Soybağının Reddi Davasında Hak Düşürücü Süreye İptal - Son Dakika
Son Dakika Logo

Soybağının Reddi Davasında Hak Düşürücü Süreye İptal

Soybağının Reddi Davasında Hak Düşürücü Süreye İptal
10.12.2013 14:15

Anayasa Mahkemesinin, Türk Medeni Kanunu'nun, ergin olmayan çocuğa atanacak kayyımın doğumdan başlayarak beş yıl içinde soybağının reddi davası açabileceğine ilişkin hükmün iptal gerekçesi Resmi ...

Anayasa Mahkemesinin, Türk Medeni Kanunu'nun, ergin olmayan çocuğa atanacak kayyımın doğumdan başlayarak beş yıl içinde soybağının reddi davası açabileceğine ilişkin hükmünün iptaline ilişkin kararının gerekçesi Resmi Gazete'de yayımlandı.

Sincan 2. Aile Mahkemesi, baktığı bir davada, Türk Medeni Kanunu'nun 291. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "...her halde doğumdan başlayarak beş yıl..." ibaresinin Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına vararak, iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurdu.

Davayı esastan görüşen Anayasa Mahkemesi, düzenlemenin iptaline karar verdi. İptal edilen hüküm, ergin olmayan çocuğa atanacak kayyımın, her halde doğumdan başlayarak beş yıl içinde soybağının reddi davasını açmasını öngörüyordu.

Anayasa Mahkemesi, 2009'da açılan bir davada da baba olmadığını öğrenen kişinin soybağının reddi için davayı, doğumdan başlayarak 5 yıl içinde açmasını zorunlu kılan Türk Medeni Kanu'nun ilgili hükmünü iptal etmişti.

Yüksek Mahkeme'nin Resmi Gazete'de yayımlanan gerekçesinde, başvuru kararında, ergin olmayan çocuk bakımından açılacak soybağının reddi davasının küçüğün doğumundan itibaren beş yıl içerisinde açılmasını öngören itiraz konusu kuralın, kişinin genetik babasıyla nesep ilişkisi kurma hakkını sınırladığı ve maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkının özünü zedelediği belirtilerek kuralın, Anayasa'ya aykırı olduğunun ileri sürüldüğü belirtildi.

Kişinin, gerçek babasıyla soybağı ilişkisi kurabilmesi için öncelikle kanunen kurulan soybağının, soybağının reddi davası açmak suretiyle kaldırılması gerektiği belirtilen gerekçede, itiraz konusu kuralın, bu davanın küçüğün doğumundan itibaren beş yıl içinde açılması gerektiğini öngördüğü hatırlatıldı.

Gerekçede, Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan devlet olduğu belirtildi.

Anayasa'nın 5. maddesinde de devletin temel amaç ve görevleri belirlenirken, devlete, kişilerin refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak görevi verildiği vurgulandı.

Anayasa'nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" başlıklı 17. maddesinde, "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir" hükmünün yer aldığı belirtilen gerekçede, "Buna göre, kişinin yaşama hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez, vazgeçilmez temel haklardandır. Bireyin bu haklara ulaşmasını zorlaştıran her türlü engelin ortadan kaldırılması da devlete görev olarak verilmiştir" ifadesi kullanıldı.

-Mahkemeye erişim hakkı hak arama özgürlüğünün temel unsuru

Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı hatırlatılan gerekçede, hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından birinin mahkemeye erişim hakkı olduğu belirtildi. Bu hakkın, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne taşınması hakkını da kapsadığına işaret edilen gerekçede, şunlar kaydedildi:

"Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede, herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa bile Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması mümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanımına ilişkin düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancak bu sınırlamalar Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz. Anayasa'nın 13. maddesine göre temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamalar, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyet'in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz."

-Kanun koyucunun takdir yetkisi

Kanunların, kamu yararı amacına yönelik olmasının, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyeti gözetmesinin hukuk devletinin gereği olduğu vurgulanan gerekçede,  bu nedenle, kanun koyucunun hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması gerektiği belirtildi.

Dava açabilme ehliyetinin, ancak erginlik yaşının ikmaliyle bizzat kullanılabildiği, aksi halde davanın bir temsilci aracılığıyla açılması gerektiği ifade edilen gerekçede, kuralın, soybağının reddi davası açacak küçüğün bu hakkını bir kayyım vasıtasıyla kullanabileceğini düzenlediği hatırlatıldı.

Kayyım atama kararının ise bir mahkeme tasarrufu olduğu hatırlatılan gerekçede, şunlar kaydedildi:

"Kuralda belirtilen süre içerisinde doğal olarak sıfır-beş yaş arasında olan bir kişinin kayyım atanmasına yönelik bir iradesinden söz edilemez. Dolayısıyla küçüğün, hak düşürücü süre geçtikten sonra kayyım atanmasının ve buna bağlı olarak da davanın süresinde açılmamasının sonuçlarından sorumlu tutularak bu hakkını kullanılmasının engellenmesi adalet ve hakkaniyet ilkelerine aykırıdır. Kişinin genetik babasıyla nesep ilişkisi kurabilmesi maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının bir gereğidir. Bireyin ana babasını bilme, babasının nüfusuna yazılma ve bunların getireceği haklardan yararlanma, ana ve babasından velayete bağlı görevlerini yerine getirmelerini isteme hakkı, onun maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi kapsamındadır. Hukuk devleti ilkesi de kişinin genetik-biyolojik kökenini bilme ve soybağı ilişkisini kurma hakkının önündeki engelleri kaldırmayı gerektirir."

-Düzenleme sürekli dava tehdidine karşı getirilmiş

Gerekçede, soybağının reddi davası açma hakkını bir hak düşürücü süreyle sınırlayan kanun koyucunun, hukuken kurulan soybağı ilişkisinin sürekli dava tehdidi altında kalmasını istemediği için bu hükümleri getirdiğinin anlaşıldığı kaydedildi.

Hükümle, hukuken kurulan soybağının sürekli dava tehdidi altında olması engellenirken, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile hak arama hürriyetinin zarar görmemesi gerektiği vurgulanan gerekçede, bu hakların sınırlandırılmasıyla umulan kamu yararı ile bireyin hak ve özgürlükleri arasında adil bir dengenin olması gerektiğine işaret edildi. Gerekçede, "Bu bakımdan soybağının reddi davasına ilişkin sürenin kaçırılmasında bir kusuru bulunmayan kişinin, genetik babasıyla soybağı ilişkisi kurma hakkını sınırlayan itiraz konusu kural, küçüğün maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını, hak arama hürriyetinin özünü hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak biçimde zedelemektedir" değerlendirilmesinde bulunuldu. - Ankara

Kaynak: AA

Son Dakika Güncel Soybağının Reddi Davasında Hak Düşürücü Süreye İptal - Son Dakika


Advertisement