Diyarbakır eski Milletvekili Sebgetullah Seydaoğlu, Başbakan Erdoğan'ın ve Kuzey Irak Kürt Yönetimi Lideri Mesut Barzani'nin Diyarbakır'a gelişini değerlendirdi.
Başbakan Erdoğan'ın Barzani ile görüşmesine lokal ve önyargı ile yaklaşmanın doğru olmadığını kaydeden Seydaoğlu, "Barzani, bir Kürt realitesidir. Kek Barzani'nin Amed'e ziyaretleri çok anlamlı, kapsamlı, stratejik ve Kürt halkının kaderiyle ilgili bir adımdır. Bu ziyaretin içeriği oldukça dolu ve manidardır. Bunu asla lokal veya ön yargılı olarak değil, global olarak düşünmek ve değerlendirmek lazım" dedi.
"AKLINI KAYBETMİŞ BİRİSİNİN ELİNDEN ALDIĞINIZ SİLAHI TEKRAR KENDİSİNE İADE ETMENİZ ADALET DEĞİLDİR"
Barzani'nin bir asırlık mücadelenin sonunda Kürt halkının Ortadoğu bataklığında kazanımlarını sağlayan ve geniş bir ufku olan bir lider olduğunu ifade eden Seydaoğlu şöyle konuştu:
"Diyarbakır'a gelişi asla zamanlama ve politik olarak dar çerçevede bakmamak gerekir. Herkes bilmeli ki bütün BDP ve milletvekilleri her sene her yeri ziyaret etmekte ve siyasetlerini yapmaktadırlar. Sayın devlet başkanı Barzani'nin Diyarbakır'a gelmesi şerefle, onurla karşılıyor; bütün yüreğimizle destekliyor ve kendilerine hoş geldin, diyoruz.
Socrat bir şölen münasebetiyle dostlarını toplamış ve şu soruyu ortaya atmış: "Adalet Nedir?" Orada bulunanlardan dört tarif gelmiş. Birincisi; "Adalet başkasına verilmesi gereken şeyi vermektir." Sokrat bu cevabı yanlış bulmuş ve açıklamış: Mesela, aklını kaybetmiş birisinin elinden aldığınız silahı tekrar kendisine iade etmeniz adalet değildir.
"ADALETİN SAĞLANABİLMESİ İÇİN GEREKİRSE ÖZGÜRLÜK DAHİ KISITLANABİLİR"
İkincisi şunu söylemiş; "Adalet dostlara fayda düşmanlara zarar vermektir." Sokrat, bunun da adalet olmadığını açıklamış; "İnsan bazen yanılıp kötülere dost, iyilere düşman olabilir. Bu halde adalet kötülere yardım iyilere zarar verme şekline dönüşmüş olur." Üçüncüsü; "Adalet; içinde en kuvvetlinin, yani hükümdarın menfaatinin bulunduğu şeydir" demiş. Sokrat bunun da adalet olmadığını ifade ederek "Hükümdarlar yanılabilir, kanunları kendi halkının ve kendinin aleyhine çıkarabilir." Dördüncüsü ve son tarifi kendisi yaparak: "Adalet; karşılıklı çatışma korkusunun ortaya koyduğu kanunlardır" der. Bir başka ifade ile "Zarar vermekten ve zarara zararla karşılık vermekten kaçınma adalettir." Adaletle ilgili olarak; hakka saygı, başkasına zarar vermemek, kusurlu kimsenin zararı ödemesi, başkasına ait olanın verilmesi, her insana hak ettiği cezanın verilmesi, ahde vefa, eşitçe paylaştırma, onurlu yaşamak gibi tanımlar da getirilmiştir. Yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere adalet bir denklem ve düzen kurma çabasıdır. Genel olarak tüm varlığın özel olarak da devletin, toplumun, dünyanın denklemini ve düzenini kurmaktır. Adaletin sağlanabilmesi için gerekirse özgürlük dahi kısıtlanabilir. Adaletin olduğu yer her nere ise; aile, kurum, işletme, devlet hatta uluslar üstü düzende barıştan söz edilebilir.
Dolayısıyla devletlerin, toplumların ve insanların uyum içerisinde ve barış ortamında birlikte yaşayabilmesinin temel unsuru 'Adalettir' Son yüz yıldır bizim topraklarda bir adaletsizlikten dolayı tabiri yerindeyse bir 'savaş' vardır. Bu bazen insanları öldüren bir savaş, bazen onları yok sayan, dışlayan, inkâr eden bazen de aşağılayarak özgürlüklerini ortadan kaldıran bir savaştır. Bir insanın doğumuyla birlikte kazandığı en önemli insan hakkı, "yaşam hakkı"dır. Son otuz yıldır ülkemizde insanların yaşam hakları ellerinden alınmaktadır. Canımız, ciğerimiz gencecik çocuklarımız kirli bir oyuna kurban edilmektedir. Birileri daha çok kazansın, birileri daha rahat etsin diye insanlık öldürülmektedir."
"NEREDEYSE BİN YILDIR KARDEŞİZ"
Malazgirt zaferinden bu yana 942 yıl geçtğini hatırlatan Seydaoğlu, nerdeyse bin yıldır Türkler ve Kürtlerin bu topraklarda bir olduğunu, kardeş olduğunu dile getirerek şöyle devam etti:
"Gelin görün ki, bu kardeşlik ve akrabalık duyguları 'şoven' ve 'ırkçı' bazı kişilerin yüzünden zehirlendi, kirletildi ve kopma noktasına geldi. İnsanlıktan nasibini almış her Kürt kendisi için bu topraklarda istediğini diğer yarı olan kardeşi Türkler için istemiyorsa kahrolsun. Bunu tersini de söylemek aynı şeydir. Tersinden düşünün ki, bu topraklarda öz yurtlarında Türkler, inkâr edilmiş, aşağılanmış, dileri ve kültürleri yasaklanmış horlanmış ve dışlanmışlar. Bu ne kadar acı ve insanlık dışı olurdu değil mi?
BARIŞ KENDİLİĞİNDEN GELECEKTİR
Dünyanın oluşumundan bu yana insanoğlu barış içerisinde bir arada yaşamanın yollarını aramıştır. İlk çağlardan bu yana insanlar bir araya gelerek bir takım tehlikelere karşı kendilerini korumak istemişledir. Bunu da başarmışlardır. Hani, karanlığın ardından doğacak bir güneş vardır ya, işte barış bence budur; çünkü ancak barış karanlık ortamlara ışık verebilir.
Ülkemizin tüm renkleri ile yoluna devam etmesi için, insanların barış ve huzur içinde yaşamaları için bütün vatandaşlar olarak bize düşen sorumluluğu yerine getirmeliyiz. Bunu yaptığımız zaman daima barış ve güven içerisinde oluruz, her zaman mutlu oluruz; çünkü mutluluk ancak barış içinde yaşanabilir. Her vicdan sahibi kişi kendisi için bu ülkede istediği hakları kardeşi için istediği gün bu ülkeye barış kendiliğinden gelmiş demektedir. Dolayısıyla tarafların 'adaletli' olması barış için yeterli olan tek şarttır"
Engin ÖZTÜRK
Son Dakika › Güncel › Seydaoğlu Ağır Konuştu - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.