Adalet Bakanı Sadullah Ergin, "Medyanın, yazılı ve görsel yollardan kadına yönelik şiddet konusunda geliştirdiği haber dili açısından da ne yazık ki bazı sorunlar bulunduğu kanaatindeyim. Bu alana gösterilen aşırı ilgi, kadının ikinci kez mağdur edilmesi sonucunu doğurmakta; medyada sıklıkla görünürlük, beraberinde meşrulaştırma tartışmalarını getirmektedir" dedi.
Ergin, "İnsan Hakları Standartlarının Etkin Uygulanması Bağlamında Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Sempozyumu"nun açılışında yaptığı konuşmada, içinde bulunulan yüzyılın kilit kavramlarından biri olan 'katılım'dan en büyük pay alması beklenen grupların başında kadınların geldiğini söyledi.
Dünya kadınları gibi Türkiye'deki kadınların da siyasetten ekonomiye, bilimden kültür hayatına geniş bir alanda var olma mücadelesi verdiğine, deyim yerindeyse kadın olmanın anlamını yeniden ürettiğine işaret eden Ergin, "Ne var ki küresel bir sorun olan cinsiyet temelli ayrımcılık bu mücadele çizgisini kırmakta, kadına yönelik şiddet ise bu ayrımcılığın en kaba tezahürü olarak ortaya çıkmaktadır" dedi.
Şiddetin, kadının yasal, sosyal, siyasi ve ekonomik eşitliğini sağlama fırsatını sınırladığını, girişimcilik ruhu ve öz güvenini parçaladığını ifade eden Ergin, yapılan araştırmaların her gelir ve eğitim düzeyinden kadının aile içinde şiddete maruz kalabildiğini gösterdiğini vurguladı.
Sorunu görünür kılan ve günden güne yükselen toplumsal duyarlılığın altını çizen Ergin, "Sevindirici olan bu duyarlılığın, çözüm için çok önemli bir hareket noktası olduğudur" dedi.
2008 yılında yapılan bir araştırmada, erkeğin eşini bazı durumlarda dövebileceğini kabullenen kadınların, hiç de azımsanmayacak bir orana ulaşmış olmasının, şiddetin sosyal meşruiyet kanallarının, sanılandan daha geniş olduğunu ortaya koyduğunu söyleyen Ergin, şunları kaydetti:
"Şiddetin diliyle terbiye edilen, şiddetin ikliminde soluk alıp vererek büyüyenlerin, şiddeti olağan bir iletişim ve sorun çözme yöntemi olarak benimsemesi, bu yüzden garipsenmemelidir. Sosyalleşme sürecinde, aile içinde kadına yönelik şiddete tanık olan kız çocukları için şiddet görmek, erkek çocukları için de bu şiddeti uygulamak hayatın bir parçası haline gelebilmektedir. Bu sebeple kadına karşı şiddetle etkin mücadele, birey olarak kadının hak ve onurunu korumak kadar bu sosyal döngünün kırılabilmesi adına da önem arz etmektedir."
Konunun bir insan hakları sorunu olarak da karşılarına çıktığına işaret eden Ergin, bu sorunun sağlıklı bir toplum yapısı kurularak çözümü için herkesin işbirliği ve güç birliği yapması gerektiğini belirtti.
-Kadın hukuku konusunda ciddi ilerlemeler...-
Kadın-erkek eşitliği konusunda bugün Türkiye'de uluslararası standartlara oldukça uygun bir yasal çerçevenin varlığının geniş kabul gören bir husus olduğuna işaret eden Ergin, özellikle son yıllarda kadın hukuku konusunda çok ciddi ilerlemeler gerçekleştiğini, kadınların insan haklarının gelişimine yönelik olumlu yasal reformlar yapıldığını anlattı.
Sadullah Ergin, bu reformların, bir yandan kadınların kamu alanına açılmasının önündeki çok sayıda engeli ortadan kaldırırken, bir yandan da toplumda kadın-erkek eşitliği fikrinin pekişmesine hizmet verdiğini söyledi.
Soruşturma ve dava süreçlerinde koruyucu önlemlerin ölçülü bir şekilde uygulanmasının, suç mağdurları ve şüphelilerinin aynı aileden olmaları durumunda özel bir önem taşıdığına işaret eden Ergin, "Başsavcılıklarımızda, kadına yönelik şiddetin soruşturulması amacıyla özel soruşturma bürolarının oluşturulmaya başlanmış olması, etkili soruşturma yürütme anlamında önemli bir adım oluşturmaktadır" dedi.
Ergin, şiddet mağduru kadınların hukuki korumadan etkili bir şekilde yararlandırılmalarının, bu alanda gerek meslek öncesi, gerek meslek içi eğitim programlarıyla, hakim ve savcılar ile diğer uzman personelin de bu alanda mesleki yetkinliklerinin artırılmasını gerektirdiğini vurguladı.
"Medyanın, yazılı ve görsel yollardan, kadına yönelik şiddet konusunda geliştirdiği haber dili açısından da ne yazık ki bazı sorunlar bulunduğu kanaatindeyim" diye konuşan Ergin, şunları kaydetti:
"Bu alana gösterilen aşırı ilgi, kadının ikinci kez mağdur edilmesi sonucunu doğurmakta; medyada sıklıkla görünürlük, beraberinde meşrulaştırma tartışmalarını getirmektedir. Şüphesiz kadına yönelik şiddetin haberleştirilmesi basın özgürlüğü kapsamındadır ve toplumsal farkındalığa da hizmet etmektedir. Ancak, nasıl ki soruşturma ve kovuşturma süreçlerinde yargı bakımından konunun özen gösterilmesi gereken yönleri var ise medya bakımından da böyle bir sorumluluk bulunmaktadır. Amaç, kadının onurunu korumak ise medya üzerinden de bunun örselenmesine izin vermemek, kişilik haklarına, insan onuruna saygının ve etik değerlerin bir gereğidir."
Kadına yönelik şiddetle mücadelenin bütüncül bir yaklaşımla sorunun ele alınmasını gerektirdiğini söyleyen Ergin, "Devlet düzeyinde uluslararası standartların benimsenerek yasallaştırılması, etkili korunma mekanizmalarının kurulması ve geliştirilmesi, toplumsal düzeyde tüm sosyal kesimlerinin bu konuda hassasiyet göstermesi, sivil toplum çalışmaları ve desteğiyle işbirliğine gidilmesi önemli mesafeler alınmasını sağlayacaktır. Bir Çin atasözü, 'gökyüzünün yarısı kadınlarındır' der. Gökyüzünün altında barışçıl bir dünya kurabilmek, kadın ve erkeğin insan insan olma onurunda birleşmesiyle, ortak insani değerler üstünde ittifakıyla mümkündür" şeklinde konuştu.
Ergin, "Şiddetin işgali altındaki ruhların eşitlik ve adalet duygularıyla ıslahı, sadece kadınlarımıza değil, aynı zamanda bütün topluma ve insanlığa karşı borcumuzdur" dedi.
Uluslararası Hukuk ve Adalet Vakfı Başkanı Nazım Kaynak da vakfın son dönemde sayısı ve şiddeti hızla artan aile içi şiddetle, özelde kadına karşı şiddet konusunun hassasiyetle ele alınması gerektiğini düşündüğünü belirtti.
Kaynak, "Bununla birlikte konunun sosyal ve psikolojik yanı ihmal edilmemeli, uygulamalarda hukuk devleti ilkesinden ayrılmadan hareket edilmeli" diye konuştu.
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Başkanvekili Ahmet Hamsici de HSYK'nın, Türkiye Adalet Akademisi ile işbirliği yaparak kadına karşı şiddetin önlenmesine yönelik sempozyum ve meslek içi eğitim programı düzenlenmesine karar verdiğini belirterek, "Bugün düzenlenen bu sempozyuma İstanbul'dan 30, İstanbul dışından 60 hakim ve cumhuriyet savcısının katılımı da sağlanmıştır. Ayrıca 14-15 Haziran 2012 tarihlerinde İstanbul'da 6284 sayılı kanunun uygulanmasına ilişkin düzenlenecek meslek içi eğitim programına da 65 cumhuriyet savcısının katılmasına izin verilmiştir" diye konuştu.
Muhabir: Fatma Metin Günaydın/ Neşat Ergül
Yayıncı: Sabri Çelebioğlu - İSTANBUL
Son Dakika › Politika › 'Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Sempozyumu' - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.