılına kadar, 1990 yılına kıyasla yarıya düşürmeyi" hedeflemektedir. Ülkemizde 1990 yılında yüz binde 52 olan tüberküloz nokta prevalansı tüberküloz kontrol çalışmalarıyla 2006 yılında yüz binde 26'ya düşmüş ve hedefe ulaşılmıştır. Bu hedefin sürdürülmesi konusunda istikrarın korunması gerekmektedir. 2009 yılı için bu rakam yüz binde 25 iken DSÖ Avrupa Bölgesi'nde yüz binde 63, dünya genelinde yüz binde 201'dir.
Hastalığın gerçek anlamda kontrol altına alınabilmesi, akciğer tüberkülozlu hastaların erken tespiti ve etkili bir şekilde tedavi edilmesiyle mümkün olacaktır. Bunun için de tüm bireylerin verem hastalığı konusunda duyarlı olması, hastalık belirtileri olan kişilerin tanı için en kısa sürede verem savaşı dispanserlerine başvurması, hastalık tespit edilenlerin tedavilerini aksatmadan hekim önerisine göre tamamlamaları, DGT yönteminin daha etkili yürütülmesi ve bu konuda tüm toplumun bilinçlendirilmesi önem kazanmaktadır.
İstanbul'da 2011 yılında Toplam 5.238 Hasta Tespit Edilmiştir
İstanbul Sağlık Müdürlüğü, İstanbul'da tüberküloz kontrolü ve sorunların çözümü yönünde son iki yıldır ciddi bir çalışma yürütmektedir. 2009 yılı sonundan itibaren "Tüberküloz Kontrolü" yakın mercek altına alınmış, öncelikle durum değerlendirmesi yapılmış, sorunlar tespit edilmiş ve bu sorunların çözümüne yönelik faaliyetler 2010 yılı içinde uygulanmaya başlamıştır. Bunların bir kısmı tamamlanmış, bir kısmı tamamlanma aşamasındadır.
İstanbul'da son 6 yıl içinde tüberküloz hasta sayısı %20 (5'de bir) oranında azalma göstermiştir
İstanbul'da 2006 yılında 6590 olan tüberküloz hasta sayısı 2011 yılında 5238'e gerilemiştir. Bu, verem savaşı dispanserlerimiz ile yürütülen mücadelenin başarısıdır.
Yıllardır sürdürülen veremle mücadelenin en önemli unsurlarından olan verem savaşı dispanserleri, aile hekimliği sistemi içinde daha modern donanım ve anlayışla hizmetlerini sürdürmekte ve aile hekimleriyle koordinasyonlu olarak hastaların tanı, tedavi ve izlemlerini yapmaktadır. Aile hekimi veremden şüphelendiği hastasını inceleme için verem savaşı dispanserine yönlendirmekte, tedavi alan hastasının DGT uygulamasından sorumlu olmaktadır. Verem savaş hekimi de şüpheli hastaların tetkiklerini yaparak tanısının konması, tedavisinin planlanması, aile hekimi ile iletişim içersinde tedavinin denetimi, hastanın kontrolü ve tedavi sonlandırma kararının verilmesinden sorumludur.
İstanbul'da şu an itibariyle 32 verem savaşı dispanseri bulunmaktadır. Verem savaşı dispanserlerinde halen 60'ı doktor ve 97'si hemşire olmak üzere toplam 225 personel görev yapmaktadır.
Verem savaşı dispanserlerinde 2011 yılında 462.408 poliklinik muayenesi yapılmış, radyolojik tetkik sayısı 395.661 ve mikroskopik tetkik sayısı 36.077 olarak gerçekleşmiştir.
İstanbul'da 2 adet göğüs hastalıkları hastanesi vardır. Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 686 yatağın 195'i, Yedikule Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 380 yatağın 50'si verem hastaları için ayrılmıştır. İstanbul'da hastane laboratuvarları dışında 2 il tüberküloz laboratuvarı bulunmaktadır ve kültür yanında ilaç duyarlılık testi de çalışılmaktadır.
İstanbul'da 2011 raporuna göre tüberküloz hastalarında tedavi başarısı yüzde 91.5 olarak tespit edilmiştir. Ölüm oranı ise tüm hastalarda yüzde 1.9'dur.
Son Dakika › Güncel › Dünya Tüberküloz Günü - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.