Anayasa Mahkemesi yarın ana dilde savunma için toplanacak Anayasa Mahkemesi yarın ana dilde savunma için toplanacak. Düzenlemenin iptal isteminin ilk incelemesini yapacak olan Yüksek Mahkeme, başvuruyu esastan inceleyip incelemeyeceğine karar verecek. Anadilde savunma düzenlemesinin iptali için yapılan başvuruda ise azınlık vurgusu yapılarak, "Anadil vurgusu yapılarak, anadil konusu dolanılarak, evrensel düzeyde tanınan ücretsiz tercüman hakkı ihlal edilmiş, bu hak hukuksal içeriğin dışına taşınarak, siyasal bir talep ve siyasal bir kimliğin kabulüne çevrilmiş, oysa bu hakkın esas olduğu yargılanma konusu görmezden gelinerek, ikinci planda bırakılmıştır" denildi.
Çankırı İnfaz Hakimliği, baktığı bir davada anadilde savunma hakkı tanıyan, 6411 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un, 1. maddesiyle, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 202. maddesine eklenen (4) ve (5) numaralı fıkraların, 2. maddesiyle 5271 sayılı Kanuna eklenen Geçici Madde 1'in (1) numaralı fıkrasının iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu.
Çankırı İnfaz Hakimliği'nin baktığı bir davada, Türkçe bilen hükümlünün anadili olan Kürtçe'de daha etkili olarak savunma yapabileceği gerekçesiyle Türkçe savunma yapmayı reddetti. Çankırı İnfaz Hakimliği, dava devam ederken de 6411 sayılı Yasa'nın 1. ve 2. maddelerinde değişiklik yapıldığını, söz konusu maddelerin Anayasa aykırı olduğunu belirterek Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. Yarın toplanacak olan Anayasa Mahkemesi, düzenlemenin iptal isteminin ilk incelemesini yapacak ve başvuruyu esastan inceleyip incelemeyeceğine karar verecek.
-ANADİL SÖMÜRÜ MALZEMESİ HALİNDE TOPLUMA SUNULMAKTA-
Çankırı Hakimliği, anadilde savunma hakkı tanıyan düzenlemenin iptali için yaptığı başvuruda, Türkiye'nin, dil konusunda, resmi dil ölçütünü esas aldığı, bunun Anayasa'da açıkça tek dil esasına göre düzenlendiği ifade edildi. Resmi dilin, devletin egemenlik erklerinde ve bu erklerin işleyişinde kullanılan dil olduğu vurgusunun yapıldığı başvuruda, yargı erkinde, resmi dil bilinmesine rağmen bir başka dilin kullanımına olanak sağlanmasının, açılım ya da demokratik bir hak sağlama olmadığı, hukukun dolanılıp kolaycı bir yol olarak yargının seçilerek çok dillilik yolunun açılması olduğu belirtildi. Bu durumun, yürütme ve idare birimlerinde, yasama ve komisyonlarda başka dillerin kullanımına olanak sağlanmasında hukuken hiç bir farkı olmadığının vurgulandığı başvuruda, "Konu bu aşamada hukukun alanından çıkmakta, siyasal boyut kazanmakta, bir hak sağlanması söz konusuymuş gibi, anadil çok açıkça sömürü malzemesi halinde topluma sunulmaktadır. Bu aşamada yapılan ise gerçekte, resmi dil tanımında değişikliğe gidilmesi ve bunun da hem de anayasa ile değil yasa ile yapılmasıdır" denildi.
-HUKUKSAL ALANIN DIŞINA ÇIKILIP HUKUK DOLANILMIŞTIR-
Başvuruda, 5275 sayılı Yasa'nın 202 ve 324. maddelerinde, temel insan hakları standartları da gözetilerek, resmi dili bilmeyen kişiler için savunma haklarını, kendilerini etkili olarak hangi dilde ifade edebilecekler ise o dilde kullanabilmeleri yolunda, gerekli değişikliklerin yapıldığı anımsatıldı. Sağlanan hakkın, hukuksal literatürdeki adının, dünyanın hiç bir ülkesinde ve hukuk düzeninde anadilde savunma hakkı olarak yer almadığı bilgisine yer verilen başvuruda, hakkın, bir başka tarafa çekilmemesi gerektiği, sömürü malzeme ve fırsatçılığı içinde konuya yaklaşılmaması istendi. Başvuruda, "Mahkemece kullanılan resmi dili anlamayan veya bilmeyen kişi, kendisini hangi dilde etkili olarak ifade edebilecek veya savunabilecekse, o dilde savunma da ve beyanda bulunacaktır. Bu dil ana dili de olabilir, bir başka dil hatta lehçe de olabilir. Kişinin resmi dili bilip bilmediği konusunda, savunma hakkını etkin kullanabilmesi için bu konudaki beyanına üstünlük tanınmalı, ancak beyanının açıkça gerçeği yansıtmadığının tartışmasız olduğu durumlarda ise, hiç bir hakkın kötüye kullanılması hukuk tarafından korunmayacağından beyanına itibar edilmemelidir" denildi.
-"ANADİL İFADESİNİN ÖNE ÇEKİLMESİ HUKUKUN DOLANILMASINA NEDEN OLUR"-
Resmi dili bildiği halde, anadil veya başka bir dilde kendisini daha iyi ifade edebileceğinden hareketle, resmi dil dışındaki dillerde savunma yapma isteğinin, adil yargılama ve savunma hakkı kapsamında olmadığının ifade edildiği başvuruda, "Burada anadil ifadesinin öne çekilmesi, hukuksal alanın dışına çıkılıp hukukun dolanılması sonucunu doğurmaktadır. Kuşkusuz Türkiye'de yargı uygulamasında bir dil sorununun varlığı ve uygulamada da hala daha bu sorunun yaşandığı gerçekliği yadsınamaz. Ancak buradaki sorunun adı, ana dilde savunma sorunu değil, ücretsiz tercüman hakkı sorunudur. Bu temel insan hakkının da, uygulamada nerede, nasıl kullanılacağı sorunudur. Bu hakkın içselleştirilememesi konusudur. Sorunun, düzenlemeden değil, uygulamadan kaynaklandığı görülebilmelidir" değerlendirmesine yer verildi.
-KÜRTLER, EŞİTLİK YERİNE, ULUSAL AZINLIK KONUMUNA ÇEKİLDİ-
Sevr Antlşaması ile Lozan Antlaşması arasındaki en temel farkın, dil konusundaki azınlık konusunun Lozan Antlaşmasın'da benimsenmemesi olduğunun anımsatıldığı dilekçede, yapılan 6411 sayılı Yasa değişikliği ile Kürtlerin, eşitlik yerine, ulusal azınlık konumuna çekildiği değerlendirmesi yer aldı. 1983 yılında çıkartılan Siyasi Partiler Yasası'na, Türkçeden başka dilde propaganda yapılamayacağı yolunda hüküm konulduğu anımsatılan başvuruda, düzenlemenin 2012 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesine karşın yasaklama ve partiler için ihtar yaptırımı kuralının halen yasada durduğu vurgulandı. Başvuruda, "12 Eylül öncesi bu ve benzeri hükümler söz konusu değilken, bu ve benzeri hükümler üzerinde değişiklikler yapılması yoluna gidilmezken, anılan bu maddelerden dolayı ortaya çıkan hak kayıpları, mağduriyet ve ötekileşme olarak, üst kimliğe tabi olmayan ayrı, farklı ve bağımsız bir kimlik oluşumu için kullanılmakta, bu noktadaki bir çok hukuksal girişimler desteksiz bırakılmakta, bu konulardaki hukuksal sorunların giderilmesi için adımlar atılması yerine, bunlar tamamen görmezden gelinmekte, 6411 sayılı Yasa ile yapıldığı üzere konu başka boyutlarda gündeme taşınmaktadır" denildi. BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ne atıfta bulunulan başvuruda, anadilde savunma düzenlemesinin temel insan haklarına ilişkin düzenlemelerle korunan düzenlemeler kapsamında olmadığı vurgulandı.
-İNSAN HAKLARI SORUNU DEĞİL SİYASİ TERCİH YAŞAMA GEÇİRİLMİŞTİR-
Mahkeme önünde resmi dili bilmesine karşın başka dillerin kullanımına olanak sağlanmasının insan hakları sorununun giderilmesi olmadığı, siyasal tercihin yaşama geçirilmesi olduğu değerlendirmesinin yapıldığı başvuruda, düzenlemenin kendi içinde çelişkiler taşıdığı şu ifadelerle yer aldı:
"Devletin resmi dilinin kullanılmasına istisna alan yaratılmasıdır. Bu yaratılırken de, hukukun dolanılmıştır. Sanığın tercümanı kendisinin seçeceği ifade edilmiştir. Ancak burada esas alınan bir insan hakkı ise bu düzenleme savunmaya katkı için zorunluluk gereği getirilmekte ise o zaman bu giderlere de adil yargılama gereği devletin katlanması gerekmektedir ki, maddede yapılan düzenleme ile bu durumdaki tercüman giderlerinin de devlet tarafından karşılanmayacağı ifade edilmiştir. Bu da çelişkiyi ayrıca ortaya koymaktadır. Burada beyanın esas alınması gereğinin ifade edilmesi, yargılamanın sürüncemede bırakılması yolunda hareket edilemeyeceğinin maddeye konulması, madde ile ortaya çıkan aykırılıkları giderici nitelikte değildir."
-SEVR ANTLAŞMASININ DİL KONUSUNDAKİ HÜKÜMLERİ CANLANDIRILIYOR-
İnsan haklarının dokunulmaz ve devredilmez haklardan olduğunun ifade edildiği başvuruda, "Ücretsiz tercüman hakkı, temel insan haklarının gereği olarak tanınmış ve korunan bir haktır. Burada sanık beyanı ile bir başka dil kullanacağını ifade ettiğinde, adil yargılama ortamı yok edilmekte, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez nitelik taşıyan ve korunan temel insan hakkı olan adil yargılama hakkından vazgeçmektedir" denildi. Yapılan düzenlemeyle kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet ve egemenlik yetkisi kullanıldığının savunulduğu başvuruda, egemenlik yetkisi kullanan mahkemelerin, ulusal bütünlüğü ve ulusun tekliği ilkesinden hareketle, tek resmi dil esasını kabul ettiği ve Türkçe kullanmak durumunda olduğu belirtildi. Yapılan düzenleme ile adil yargılamanın gereği olarak korunan ücretsiz tercüman hakkının alanının daraltığı belirtilen başvuruda, "Kişi resmi dili bilse bile, etkili başka bir dilde savunma yapma isteğini beyan ettiğinde, beyan ettiği o dilde savunma yapacaktır. Adil yargılama kapsamında korunmayan bu durum nedeniyle, adil yargılama koşulları ortadan kalkacak, hak arama özgürlüğüne aykırılık söz konusu olacaktır" denildi. Yapılan bu düzenlemeyle Sevr Antlaşmasının dil konusundaki hükümlerinin canlandırılması sonucunu doğurduğu savunulan başvuruda, "Anadil vurgusu yapılarak, anadil konusu dolanılarak, evrensel düzeyde tanınan ücretsiz tercüman hakkı ihlal edilmiş, bu hak hukuksal içeriğin dışına taşınarak, siyasal bir talep ve siyasal bir kimliğin kabulüne çevrilmiş, oysa bu hakkın esas olduğu yargılanma konusu görmezden gelinerek, ikinci planda bırakılmıştır. Bu nedenle yasaların yanında tarafı olduğumuz sözleşmelerle sağlanan insan haklarının koruma alanını daraltıcı yönleri itibarıyla Anayasa'ya açıkça aykırılık yaratılmıştır" denildi. - Ankara
Son Dakika › Güncel › Anayasa Mahkemesi'nde Anadilde Savunma Mesaisi - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.