İstanbul'da 112 sanıklı hayali POS davasında tutuklu 6 sanık tahliye edildi
İstanbul'da hayali POS işlemleriyle suç geliri elde ettikleri iddia edilen 20'si tutuklu 112 sanığın yargılandığı davada, tutuklu 6 sanık tahliye edildi. Eksikliklerin giderilmesi için duruşma 28 Aralık'a ertelendi.
İstanbul'da bazı ülkelerle yapılan para alışverişlerini çeşitli ödeme sistemleri aracılığıyla şirketleri üzerinden tekellerine aldıkları, yasa dışı yollarla temin ettikleri yabancı banka kartlarını POS cihazlarında hayali işlemler karşılığında kullanarak suç geliri elde ettikleri iddia edilen 20'si tutuklu 112 sanığın yargılandığı davada, tutuklu 6 sanık tahliye edildi.
İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesince Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salonda görülen duruşmaya, 20 tutuklu sanık ve bazı tutuksuz sanıklar ile avukatları katıldı.
Mahkeme hakimi, gizli tanıkların dinlenmesi için ara karar kurulduğunu fakat hazır edilemedikleri için bu duruşmada dinlenemeyeceklerini ifade etti.
Duruşmada savunma yapan tutuksuz sanık Mehmet Acar, suçlamaları kabul etmediğini savunarak, Mardin'de yaşadığını, bağ bahçe işleri yaptığını, burada ticari faaliyeti olmadığını kaydetti.
Hakimin MASAK raporundaki belirtilen paraları sorması üzerine Acar, 2016 yılından bu yana banka hesabının olmadığını iddia etti.
Tutuksuz sanık Şükran Elçiboğa da hakkındaki suçlamaları reddederek, hayatı boyunca yasa dışı bir işin içinde olmadığını, kimseden talimat almadığını ve ailesinin yaptığı ticari ilişkilerin yasal olduğunu söyledi.
Kimseden faizle para almadığını öne süren Elçiboğa, hesap hareketliliği üzerinde yapılan yorumların tamamen varsayıma dayandığını, gayrimeşru bir kaynağı gizleme gayretinin olmadığını belirtti.
Tutuksuz sanık Melisa Kestane ise herhangi bir suç örgütü üyesi olmadığını, kimseden emir ve talimat almadığını, tefecilik yapmadığını, yalnızca ticaret yapmaya çalıştığını savundu.
Tutuklu sanık Fatih Aba da sadece bir çalışan olduğunu ve 16 aydır tutuklu bulunduğunu dile getirerek, tahliyesini istedi.
Tutuklu sanık İbrahim Dağ ise bir suçu olmadığını savunarak, "Burada gördüğünüz insanların hepsi esnaf, işinde gücünde. POS tefeciliğiyle yargılıyorlar, benim posum yok. Bahsi geçen 45 milyonluk işlem yok. Annem benim yüzümden 16 aydır yatakta. Telefonda bana, 'Oğlum ben seni göreyim de ondan sonra öleyim.' diyor. 16 aydır oğlumla aynı koğuşta yatıyoruz. Tahliyemizi talep ediyoruz." dedi.
Tutuklu sanık Mehmet Ferah Dağ da gizli tanığın gelmesini ve yüzleşmeyi istediğini ifade ederek, Dağ ailesinin "öcü" gibi lanse edildiğini, böyle bir aile olmadıklarını, 2013'ten sonra ticaret hayatına başladığını ve kimseden destek almadığını kaydetti.
Afrika ülkelerinde ticaret yaptığını aktaran Dağ, savunmasında şunları söyledi:
"Şirketimle ilgili 8 milyar liradan bahsediliyor. 1071 konteynere yakın ticari hayatımda ihracat yapılmış. Onun yarısından fazlasını şirketim üzerinden yapmışım. Bilgiyle, belgeyle, evrakla, dokümanla hiçbir mahkeme, soruşturma makamına, kolluk kuvvetlerine suçsuzluğumu ispat ettiremedim. Örgüt adı altında yönetici addediliyorum. Örgütün üyesi de babam. Elimden geldiği kadar ülkeme katma değerde bulundum. İşimizi kusursuz yaptık. Gerekli bütün evrakları sunduk."
Görüşü sorulan cumhuriyet savcısı, yakalama kararlarının infazının beklenmesine ve banka hesapları üzerindeki blokelerin kaldırılması yönündeki taleplerin bilirkişi raporu geldikten sonra değerlendirilmesine karar verilmesini istedi.
Bazı sanıklar yönünden uygulanan adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına yönelik taleplerinin reddine karar verilmesini isteyen savcı, tutuklu sanıklar Fatih Aba, Mehmet Mahmutoğlu ve Cafer Dilek'in tutuklulukta geçirdikleri süre göz önünde bulundurularak tahliyelerine karar verilmesini talep etti.
Ara kararını açıklayan hakim, tutuklu sanıklar Fatih Aba, Mehmet Mahmutoğlu, Cafer Dilek, Muhammet Nur Kaya, Murat Kaya ve Necmettin Baran'ın tahliyesine karar verdi.
Diğer tutuklu sanıkların ise tutukluluk halinin devamına hükmeden hakim, eksikliklerin giderilmesi için duruşmayı 28 Aralık'a erteledi.
İddianameden
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, 112 kişi "şüpheli", Merkez Bankası ve Maliye Hazinesi de "suçtan zarar gören" sıfatıyla yer alıyor.
Suç örgütünün merkezinde ve hiyerarşik yapının tepe noktasında sanık Muharrem Dağ'ın yer aldığı ifade edilen iddianamede, örgütün sevk ve idaresini sağlayıp "örgüt yöneticisi" sıfatıyla hareket eden Dağ'ın, örgütün genel stratejisini belirlediği, suçtan elde edilen gelirlerin yönlendirilmesi ve transferine ilişkin sistemler üzerinde hakimiyet kurduğu, özellikle para transfer mekanizmalarını kontrol ederek alt kademelerde yer alan akrabası ve çalışanlarına doğrudan veya dolaylı talimatlar verdiği öne sürülüyor.
Örgütsel yapının ağırlıklı olarak "Dağ", "Elçiboğa", "Acar" ve "Kaya" aileleri etrafında şekillendirildiği, akrabalık ilişkilerinin örgüt içerisinde güven, sadakat ve denetim mekanizması olarak kullanıldığı vurgulanan iddianamede, bu yöntemle üyeler arasında organik bağ tesis edildiğinin altı çiziliyor.
İddianamede, sanıklar Abdulvahap Dağ, Emrullah Dağ ile Mehmet Ferah Dağ'ın farklı şirketler ve ticari görünüm altındaki yapılanmalar üzerinden örgütsel faaliyetleri yöneten, talimatları uygulatan ve alt birimleri koordine eden örgüt yöneticileri olarak konumlandıkları belirtiliyor.
Örgütün suç faaliyetlerini gizlemek ve meşru ticari faaliyet görüntüsü altında sürdürmek amacıyla Dağlar Group, MHR Group, Atlantis, Global47 ve ANKA Group gibi düşük sermayeli ancak olağan ticari hayatla bağdaşmayacak ölçüde yüksek işlem hacmine sahip paravan şirketler kurulduğu da iddianamede yer alıyor.
Taç Döviz, Aklar Döviz, Cengizler Döviz ve Tataroğlu Döviz isimli işletmelerin, suçtan elde edilen gelirlerin bankacılık sistemi dışında muhafaza edildiği, aktarıldığı ve yönlendirildiği fiili emanet noktaları olarak kullanıldığı öne sürülen iddianamede, "Örgütün kamu düzeni ve ekonomik güvenliği ciddi biçimde sarsabilecek nitelikte, karmaşık ve çok katmanlı yöntemler kullandığı ile temel finans kaynağının gerçek bir mal veya hizmet satışı olmaksızın, özellikle Libya ve diğer menşeli yabancı kredi kartları üzerinden POS cihazları aracılığıyla gerçekleştirilen fiktif işlemler olduğu"na dair tespitlere yer veriliyor.
İddianamede, elden para teslimi suretiyle uluslararası boyutta işleyen kayıt dışı bir para transfer ağı kurulduğu, dikkat çekmemek ve iz kaybı yaratmak amacıyla asgari ücretli kuryeler ile aktif ticari faaliyeti bulunmayan akrabalar adına banka hesapları açtırıldığı, suçtan elde edilen gelirlerin bu paravan hesaplar üzerinden dolaştırılarak nakitleştirildiği ve aklandığı vurgulanıyor.
Örgütsel faaliyetlerin 2018'den itibaren artan yoğunluk ve istikrarla devam ettiği, münferit ve geçici eylemlerden ibaret olmayıp belirsiz sayıda suç işleme iradesini yansıttığı kaydedilen iddianamede, yapılanmanın çok sayıda POS cihazı, paravan şirket, döviz büroları, sahte belge üretim kapasitesi ve uluslararası bağlantılarıyla hedeflediği "tefecilik", "izinsiz faaliyette bulunmak" ve "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklamak" suçlarını işlemeye elverişli araç ve organizasyon gücüne sahip olduğu ifade ediliyor.
İddianamede, sanıklar Abdulvahap Dağ, Mehmet Ferah Dağ, Muharrem Dağ'ın, "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak", "tefecilik yapmak", "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklamak" ve "izinsiz faaliyette bulunmak" suçlarından 14'er yıldan 33'er yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep ediliyor.
Ayrıca iddianamede, 109 sanığın "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak", "tefecilik yapmak", "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklamak" ve "izinsiz faaliyette bulunmak" suçlarından 8 yıldan 28 yıla kadar değişen sürede hapisle cezalandırılmaları isteniyor.
Sizin düşünceleriniz neler ?