AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik, 2004 tarihli MGK belgesiyle ilgili, "Orada imam hatip okullarında yapılan işlemlerden söz ediliyor. İmam hatip okulları hizmet cemaatinin doğrudan ilgi alanına giren konular değil. Bu asılsız bir iddiadır. Netice itibarıyla biz bu aynı ruh ve mana dünyasına mensup olduğumuz insanlarla, dediğim gibi cedelleşmek, onları mağdur etmek onlara haksızlık etmeyi kendimiz için ayıp sayarız ve böyle bir ayıba da asla düşmeyiz" dedi
Çelik, AK Parti Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında tüm engellilerin Dünya Engelliler Günü'nü kutladı, hükümetin engellilerle ilgili yaptıklarının ortada olduğunu söyledi.
Türkiye'de 28 Şubat 1997'de bir "postmodern" darbe yaşandığını ve bu darbe sonrasında insanların "makbul ve makbul olmayan vatandaşlar" olarak kategorize edilmeye başlandığını belirtti. Bu durumun ciddi travmalara neden olduğunu anlatan Çelik, kendisinin Meclise ilk girdiği dönemde 28 Şubat vesayetinin tüm kurumlar üzerinde kendini hissettirdiğini dile getirdi.
Halkın 2002 yılında AK Parti'yi tek başına iktidar yaptığını ifade eden Çelik, "AK Parti'nin tek başına iktidara gelmiş olması iktidara geldiği günden itibaren her şey süt liman oldu anlamına gelmiyor" değerlendirmesinde bulundu.
Demokrat Partinin 1950'de iktidara geldiğini ancak bürokratik bir devlet ve cumhuriyet yapısı olduğunu belirten Çelik, "Bütün kurumlar ve o kurumlardaki devlet adına hareket ettiğini söyleyen insanlar Cumhuriyet Halk Partisi zihniyetini taşıyordu. Biz iktidara geldiğimizde de böyle bir anlayış bütün ülkede hakim vaziyetteydi" ifadesini kullandı.
İktidara geldikleri ilk günlerden itibaren, kendileriyle ilgili darbe eylem planlarının hazırlandığını aktaran Çelik, "Balyoz Eylem Planı'nın karara bağlandığı tarih, bunu çok önemsiyorum, 15 Mart 2003'tür, 2004 de değil. 15 Mart 2003 Sayın Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında kurulan 59. hükümetin kuruluş günü, aynı gündür. Arkasından gelen malumunuz ismi çok romantik olan diğer darbe eylem planları. Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Eldiven ve daha bir yığın maskaralık sergilendi" diye konuştu.
Çeşitli kesimlere yönelik "tezgahlar" ve bunlara yönelik "infazlar" yapıldığını anlatan Çelik, bunların günahını AK Parti'ye ve hükümetlerine yıkmak için de tezgahlar düzenlendiğini dile getirdi.
Milli Güvenlik Kuruluyla ilgili kısa bir bilgi veren Çelik, 28 Şubat sonrasında Mesut Yılmaz'ın başbakanlığı döneminde "İrtica ile mücadele stratejisi diye bir belge hazırlandığını kaydetti. Çelik, şöyle konuştu:
"Sayın Mesut Yılmaz, 28 Şubat'tan sonra ihaleye çıkarılmış olan, vesayetçi anlayış tarafından ihaleye çıkarılmış başbakanlığı kabul eden dönemin başbakanıdır ve o eylem planı dönemin sivil hükümeti tarafından hazırlanmamıştır. Askeri mahfillerde hazırlanan 28 Şubat'ı gerçekleştirenler tarafından hazırlanan bir irtica ile mücadele stratejisi hükümete takdim edildi ve hükümet bunu sahiplenerek genelge haline getirdi."
Ahmet Necdet Sezer'in cumhurbaşkanlığı döneminde Milli Güvenlik Kurulunda irtica hareketinden söz edildiğini ve bazı iddiaların ortaya atıldığını hatırlatan Çelik, "İsmiyle cismiyle bir iddia ortaya atıldığı zaman siz bu iddiayı araştırmak ve bunu sonuçlandırmak zorundasınız. Hukuk devleti mantığı bunu gerektirir" görüşünü aktardı.
Milli Eğitim Bakanlığı yaptığı dönemde imzasız belgelerle yapılan ihbarların işleme konulmamasına ilişkin genelge yayınladığını söyleyen Çelik, şöyle devam etti:
"İmzasız bilgileri, müracaatları, dilekçeleri işleme koyarsanız resmen jurnali kabul etmiş oluyorsunuz. İnsanların birbirini gammazlamasını kabul etmiş oluyorsunuz. Muhbirlik sistemini teşvik ediyorsunuz demektir. Bunu yapmadık ama birçok kuruma gönderiliyordu. İmzasız olsa bile Cumhurbaşkanlığından diğer bazı kurumlardan bize "böyle böyle iddialar var araştırın' diye geliyordu. Bazen de insanlar ismiyle cismiyle yazıyordu. Çeşitli kurumlara yazıyorlar ve ilgili olan birimlere gönderilerek 'bunun hakkında ne diyorsun' deniyor. Milli Güvenlik Kurulundaki mesele bundan ibarettir. Buraya biri iddia getirilmiştir.
Dönemin Cumhurbaşkanı bu iddiayı sahiplenmiştir. Dönemin Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları bunu sahiplenmişlerdir ve hükümete, 'cumhuriyete karşı cumhuriyetin temel niteliklerine karşı zarar veren şöyle şöyle organizasyonlar var, bu hükümet bunların gereğini' demiştir. 'Hükümet bu meseleye baksın denilmiştir', tavsiye kararıdır ve hükümet esas irade sahibi hükümettir. Hükümet daha ileri tartışmalara yol açmamak ve orada başka türlü gerginliklere yol açmamak için bunu kendisine havale etmiştir. Daha sonra da hükümet bunu hiçbir şekilde Bakanlar Kurulunda bir karara dönüştürmemiş, onunla ilgili bir eylem planı yapmamış ve hiçbir surette bu iddialara prim vermemiştir, iltifat etmemiştir. Bunu çok net bir şekilde ortaya koymamız gerekiyor. Kendi halkıyla kavga eden, kendi halkının inançlarıyla alay eden, kendi halkının inanç yönündeki duyarlılıklarını hiçe sayan bir hükümet bir parti olmadık. Bu bizim varlık sebebimize aykırıdır ve kesinlikle bu ve benzeri iddialara da iltifat etmedik."
Bazı gazetelerde kararların dönemin Başbakanlık Takip Kurulu tarafından uygulamaya konulduğu yönündeki iddiaları da değerlendiren Çelik, "O Milli Güvenlik Kurulunun kararı gereği değil, sözünü ettiğim irticayla mücadele stratejisi çerçevesinde kurulan, daha önce Batı Çalışma Grubu adı altında kurulan, bizatihi cuntacılar tarafından kurulan sonra Başbakanlık bünyesinde legal hale getirilen Başbakanlık Uygulamayı Takip ve Koordinasyon Kurulu dediğimiz bir kurum kuruluyor, 'Efendim bu tip iddialar buraya gelsin, burada konuşulsun' deniyor. Biz iktidara geldiğimizde bu kurul vardır" diye konuştu.
Kurula gelen bilgilerin ilgili kurumlarca değerlendirildiğini bildiren Çelik, kendisinin 2002'den 2009'a kadar Bakanlar Kurulunda bulunduğunu ve iddiaların çoğunun kendi kurumuyla ilgili olduğunu anlattı.
Çelik, bazı imam hatip okullarında bazı kız öğrencilerin kılık kıyafet yönetmeliğine aykırı hareket ettiklerine yönelik bir iddiayı örnek olarak göstererek "Yaptıkları işlem, Milli Eğitim Bakanlığına bildirilmesi. Milli Eğitim Bakanlığına gelmiştir, benim zamanımda geldi ve ben bunun onlarcasını biliyorum. Peki ne yapıldı? Yapılan işlem ilgili müfettiş denetçi neyse görevlendirilir, sonra sonuç kısmına bakın o belgenin, gazetede yayınlanan belgenin sonuç kısmında der ki 'iddialar sü bulmamıştır' yani bu iddia edilenler ispatlanamamıştır. Bunlar anlamsız şeylerdir anlamına gelir. Bırakın inancının gereği olarak insanların kılık kıyafetiyle uğraşmayı, 28 Şubat döneminde mesleğinden edilen işten atılan 800 öğretmeni son anayasa değişikliği yapılmadan önce ben Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik sıfatıyla onları görevlerine iade ettim" değerlendirmesinde bulundu.
Milli Güvenlik Kurulunun 2004 yılındaki kararının hizmet cemaatine karşı kullanılmış gibi sunulduğunu anlatan Çelik, "Orada imam hatip okullarında yapılan işlemlerden söz ediliyor. İmam hatip okulları hizmet cemaatinin doğrudan ilgi alanına giren konular değil. Bu asılsız bir iddiadır. Netice itibarıyla biz bu aynı ruh ve mana dünyasına mensup olduğumuz insanlarla dediğim gibi cedelleşmek, onları mağdur etmek onlara haksızlık etmeyi kendimiz için ayıp sayarız ve böyle bir ayıba da asla düşmeyiz" dedi.
(Sürecek)
-hüseyin çelik
Son Dakika › Politika › Hüseyin Çelik 28 Şubat süreci (2) - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.