Sosyal Çürüme Üzerine: Umut ve Uyarı - Son Dakika
Son Dakika Logo
Yerel

Sosyal Çürüme Üzerine: Umut ve Uyarı

15.01.2026 13:14

Zeliha Bürtek ve Gülşen İşeri, 'Sosyal Çürüme' kitabında şiddet ve korku kültürünü ele alıyor.

Haber:  Hilal SOLMAZ

(İSTANBUL) - Sosyolog Zeliha Bürtek ve Gazeteci-yazar Gülşen İşeri, Sosyal Çürüme kitabında korku kültürünü, şiddetin sıradanlaşmasını ve insan olma halinin aşınmasını sokağın içinden bir dille ele alıyor.

Gündelik hayatta fark etmeden tanık olduğumuz ilişkisel çözülme, yalnızlaşma ve artan şiddet, "normal" kabul edilen birçok halin aslında toplumsal bir çürümenin işareti olup olmadığını düşündürüyor. Gazeteci-yazar Gülşen İşeri ile sosyolog Zeliha Bürtek'in birlikte hazırladığı "Sosyal Çürüme", bu sorunun izini süren bir söyleşi kitabı.

Kitabı benzerlerinden ayıran yönlerden biri, Zeliha Bürtek'in sokak röportajlarından beslenen sahici dilinin metne yansıması. Yurttaşların öfkeleri, itirazları ve gündelik deneyimleri, akademik bir mesafeye hapsolmadan ele alınıyor. Gülşen İşeri'nin soruları ise sosyal medyadan kamusal alanın daralmasına, bireysel yalnızlıktan korku kültürüne uzanan başlıkları yalın ama derinlikli bir zeminde açıyor.  Zeliha Bürtek ve Gülşen İşeri, ANKA Haber Ajansı'nın sorularını yanıtladı.

"Sosyal çürüme" kavramı nasıl ortaya çıktı?

Zeliha Bürtek: Bu kavram, bir sokak röportajından önce, trafikte beklerken ağzımdan döküldü. Usulsüzlük, hoyratlık ve zorbalık bana şunu düşündürdü: Sosyolojik olarak bozulduk. Sonrasında bu duygunun birçok insanda karşılığı olduğunu gördüm. Sosyal çürüme, insan olarak içime dert olan, 'bunun sonu nereye varacak?' dediğim her şeyi kapsıyor.

Bu kitap sizi hangi duyguyla yazmaya itti?

Zeliha Bürtek: Bu, belli bir zamana sıkışmış bir yazma süreci değildi. Sokak hayvanlarıyla ve insanlar arası ilişkilerle temas ettiğim dönemlerde içimde birikenleri yazıya döktüm. Amacım, ağır gerçeklikleri steril ve duygusuz bir dile hapsetmeden anlatmaktı. Sessiz bir çığlıktı bu.

Çürümenin kaynağı bireysel mi, yapısal mı?

"Çürümenin kaynağı yapısal"

Zeliha Bürtek: Yapısal. Devlet ve toplum arasındaki dengenin bozulması, şiddeti sıradanlaştırıyor. Bu durum, insanları karşıt kamplara sıkıştırıyor. Asıl mesele bu bağımlılık ilişkisinden nasıl çıkılacağı.

Orta sınıf neden bu kadar hızlı çözülüyor?

"Orta sınıf, sahte bir 'bekçi' rolüne yerleşti ve ahlaki tutarlılığını yitirdi"

Zeliha Bürtek: Orta sınıf etik değerleri kaybettikçe sorumluluğu 'halk'a yüklüyor. Merkez–çevre gibi ayrımlar toplumsal sürekliliği kesti. Orta sınıf, sahte bir 'bekçi' rolüne yerleşti ve ahlaki tutarlılığını yitirdi.

Adalet duygusunun zayıflaması çürümenin merkezi mi?

Zeliha Bürtek: Evet. Hakların tanınmadığı bir toplumda adalet yalnızca hatırlatılan bir talebe dönüşür. Gücün temsili ile hakların temsili arasındaki kopuş, şiddetin kamusal dili belirlemesine yol açar.

"Görünmez yıkım" derken neyi kastediyorsunuz?

Zeliha Bürtek: İçimizdeki evin yıkımını. Kendiliğindenliğimizi, güven duygumuzu yıktılar. Şimdi dostluk biçimleri de hedefte. Korku ve güvensizlik, içimizdeki sokağı dağıttı.

Bugün en hızlı çöken değer nedir?

"Soru şu: İnsanlığın yerine ne koyacağız?"

Zeliha Bürtek: İnsan kavramı. Aynı mahallede yaşadığımız insanlara karşı bile daha önce hissetmediğimiz bir nefret duyuyoruz. Soru şu: İnsanlığın yerine ne koyacağız?

Sosyal çürüme bireyde nasıl görünür?

Zeliha Bürtek: Saygının kaybolmasıyla. Saygı yitince sınırlar da kaybolur. Sosyal çürüme artık bir sonuç değil; insan eylemlerinin sebebine dönüştü.

Güven yeniden inşa edilebilir mi?

Zeliha Bürtek: Güven, öncelikle devlet aygıtında inşa edilmelidir. Çatı kiremitleri kırıkken "başınızın üzerinde bir dam var" demek güven üretmez. Güven, sözle değil; hakların tanındığı, adaletin işlediği, iktidar ilişkilerinin şeffaflaştığı bir düzende mümkün olur. Büyük iktidar mekanizmalarının gölgesinden çıkamayan ilişkiler güven kuramaz. Güven, ancak dürüst, eşitlikçi ve kamusal sorumluluğu önceleyen ilişkilerle yeniden inşa edilebilir.

Sosyal çürümeyi anlatmak, aynı zamanda iyileşmenin ihtimaline işaret ediyor mu? Bu kitap umutlu mu, yoksa uyarıcı mı?

Zeliha Bürtek: 'Sosyal Çürüme' benim için önce bir duygu tanımıydı. Zamanla bu duygunun yalnızca bana ait olmadığını gördüm. İnsan olmaya çalışma çabamda beni yıpratan; şiddete, duyarsızlığa, hoyratlığa ve sahte iyiliğe karşı gelişen bir tepkiydi bu. En çok da hesap yapmadan iyilik halinin yok edilmesine karşı bir itirazdı.

Bu kavramı hissedenler, onda ortak bir deneyim buldu. Bu nedenle 'Sosyal Çürüme' hem uyarı hem de umut taşıyor. Umut, burada çürümeyi fark edip adını koyacak cesareti göstermekten geçiyor.

"Bekleme odasında bir toplum"

Zeliha Bürtek'le bu kitabı yapmaya nasıl karar verdiniz?

Gülşen İşeri: Zeliha hoca ile yapılan  sokak röportajını izlerken çok yalın, derin ve samimi bir dil gördüm. Akademik bir yerden değil, doğrudan sokaktan konuşuyordu. 'Sosyal Çürümeyi', tam da çürüdüğümüz yerden konuşmak gerektiğine inanıyordum. Ona, 'Bu kadar insana dokunduysanız bunu kalıcı kılalım, artık susamayız' dedim. Susmadık. Konuştuklarımız bu kitaba dönüştü.

Sizce "Sosyal Çürüme" bireysel bir ahlak sorunu mu, yoksa yapısal bir mesele mi?

Gülşen İşeri: Yapısal. Çürüme bireyden başlamıyor; bireye sirayet ediyor. Şiddeti normalleştiren, yoksulluğu kader gibi sunan, adaletsizliği olağanlaştıran bir sistemden söz ediyoruz. Böyle bir yapıda bireyi suçlamak adil değil.

Bu söyleşide sizi en çok sarsan an neydi?

Gülşen İşeri: Zeliha hocanın 'Toplum artık kötülüğe şaşırmıyor' dediği an. Bir de 'bekleme odasındayız' ifadesi… Her gün başka bir felakete uyanıyor, kısa sürede unutuyoruz. İnsan olma halimize yönelik ciddi bir saldırı var.

Okurdan nasıl bir yüzleşme bekliyorsunuz?

Gülşen İşeri: Bu rahatlatan bir kitap değil. Okurun kendine şu soruyu sormasını isterim: 'Ben bu çürümenin neresindeyim?' Seyirci miyim, parçası mıyım, yoksa karşısında mı duruyorum?

Bu kitap umut mu taşıyor, yoksa bir tespit mi?

Gülşen İşeri: Bir çıkış reçetesi yok, tespitler var. Ama çürümeyi adıyla anmak, iyileşmenin ilk adımıdır. Sosyal Çürüme 'her şey kötü' diyen bir kitap değil; 'Neyi kaybettik ve bunu neden normalleştirdik?' diye soran bir kitap.

Sosyal çürüme ile mücadele mümkün mü?

Gülşen İşeri: Kolay değil ama mümkün. Önce birbirimizi duymamız gerekiyor. Akademinin sokağı, sokağın da düşünceyi dışlamadığı bir yerden konuşmak şart. Bu kitap tam da o iki alan arasında kurulan bir köprü.

Mücadele, büyük laflarla değil; doğru soruyu sormakla başlar. Biz de bu yüzden akademik pozları değil, samimi ve rahatsız edici sözleri kayda geçirdik. Kavgamız birbirimizle değil, sistemle.

Kaynak: ANKA

Son Dakika Yerel Sosyal Çürüme Üzerine: Umut ve Uyarı - Son Dakika

Sizin düşünceleriniz neler ?

    SonDakika.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve sondakika.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.

Advertisement