Haber: Batuhan DÜKEL - Kamera: Gubetelli YALÇIN
(ANKARA) - Üniversite ile liseye geçiş sınavlarına az bir süre kala eğitim uzmanları, öğrencilerin sınav kaygısını doğru yönetmesi ve deneme sınavlarında yapılan hataları öğrenme fırsatı olarak görmesi gerektiğini vurguladı. Kırıkkale Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Kandemir, merkezi sınavlar öncesinde öğrencilerin stresi tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak yerine yönetmeye odaklanması gerektiğini önerdi. Eğitimci Yılmaz Kılıçlı, öğrencilerin deneme sınavlarındaki yanlışlardan korkmamalarını isteyerek, "Çünkü buradaki yanlışlar sizin doğruya ulaşmanızı sağlayan en önemli veri" dedi. LGS sınavının, Dünya Kupası'ndaki ilk milli maç nedeniyle bir gün öne alınmasını değerlendiren Dr. Selma Şarda ise "Çocuklara, 'Maç sizden daha önemli' diye mesaj verdik aslında" diye konuştu.
Temel Yeterlilik Testi (TYT) ve Alan Yeterlilik Testi (AYT) sınavları ile Liseye Geçiş Sınavı (LGS) dönemlerine az bir süre kala Ankara'da "Sınav Yolculuğunda Rehberlik Semineri" düzenlendi. Seminerde çok sayıda eğitim uzmanı, akademisyan ve doktor bir araya geldi. Seminerde, Kırıkkale Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Kandemir, "Sınav Sürecinde Kendine Rehberlik: Ebeveynler ve Öğrencileri" başlıklı sunum yaptı. Özel eğitim alanında çalışan ve öğrenme güçlüğü ile dikkat eksikliği olan çocuklarla ilgilenen Dr. Selma Şarda, "Sınava Üç Ay Kala: Kriz Yönetimi" başlıklı bölümde katılımcılara bilgiler aktardı. Seminere, eğitim uzmanı Yılmaz Kılıçlı da katıldı.
Eğitim uzmanları, seminerin ardından ANKA Haber Ajansı'nın sorularını yanıtladı.
Eğitimci Yılmaz Kılıçlı, öğrencilerin sınavlara hazırlık sürecinde dikkat etmeleri gerekenlere ilişkin, "Biz velilerle ve öğrencilerle görüştüğümüzde iyi bir planlamayla, çalışmayla, bu işin daha düzenli, daha verimli olabileceğini ifade ediyoruz. Kalan süre içerisinde çocukların, haftalık çalışma programları, haftalık deneme sınavlarından sonraki süreçlerdeki analizleri, bunların bir uzman tarafından sürekli değerlendirilmesi ve her denemeden, her sınavdan sonra bu yanlışların tespit edilmesi ve yapılan yanlışların üzerine gidilerek, o konu eksiğinin giderilmesini istiyoruz" ifadelerini kullandı.
TYT ve AYT sınavlarına yaklaşık 70 ila 75 gün kaldığını, öğrencilerin konu eksiklerinin bittiğini belirten Kılıçlı, şunları söyledi:
"Çocuklarımızdan şunu istiyoruz: Farklı yayınların farklı soru tarzlarını görmesi gerekiyor ki sınavda farklı soruyla karşılaştıklarında bunun sıkıntısını yaşamazsınlar. Yapamadıkları soruları, bizzat çözerek, yapamadıkları soruları sorarak, bu eksiklerini tamamlamaları gerekiyor. Yaşadığımız en büyük problemlerden birisi, deneme sınavlarından sonraki süreçte eğer ortalamaları çok düşük ise çocuklar, umutsuzluğa kapılıyorlar. Biz, onlara şunu söylüyoruz, 'Bu deneme sınavlarında yapılan yanlışlardan korkmayın. Çünkü buradaki yanlışlar sizin doğruya ulaşmanızı sağlayan en önemli verilerdir'. Çocukları, bu noktada yüreklendirmemiz gerekiyor. 'Yani yanlış yaptın, artık senden bu saatten sonra adam olmaz. Süre çok kısa, kazanamazsın' modundan ziyade onları, olumlu bir dil kullanarak, yapıcı bir üslup kullanarak, bu süreçten sonraki yapılan çalışmaların daha verimli olduğunu, hedefe ulaşmada en doğru yöntem olduğunu iletmemiz gerekiyor."
Prof. Dr. Kandemir: "Stres bizim düşmanımız değil"
Kırıkkale Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Kandemir de öğrencilerin sınav stresiyle baş etme yollarının sorulması üzerine, "Stres bizim düşmanımız değil" dedi.
Stresin, ne düzeyde yaşandığının önemli olduğunu aktaran Prof. Dr. Kandemir, "Sıfır düzeye yakın stres, zaten başarı için istediğimiz bir şey değil. Ama üst düzeyde onun üzerine puanladığımızda 10'a yakın stresi biz zaten riskli stres olarak kabul ediyoruz. Yoksa insanın belli bir oranda stres yaşıyor olması, çalışma motivasyonuna enerji katar, çalışma motivasyonunu arttırır. Dolayısıyla stresi, bir düşman gibi görmemek, önce biraz strese bir arkadaş gibi bakmak ama ne düzeyde yaşadığımızı da iyi biliyor olmamız gerek. Özellikle şunu rahatlıkla söyleyebiliriz, bize biyolojik bir semptom üretmiyorsa stres, karnımızı ağrıtmıyorsa, uykumuzu bozmuyorsa, öfkemizi çok üst düzeyde yaşatmıyorsa stres zaten iyi bir şey. Dolayısıyla bu strese bir böyle güzel bakmamız gerekiyor. Çünkü sonuçta bizim doğamızda varsa zararı olan bir şey değil bu yani" diye konuştu.
Sınavlar gibi, son zamanlara doğru yaklaşmış performans odaklı işlerde, özellikle sağlık becerileri denilen beceri gruplarının ismi gibi yaşamak gerektiğini söyleyen Kandemir, şunları kaydetti:
"Yani uyku sağlığımız stresle baş etmede çok önemli bir şeydir. Yani gece karanlık uykusu, erken uyku ve uzun soluklu uyku bizim için iyi olan bir şey. Diğer taraftan, bu sağlık becerilerinin diğer bir kısmı beslenme ile alakalı kısımlardır. Yani bu da şu demektir. Kafein odaklı beslenmek, şeker odaklı beslenmek, karbonhidratlı beslenmek gibi beslenme tarzları, bizim stres faktörümüzü üst düzeyde yaşamamıza, dikkat, odaklanma ve benzeri şeyleri düşük düzeyde yaşamamıza neden olabiliyor. Dolayısıyla protein, vitamin odaklı, dengeli beslenme, saatinde uyuma, saatinde kalkma, saatinde yemek yeme gibi o rutinlerin sağlıklı yürütülmesi çok önemli. Stresle baş etmek, sadece sağlık becerileri gibi bir şey mi? Değil tabii ki. Bu kavramlar, çok konuştukça büyür, az konuştukça normalize olur. Dolayısıyla çocuğun ekolojik sistemi içerisindeki yetişkinlerin, 'Bak kaygılanırsın, sonra şunu yaparsın, unutursun. Çalıştığın aklına gelmez' gibi böyle stresi çokça vurgulayan cümle kalıpları bize iyi gelmez. Dolayısıyla bizim çocuğun ekolojik sistemi içerisinde yetişkinlerin, burada sakin kalması, kaygısının yönetiyor olması sağlıklı olan şey bu. Biz, zannediyoruz ki 'çocuğun kaygısı, çocukla alakalı'... Ancak değil. Çocuğun kaygı gruplarını nasıl yaşayacağı, ne şekilde yaşayacağı ebeveyninden transfer olur. Dolayısıyla ebeveynin sadece davranışları modellenmez. Ebeveynin aynı zamanda stres durumu, kaygı durumu modellenir. Çocuğun stresi, evin stresi ile çok ilişkili. Aile içerisinde yaşanan negatif duygu yoğunluğu, istenmeyen yaşantılar, eleştiri, aşağılama, geçmişi sürekli hatırlatma gibi davranış kalıpları da çocuğun stresini çok olumsuz etkiler. Oysa ailenin burada stresini yönetiyor olması, çocuğun stresini yönetiyor olmasına katkı sağlar. Eksikliklerin giderilmesi, geçmişe dönük bakıldığında eksik öğrenmelerin tamamlanması, öğrenme kayıplarının tamamlanması, aile içerisinde bir rutinin, bir düzenin oluşması, planın oluşması, çocuğun sınav gibi düzenli işiyle baş etmesinde oldukça işlevsel olacaktır."
Dr. Selma Şarda da öğrencilerin sınav stresiyle baş etmesine ilişkin yolların sorulması üzerine, kendisinin de sınav kaygısını yaşayan ailelerden biri olduğunu, çocuğunun bu yıl üniversite sınavına hazırlandığını söyledi.
Şarda, öncelikle başarı kavramının gözden geçirilmesi gerektiğini belirterek, "Çünkü başarı dediğimiz şey, aldığımız sonucun beklediğimiz sonuçtan daha fazla olmasıdır ya da eşit olmasıdır. Bir şeye başarı dememiz için beklentiyi karşılaması gerekiyor. Eğer biz, beklentimizi doğru düzenlersek başarıya ulaşmak çok daha kolay olacaktır. Ailelerden özellikle istediğim şey, çocuklarının gerçekliğine göre bir beklenti oluşturmaları. Hep söylerim çocuklarıma, 'Ben İngiltere Kraliçesi olmak istiyorum, çok çalışsam yapabilir miyim bunu? Daha da çok çalışsam yapabilir miyim...' Bazı şeylerin olabilirliği, bazı şeylerin de mümkün olmayan şartları vardır. Dolayısıyla elimizdekinin ne olduğunu bilip ona göre hayaller, ona göre beklentiler geliştirirsek o zaman onlar hedef haline gelir hayal olmaktan çıkıp. Hedefler için çalışmalıyız, hayaller için değil" değerlendirmesini yaptı.
Son Dakika › Güncel › Sınav Kaygısını Yönetmenin Yolları - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.
Sizin düşünceleriniz neler ?