(İZMİR)- Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan, "Demokratik bir hakkı kullanmak bile artık mümkün hale gelmiyor. Seçme ve seçilme hakkı diye bir şeyin kalmadığı bir dönemden geçiyoruz. Belediye başkanı seçersiniz, meclis üyesi seçersiniz, muhtar seçersiniz; bunun bir güvencesi yok. İktidarın, onun yargısının iki dudağı arasında anında önce gözaltına alıp sonra delil toplamaya başlayan bir dönemden geçiyoruz. Ana muhalefete kapatma davası talebi var. Bakarsak tırnak içerisinde yani Cumhurbaşkanı adayı olmak ya da bir partinin genel başkanlığıan aday olmak bu ülkede suç haline geldi" dedi.
Emek Partisi Genel Başkan Seyit Aslan, Ziraat Mühendisleri Odası Lokali'nde gazeticelerle bir araya geldi. Aslan, özetle şunları söyledi:
"2019 yerel seçimler arkasından bir sonraki yerel seçimde ciddi bir yenilgi alan, birinci parti olma vasfını kaybeden Cumhur İttifakı, AKP iktidarı geldiğimiz noktada kendi iktidarını koruyabilmek, kendi geleceğini güvence altına almak adına yargıyı bir sopa olarak kullanarak elindeki polisi, askeri, yargıyı, bürokrasiyi kullanarak karşısındaki bütün muhalif güçlere en yoğun saldırıların başladığı bir dönem. Ekrem İmamoğlu'nun diplomasının iptal edilmesi, tutuklanması; geçmişte bölge belediyelerine atanan kayyumlardan sonra Esenyurt, Şişli dahil olmak üzere belediyelere kayyum atanması, Büyükşehir Belediye Başkanlarının tutuklanması, gözaltına alınması, meclislerin feshedilmesi bir kuralsızlığın hüküm sürdüğü bir dönem olarak da yaşıyoruz. Basının yüzde 90'ını elinde tutan bir saray rejimi var. Muhalif basın üzerinde ya da gerçekleri yazan basın üzerinde şiddet politikaları, tutuklamalar, el koymalar, adeta çökmeler devam ediyor. En son TELE 1'e yapılan budur, yani çok açık bir biçimde TELE 1'in yayını susturulmuştur, kayyum atanmıştır. Yetmemiştir, Merdan Yanardağ casusluk suçlamasıyla tutuklanmıştır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı hakkında ve diğer belediye başkanları hakkında son çıkan ve savcılık tarafından yazılanlar adeta Türkiye'nin nereye götürülmek istendiğinin çok açık bir göstergesidir. Önce terörle suçlayıp sonra yolsuzlukla suçlayıp sonra işi casusluğa kadar getirerek ve açıklanan iddianamede istenen cezalara baktığımızda iki bin küsur yıllık cezaların kendisi adeta başta ana muhalefet partisi olmak üzere Türkiye'deki bütün muhalefet olan, gerçekleri ifade etmeye çalışan siyasi partilere, mücadele örgütlerine bir gözdağı niteliğindedir.
"Seçme ve seçilme hakkı diye bir şeyin kalmadığı bir dönemden geçiyoruz"
Bugün sadece ana muhalefete değil; birçok alanda örneğin orta vadeli planla adeta işçi ve emekçiler yoksullukla sınanmakta, açlıkla sınanmakta olan bir dönem. 2025 için belirlenmiş olan asgari ücreti hepimiz biliyoruz. Şubat ayından beri yani 2025 Şubat ayından beri bu asgari ücret açlık sınırının altında. Yoksulluk sınırı bugün yüz bin liraya dayanmış. İktidar, işçileri ve emekçileri daha fazla yoksullaştırmak için, daha fazla sömürmek için baskı altında tutmak için TÜİK'le enflasyon oyunlarıyla adeta yoksulluğu ve açlığı kalıcı hale getirecek politikalarda adımlar atıyor. İşçi ve emekçilerin sendikal hak ve özgürlükleri adeta sırat köprüsünden geçecek bir biçimde kullanabilme ihtimali söz konusu oluyor. Cumhurbaşkanı grevleri yasaklıyor. İşçi ve emekçilerin hak alma mücadelesinde valiler, kaymakamlar yerel düzeyde adeta Cumhurbaşkanı ne diyorsa noktasına virgülüne kadar oralardaki gösterilere karşı tutum alıyor, yasaklıyor, şiddet kullanıyorlar. 19 Mart eylemine katılan öğrenciler yurtlardan atılıyor, üniversitelerden atılıyor. Demokratik bir hakkı kullanmak bile artık mümkün hale gelmiyor. Seçme ve seçilme hakkı diye bir şeyin kalmadığı bir dönemden geçiyoruz. Belediye başkanı seçersiniz, meclis üyesi seçersiniz, muhtar seçersiniz; bunun bir güvencesi yok. İktidarın, onun yargısının iki dudağı arasında anında önce gözaltına alıp sonra delil toplamaya başlayan bir dönemden geçiyoruz. Ana muhalefete kapatma davası talebi var. Bakarsak tırnak içerisinde yani Cumhurbaşkanı adayı olmak ya da bir partinin genel başkanlığana aday olmak bu ülkede suç haline geldi. Yasalarla kurulmuş, anayasal çerçeve içerisinde faaliyet sürdüren, kongrelerini doğru olarak planlayan, yapan, Yüksek Seçim Kurulu'nda mazbata almış yani seçimin sonucunda… Ama bunlar adeta sanki olmamış, gerçek değilmiş gibi davalar açılarak kayyum atanıyor, İstanbul İl Başkanlığı'nda olduğu gibi."
"Türkiye'de bir karanlık tablo gerçeği var ama bu karanlık tablodan çıkışın yolu da var" diyen Aslan, şunları kaydetti:
"Genel siyasal affa ihtiyaç var"
"İktidar sanki bu ülkede Kürt sorunu çözülüyormuş gibi gözüküyor ama böyle bir gerçeklik yok. İşte Meclis'te kurulan bir komisyon var. Bu komisyon uzun zamandır çeşitli dinlemeler yapıyor ama gelinen noktada Kürt sorununun eşit haklar temelinde çözümü konusunda hiçbir ciddi adım olmadığını görüyoruz. Sadece özel bir yasadan bahsediliyor; silah bırakacaklarla ilgili özel bir yasadan bahsediliyor. Tabii ki biz silah bırakılmasını, insanların demokratik bir biçimde kendisini ifade etmesini, siyaset yapma hakkını her koşulda savunuyoruz. Bu konuda adımlar atılmalı. Ama gerçek demokratik bir ülke için bu yetmez. Öncelikle bugün 19 Mart da dahil olmak üzere daha önce Batman'da, Van'da bölgedeki birçok ilde atanan kayyumlar… Kürt sorununun demokratik, halkçı çözümünü istedikleri için eşitlik istedikleri için tutuklu bulunan cezaevindeki binlerce tutuklu; başta Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ olmak üzere bir genel siyasal affa ihtiyaç var.
"İmamoğlu ve diğer belediye başkanlarının bugün cezaevinde olmaması gerekir"
Ekrem İmamoğlu ve diğer belediye başkanlarının bugün cezaevinde olmaması gerekir. Eğer bir ülkede gerçekten bağımsız bir yargıdan bahsediyorsak bu yargının herkes için işlemesi gerekir. Ama görüyoruz ki burada bağımsız bir yargıdan bahsetmemiz mümkün değil. 'Ankara'yı parsel parsel sattım' diyenler ellerini kollarını rahatlıkla sallayarak dolaşabiliyorlar. Yolsuzluk yaptıkları çok açık biçimde ortaya çıkan AKP'li belediyeler ellerini kollarını sallaya sallaya rahatlıkla dolaşabiliyorlar. Biz yolsuzluk yapan, halkın kaynaklarını çarçur eden, çalanlarla tabii ki mücadele etmeliyiz. Bunlara karşı bir mücadele olmalı. Ama biliyoruz ki bugün iktidarın, Saray rejiminin derdi bu değildir. Bir sonraki seçimi alabilmenin, sonraki seçimde tek bir parti olarak katılabilmenin yol ve yöntemlerini yaratmak üzere bugünkü tutuklamaları, bugünkü baskı şiddet politikalarını sürdürüyorlar. Eğer bunun önüne geçemezsek hiçbir partinin aday gösteremediği bir serbest seçim dönemine gireceğiz. Bugünkü tablo o. Partiler olabilir ama faaliyet sürdüremez; propaganda yapamaz. Partiler olabilir aday gösteremezler. Partiler olabilir seçime giremezler. Bugün saray rejiminin Türkiye'yi götürmek istediği nokta burası. Faşist bir rejimi kalıcı hale getirmeye çalışan bir Saray iktidarından ve onun etrafındaki güçlerden bahsediyoruz.
"'Biz bu işi tek başımıza yaparız, bu işi başarırız' deme lüksü yok"
Bizim çağrımız bütün demokrasi güçlerine; hiçbir ayrım yapmadan bugün bu saray rejiminin, bu Cumhur İttifakı'nın yaptığı uygulamalardan, baskılardan, şiddet politikalarından, basın üzerinde estirdiği baskılardan üreticilerin ürünlerini satamaması da dahil olmak üzere; öğrencilerin bilimsel, demokratik, özgür ana dilde eğitim hakkı, üniversitelerdeki özgürlükler de dahil; eğitim meselesi, sağlığın parasız, eşit koşullarda herkesin ulaşabilir olması; seçme ve seçilme hakkının gasp edilmediği bir ülkeyi hep birlikte yaratabiliriz. Bunun için de hiçbir siyasi partinin, hiçbir emek meslek örgütünün, hiçbir demokratik yapının 'Biz bu işi tek başımıza yaparız, bu işi başarırız' deme lüksü yoktur. Onun için biz bir mücadele birliğini, birleşik bir mücadelenin çağrısını yapıyoruz. Ülkenin içinde bulunduğu en acil talepler neyse, en öncelikli yapılması gereken şeyler neyse bunların etrafında bir birleşik mücadeleyi örgütleme ve bunun çağrısını yapıyoruz. Burada 'Ben Kürt halkının eşitlik ve özgürlük talebi beni ilgilendirmiyor' diyemeyiz. Burada 'Ekrem İmamoğlu ve tutuklanan belediye başkanları bizi ilgilendirmiyor' diyemeyiz. Burada 'İş cinayetleri bizi ilgilendirmiyor' diyemeyiz. 'Kadın cinayetleri bizi ilgilendirmiyor' diyemeyiz. 'Basın üzerindeki baskı ve sindirme, sansür politikaları bizi ilgilendirmiyor' diyemeyiz. 'Milyonlarca asgari ücretli bizi ilgilendirmiyor' diyemeyiz. 'Açlık sınırının yarısına hayatını sürdürmeye çalışan emekçiler bizi ilgilendirmiyor' diyemeyiz. 'Çevresine, doğasına, toprağına sahip çıkan köylüler bizi ilgilendirmiyor' diyemeyiz. 'Amerika istediğini yapsın, Ortadoğu'yu istediği şekilde biçimlendirsin' diyemeyiz. Onun için bu cendereden, bu baskı politikalarından, bu emperyalistlerle her türlü iş birliğini yapan iktidardan kurtulmanın yol yöntemlerini birleşik kitlesel bir mücadeleyle gerçekleştirebiliriz."
Son Dakika › Güncel › Emek Partisi Genel Başkanı Aslan: 'Seçme ve Seçilme Hakkı Diye Bir Şeyin Kalmadığı Bir Dönemden Geçiyoruz' - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.