Son Dakika Haberleri: Tahran'da "Türkiye Kültür ve Sanat Haftası"

Tahran'da "Türkiye Kültür ve Sanat Haftası"

4 yıl önce

Öykü yazarı Cemal Şakar, "Türkiye'de öykü tarihi modernizmin öyküsüdür" dedi.

Tahran'da
Öykü yazarı Cemal Şakar, " Türkiye'de öykü tarihi modernizmin öyküsüdür" dedi. 

Başkent Tahran'da Yunus Emre Enstitüsü tarafından İran Sanatçılar Evi'nde düzenlenen "Türkiye Kültür ve Sanat Haftası" etkinlikleri kapsamında "Türkiye'nin Öyküsü ve Romanı Paneli"nde konuşan Şakar, Türk öykü sanatının tarih içerisindeki değişim sürecini anlattı.

Şakar, "İran benim en sık geldiğim ülkelerden biri. Buraya her geldiğimde kendi arkadaşlarımın arasında olduğum hissi yaşıyorum. Çünkü Türkiye ve İran'ın ortak bir hafızadan beslendiklerini düşünüyorum" ifadelerini kullandı.

İki dilin binlerce ortak kelimesinin olduğuna dikkati çeken Şakar, "Birbirimizin diline girmiş binlerce kelime var. Bunun ötesinde kadim ve geleneksel edebiyatımız neredeyse birbirinin kopyası gibi" şeklinde konuştu.

Şakar, sözlerine şöyle devam etti:

"Modernleşmenin başlamasıyla geleneksel bağlar biraz zayıfladı. Her ülke kendi modernleşmesini yaşadı. Bütün bu süreçten sonra bugün benim en çok üzüldüğüm şey, bu iki ülke insanının karşılıklı yazarlarını hiç tanımamaları. Biz Türkler İranlı düşünce adamlarının dışında hikayeci olarak sadece Sadık Hidayet ve Mustafa Maksut'u biliriz. İranlılar da Orhan Pamuk'la, Elif Şafak'ı bilirler. Biz birbirimizin edebiyatçılarını tanımamız için önce kitaplarının Batılı dillere çevrilir, sonra biz tercüme eder okuruz. Bu eserler Batıda yeterli yankıyı yaptıktan sonra ancak bizim dillerimize çevriliyor."

Yunus Emre Enstitüsü'nün iki ülke edebiyatçılarının birbirlerini tanıma konusundaki katkılarına teşekkür eden Şakar, "Umarım bu gibi kuruluşlar çoğalır ve birbirimizi doğrudan tanıma imkanımız artar" değerlendirmesinde bulundu.

Konuşmasının devamında Türkiye'de öykücülüğün hikayesini anlatan Şakar, "Türkiye'de öykü tarihi modernizmin öyküsüdür" dedi.

Osmanlı döneminde öykücülüğün başlangıcının  Ahmet Mithat Efendi'ye (1870) dayandığını ifade eden Şakar, Cumhuriyet döneminde ise bu edebiyat dalının ne olduğunu ilk ortaya koyan kişinin Ömer Seyfettin (1920) olduğunu söyledi.

Şakar, "Öykü tarihi açısından baktığımızda 1940'lı yıllar Türkiye'de öykünün zirveye çıktığı yıllardı. Türkiye'de öykü dediğimizde ilk aklımıza gelen Sait Faik Abasıyanık'tır. Onun son kitabı Alemdağ'da Var Bir Yılan Türk öykücülüğüne fantastiğin taşındığı eser oldu" şeklinde açıkladı.

-Öyküde radikal değişim yılları

Şakar, şunları söyledi:

"1950'li yıllar öykü ve şiirin radikal bir değişim ve devrim geçirdiği yıllar oldu. Biz bu kuşağa yazdıkları derginin adı münasebetiyle "A Kuşağı" veya "1950 Kuşağı" diyoruz. Şiirdeki karşılıkları da "İkinci Yenilikçiler" oldu. Bu kuşak İran'daki muadilleri olan Sadık Hidayet gibi Camus ve  Sartre'dan etkilenen kuşaktır. Bu yıllara "Bunalım Kuşağı" deniyor. Bu dönemde bireyin ön plana çıkarıldığı, bireyin sorunlarının ele alındığı içe dönük öyküler yazıldı. Öykü, insanın içine yönelmesiyle hem anlatım hem de kurgu olarak yeni imkanlar kazandı. Ancak bu kuşak dönemin eleştirmenleri tarafından sürekli olarak gündeme taşıdıkları bunalımın yapay ve sahte bir bunalım olması dolayısıyla eleştirildi. Batı için bu buhran ve bunalım elbette anlamlıydı. İki dünya savaşı yaşamışlardı. Evler yıkılmış, şehirler yakılmıştı. Tanrının ölümü ilan edildi. Bununla birlikte bir anlam ve değer kaybı yaşamaya başladılar. Batı için anlamlı olan bu bunalım Türkiye için hiçbir zaman anlamlı olmadı. Çünkü Türkiye bu manada bir değer ve anlam kaybı yaşamamıştı. Öykü eleştirmeni Ömer Lekesiz, bu bunalımın yapay ve sahte bir bunalım olduğunu söylüyordu. Yine o dönemin bir başka eleştirmeni bu kuşağın bunalımı yakalarının bir süsü olarak taşıdıkları şeklinde eleştiriyordu."

70'li yılların Türkiye'nin siyasallaştığı yıllar olduğunu, sıkıyönetim baskısının öykücülere yansıdığını belirten Şakar, "Mustafa Kutlu ve Rasim Özdenören gibi İslamcı öykücüler bu dönemde yetişti. 1980'li yıllar Türkiye'nin yaşadığı en zor yıllardı. Baskı ve şiddet yazarların içe kapanmasına sebep oldu. 1990'lı yıllar ise post modernizm Türk edebiyatını etkilemeye başladığı yıllardı. Türkiye'nin dünyaya açıldığı bu yıllarda başlayan post modernizmin etkisi bugünlere kadar geldi" ifadesinde bulundu.



İş Kadını Leyla Alaton: Erdoğan'ı Son Derece Feminist Buluyorum İskenderpaşa Cemaati, Cumhur İttifakı'nı Destekleyecek Çin Borsasından Bir Günde 1,6 Milyar Dolar Çıktı