Myanmar, 2021'deki askeri darbenin ardından ülkede ilk kez genel seçimler yapılmasına rağmen İngiltere'den bağımsızlığını kazanmasının 78. yıl dönümüne, siyasi gerilim ve silahlı çatışmalar eşliğinde giriyor.
Myanmar'ın bağımsızlığa uzanan süreci, İkinci Dünya Savaşı yıllarında General Aung San öncülüğünde Japon işgaline karşı verilen mücadeleyle başladı ve savaşın ardından İngiliz sömürge yönetimine karşı direnişle devam etti.
1948'de bağımsızlığını ilan etmesinin ardından sömürge yönetiminden kurtuluşun sembolü haline gelen 4 Ocak, her yıl Myanmar halkı tarafından Bağımsızlık Günü olarak kutlanıyor.
2021'deki askeri darbenin ardından ilk kez genel seçimlerin yapıldığı Myanmar'da, bağımsızlık ideallerinin üzerinden geçen on yıllara rağmen siyasi gerilim, silahlı çatışmalar ve etnik-dini ayrımcılık ülkenin temel sorunları arasında yer alıyor.
İngiltere'den bağımsızlığını kazanmasının 78. yılında Myanmar, bu yıl Bağımsızlık Günü'nü, 2021'deki askeri darbenin ardından ilk kez yapılan genel seçimler, ülke genelinde süren hava saldırıları ve derinleşen insani kriz eşliğinde karşılıyor.
Güneydoğu Asya Yenilik Güçlerinin (FORSEA) Kurucu Ortağı ve İngiltere'de sürgünde yaşayan Birmanyalı akademisyen Maung Zarni, askeri darbenin ardından ilk kez genel seçimlerin yapılmasına rağmen siyasi istikrarsızlık ve insan hakları ihlallerinin devam ettiği Myanmar'da Bağımsızlık Günü'nün toplumda nasıl bir anlam taşıdığını AA muhabirine değerlendirdi.
Zarni, Myanmar'ın bağımsızlık mücadelesinin, farklı etnik ve dini toplulukları kapsayan federal ve eşitlikçi bir yapı hedefiyle başladığını ancak bu hedefin kısa sürede askeri müdahaleler ve siyasal bölünmeler nedeniyle akamete uğradığını vurguladı.
Myanmar'ın, ırkçılık, dar görüşlü liderlik ve sömürge döneminden miras kalan bölünmeler nedeniyle sıkışıp kaldığını belirten Zarni, Bağımsızlık Günü'nün, özellikle Budist olmayan ve etnik azınlıklara mensup topluluklar için "beyaz üstünlükçü" İngiliz sömürge yönetiminin pençesinden kurtulup Budist Üstünlükçü ve etnik merkezci bir yönetimin pençesine düşmek anlamına geldiğini aktardı.
Maung Zarni, "Myanmar neredeyse tüm etnik ve dini topluluklar için cehennem gibi bir yer olarak varlığını sürdürüyor. Myanmar'da, iktidara ve haksız kazançlarına sımsıkı sarılan başarısız askeri liderlik ve buna tepki olarak ortaya çıkan darbe karşıtı hareketler devam ettiği sürece, hiçbir grup kendini güvende, huzurlu ve istikrarlı hissedemez." değerlendirmesinde bulundu.
"Myanmar için umut vadeden geleceğe ağır bir darbe"
Myanmar, bağımsızlığını kazanmasının ardından 50 yılı aşkın bir süreyi askeri yönetim altında geçirdi.
Myanmar ordusu, 2020'deki genel seçimlerde hile yapıldığı iddialarının ortaya atılması ve ülkede siyasi gerilim yaşanmasının ardından 1 Şubat 2021'de yönetime el koydu ve ülkenin fiili lideri ve Dışişleri Bakanı Aung San Suu Çii başta olmak üzere pek çok yetkiliyi gözaltına aldı.
Barışçı protestoların kanlı şekilde bastırılmasının ardından başlayan silahlı direniş ve ülke genelindeki çatışmalar, 2021'den bu yana 6 bin kişinin ölümüne neden olurken yaklaşık 3 milyon kişi yerinden edildi.
İnsan Hakları İzleme Örgütünün (HRW) 2025 dünya raporunda, Myanmar'da darbeden sonra 27 binden fazla kişinin askeri yönetim yetkilileri tarafından gözaltına alındığı, bu kişilerden yaklaşık 6 bininin kadın ve 570'inin çocuk olduğu belirtiliyor.
Birmanyalı akademisyen Zarni, İkinci Dünya Savaşı'nın yarattığı yıkım ve İngiliz sömürge yönetiminin bıraktığı etnik ve dini bölünmelerin, bağımsız Myanmar'ın en büyük yapısal sorunları olduğunu belirterek savaş sırasında altyapının tahrip edilmesi ve ekonominin çökmesinin ülkeyi kırılgan hale getirdiğine işaret etti.
Aralarında bağımsızlık mücadelesinin mimarı Aung San'ın da bulunduğu kilit isimlerin 1947'de suikaste uğramasının "Myanmar için umut vadeden geleceğe ağır bir darbe" vurduğunu kaydeden Zarni, onlarca yıl süren askeri vesayetin ülkeyi siyasal ve ekonomik açıdan başarısız bir yapıya dönüştürdüğünü anlattı.
FORSEA'nın Kurucu Ortağı Zarni, "Ülkenin coğrafyasında çok aktif askeri çatışma bölgeleri bulunuyor. Kısacası, Myanmar'ı içsel olarak derin bir parçalanma ya da 'Balkanlaşma' yaşayan etno-politik sistemler ağı olarak tanımlayabilirim." ifadelerini kullandı.
Bölge ülkelerinin ve Güneydoğu Asya Uluslar Birliğinin (ASEAN) söz konusu krizi çözmek yerine kendi stratejik ve ekonomik çıkarlarını öncelediğini kaydeden Zarni şunları söyledi:
"1962'den itibaren on yıllar boyunca devlet iktidarı, giderek Müslüman karşıtı, militarist ve ırkçı bir hale gelen Bamar veya Myanmar askeri liderliğinin elindeydi. Myanmar'daki etnik grupların ve sivil politikacıların da ülkedeki karmaşaya katkıda bulunduğunu söyleyebilirim. Ancak sorumluluğun büyük bölümü Myanmar askeri yönetimine aittir."
Darbenin ardından ilk kez yapılan genel seçim, Müslümanlar için kapsayıcı değil
Myanmar'da darbeden sonra ilk kez yapılan ve 25 Ocak 2026'ya kadar sürecek 4 haftalık genel seçimlerde oy verme işlemi 28 Aralık'ta başladı.
Ordu destekli Birlik İçin Dayanışma ve Kalkınma Partisi (USDP) en çok adayla seçime katılırken 65 seçim bölgesinde sandıklar kurulmadı ve oy kullanacak kayıtlı seçmen sayısı açıklanmadı.
Genel seçimler öncesi ve sırasında Sagaing, Monywa, Budalin ve Myawaddy bölgeleri dahil ülkenin birçok yerinde hava saldırıları düzenlendi ve çatışmalar devam etti.
Maung Zarni, seçimlerin, Çin ve Rusya dahil dış aktörlerin teşvikiyle, aralarında Arakanlı Müslümanlara yönelik soykırımda rol alan üst düzey askerlerin de bulunduğu kadrolarla "seçilmiş hükümet" görüntüsü oluşturmak amacıyla düzenlendiğini söyledi.
Ordunun kapsayıcı olmakla ilgilenmediğini ve Bangladeş, Hindistan, Çin ve Tayland sınırları boyunca uzanan bölgelerde fiili hakimiyetini kaybettiği için bu alanlarda seçim düzenleyemediğini kaydeden Zarni, "Seçimler etnik, dini ve coğrafi temsil açısından kesinlikle kapsayıcı değil." değerlendirmesini yaptı.
FORSEA'nın Kurucu Ortağı Zarni, Myanmar'daki Müslüman nüfusun en yoğun olduğu bölgenin, Bangladeş sınırındaki Rakhine adlı batı eyaleti olduğunu hatırlatarak 2 milyonu aşkın Müslüman nüfusun, 2016 ve 2017'de ordunun "soykırım niteliğindeki yıkım ve toplu sürgünleri" sonucunda 400 binin altına düştüğünü kaydetti.
Arakan'da darbe karşıtı grupların Batı Myanmar'ın yüzde 90'ını kontrol ettiği bilgisini paylaşan Zarni, "Askeri yönetim bu kıyı eyaletinde seçim yapamadı." dedi.
Maung Zarni, "Myanmar'da etnik Bamar ve Budistler de dahil ezici çoğunluk, bu seçimleri cuntanın iktidarı elinde tutmak için tasarladığı tam bir sahtekarlık olarak görüyor." diye konuştu.
Arakanlı Müslümanlar, etnik temizlik ve insan hakları ihlallerine maruz kalıyor
Myanmar'ın Arakan eyaletinde 2012'de Budistler ile Müslümanlar arasında çatışmalar çıkması üzerine, çoğu Müslüman binlerce kişi katledildi, yüzlerce ev ve iş yeri ateşe verildi.
Ayrıca, Arakan'daki sınır karakollarına 25 Ağustos 2017'de düzenlenen eş zamanlı saldırıları gerekçe gösteren Myanmar ordusu ve Budist milliyetçilerin uyguladıkları kitlesel şiddetten kaçan 1 milyondan fazla kişi, Bangladeş'e sığındı.
Maung Zarni, Myanmar'daki Müslümanlara yönelik ayrımcılığın yalnızca askeri yönetimle sınırlı olmadığını, bazı darbe karşıtı silahlı gruplar ve sivil çevrelerde de yükseldiğini vurguladı.
Söz konusu durumun, insan haklarını savunduğunu iddia eden yapıların en büyük çelişkilerinden biri olduğunu belirten Zarni, bu grupların Müslümanlar ve Rohingyalara yönelik görüşlerinin, "Batılı emperyalistlerin ve Siyonist İsrail'in İslam'a karşı yürüttüğü küresel propagandadan da etkilendiğini" ve "Müslümanları şiddet, terörizm ya da kadınlara yönelik baskı ile özdeşleştirdiğini" belirtti.
FORSEA'nın Kurucu Ortağı Zarni, Rohingyaların ise bu ayrımcılığın ötesinde, sistematik bir etnik soykırıma maruz kaldığını belirterek devlet destekli propagandalar ile bu topluluğun "istenmeyen, ve İngiliz sömürge döneminden kalma" bir etnik grupmuş gibi aktarıldığını ifade etti.
Son Dakika › Güncel › Myanmar'da Bağımsızlık Günü ve Siyasi Kriz - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.