Selahattin Demirtaş'tan Uyarı

BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş"10 Ayın Sonunda Hükümet Hem Türkleri Hem de Kürtleri Kaybetti." Dedi.
Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'la söyleşimizin dünkü ilk bölümü Ak Parti'nin anayasa değişikliği paketi üzerineydi. Demirtaş bugünkü bölümde Türkiye'nin önünde referandumu dahi gölgede bırakacak asıl başka bir gündem maddesi olduğunu öne sürüyor: İki haftaya kadar başlamasını beklediği büyük PKK operasyonu.
Öcalan, "Değil anayasa paketine destek vermek, paketin en sert muhalefetini Kürtler yapmalıdır" diyor. BDP'nin diye sormasak da en azından bölgenin oyunu etkiler mi bu açıklama?
Etkiler, ama tabii BDP'ye de şöyle bir haksızlık yapmamak lazım. BDP sonuçta kendi yetkili kurumlarında tartışıp kararlarını alan bir parti. Kronolojik olarak takip edin, ilk açıklamayı BDP yapmıştır, bu konuda tavrını ilk BDP ortaya koymuştur. Ama şu da bir gerçektir; Sayın Öcalan'ın tabana yapmış olduğu o çağrının anlamını ne kadar etkili olduğunu en iyi biz biliriz.
Öcalan aynı açıklamasında enteresan bir şey de söylüyor; diyor ki "Devlet diyaloga hazır ama AKP çözüm önünde en büyük engel." Sizce Öcalan'a bunu söylettiren, düşündüren nedir; siz de askerin AKP'den daha çok çözüm istediğini düşünüyor musunuz?
Tabii devlet derken sadece bir tek kurumu kastetmemiştir bence. Biz de öyle düşünmüyoruz. Devletten kasıt sadece ordu, sadece bürokrasi, sadece yargı, sadece istihbarat değil, hepsinin toplamı. Sonuçta Türkiye Cumhuriyeti devleti şu "Kürt sorunu" denilen sorunun çözülmesi konusunda ortak bir hissiyata sahip. "Kürt sorunu silahlı yöntem dışında çözülmelidir"e karar vermiş durumda.
Devleti bu sürece iten tabii ki sadece iç dinamikler değil, uluslararası mekanizmalar da Türkiye Cumhuriyeti devletini bu noktaya getirdi. Cumhurbaşkanı geçen yıl "İyi şeyler olacak" dediğinde bütün bu koşulları ifade ediyordu. İç ve dış koşulların olgunlaşmış olmasından kaynaklı böyle bir lafı söyleme cesaretini gördü kendinde.
Ancak Cumhurbaşkanı bunu söylerken hükümet onun hakkını verecek adımları ve politikaları üretmedi. "AKP" dediğimiz devletin etkili mekanizmalarını kullanan siyasi irade kendi pragmatist yaklaşımı, oy hesapları yüzünden bu olgunlaşmış koşulları değerlendirme konusunda son derece ketum davrandı.
Sayın Öcalan da bunları kastetmiştir diye düşünüyorum.
Devlet bir bütün olarak aslında çözüme daha yakın fakat AKP bu cesaretten yoksun duruşu nedeniyle süreci tıkıyor. Sürecin daha iyi işlemesinin önünde bir engel olarak duruyor.
Ama en azından Kürt açılımı sayesinde konu tartışılır hale geldi, hiç değilse buna bir katkısı oldu, der misiniz?
Kesinlikle tartışılmış olması iyidir, fakat bu o kadar kritik bir mesele ki tartışmanın sonucunda eğer bir çözüm gelişmezse kaos gelişir. Yani bu kadar tartışmanın, bu kadar beklentinin, bu kadar gerilimin üzerine mutlaka bir şey gelişecek; ya çözüm gelişecek ya da kaos.
Başka bir şık yok. Hiçbir şey olmamış, hükümet sanki bir açılıma başlamamış gibi devam edilemez. İşte zaten en tehlikeli nokta da budur. Bu işi uçurumun kıyısına kadar getirip "Ben geri çekiliyorum" demek hem çok tehlikedir hem de hiç ahlaki değildir.
Siz meselenin uçurumun kıyısında olduğunu mu düşünüyorsunuz? çok kritik bir noktadayız. Şu anda açılım başladıktan bu yana en kritik noktadayız.
Neden?
çünkü, artık bu mesele şöyle bir şey taşıyor bağrında; şimdiye kadar Türkleri ikna etmeye çalışan bir hükümet vardı. Şu saatten sonra ayrıca Kürtleri de ikna etmek zorunda olan bir hükümet var. Bu süreçte Kürtler de koptular. Şimdiye kadar Kürtler her yapılanı destekliyordu, umutları vardı, hükümetin bir de ayrıca Kürtleri ikna etmesine gerek yoktu. Ancak, 10 ayın sonunda gelinen noktada hükümet hem Türkleri kaybetti hem de Kürtleri.
Bu 10 ay sonunda Kürtlerle Türklerin arasının daha açıldığını düşünüyor musunuz?
Kesinlikle düşünüyorum. Bu 10 ay sonunda Kürtler kendini daha fazla "öteki" hissetti, Türkler kendini daha fazla "tehlikede" hissetti. Kürtlerin ümidi biraz daha azaldı, Türkler biraz daha milliyetçi oldu.
Sizce ne yapılsa sonuç böyle olmayabilirdi?
Hükümet hangi gün, hangi hafta, hangi ay ne yapacağını, ne söyleyeceğini, hangi yasayı çıkaracağını en azından kendisi bilmeliydi. Bunu kendi biliyor olsaydı belki anlatabilirdi de, ama gördük ki hükümetin "Analar ağlamasın" demekten başka bir projesi yokmuş.
Peki, ne oldu yani, Kürt açılımı bitti mi sizce?
Buna yanıt vermek için kritik birkaç hafta var. Eğer hükümet sadece BDP'ye değil bütün Türkiye'ye "Kürt sorununu demokratik ve barışçıl yolla çözme konusunda kararlıyım, silah kullanmayacağım, sorunu askeri operasyonla halletmeyeceğim, diyalog yöntemiyle çözeceğim" diyebilirse, bu mesajları kamuoyuna verebilirse, bence önü açılabilir.
Neden birkaç hafta?
Sınıra çok ciddi yığınak yapılıyor, operasyonlar yaşanabilir, kara harekâtı yapılabilir, sınır ötesi harekat olabilir. Eğer böyle bir şey başlarsa artık bunun önüne geçilemez. çünkü kış boyunca çatışan taraflar birbiriyle çok karşılaşmazlar, ama bahar ayları geldi mi kırsalda hareketlilik başlar, taraflar isteseler de istemeseler de karşılaşabilirler.
Karşılaşmaları demek ise ölüm demektir, tabut demektir, cenazeler demektir ki, ben o yüzden bu birkaç haftanın çok kritik olduğunu düşünüyorum.
çatışma bu kez dağlarda kalmaz
Eski Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu "Bu seferki çatışmanın sonuçları çok ağır olur. Özellikle gençler arasında büyük bir kutuplaşma var" diyor. Siz de böyle bir tehlike görüyor musunuz?
çok haklı Sezgin Bey. Bu defa böyle bir şey olursa, ki asla olmasını istemiyoruz, sırf bunun için çaba sarf ediyoruz, hakikaten dağlarla sınırlı kalmaz. çünkü iki tarafta da öfkeli gençlik var.
Bu sözleriniz şimdi tehdit gibi de anlaşılabilir.
Hayır, ama altını dolduruyorum. İki tarafta da öfkeli gençlik var diyorum ve bu gençleri birbirinden uzaklaştırmak artık çok kolay bir şey gibi görünmüyor. çünkü bir tarafta açılımın anlatılamamasının yarattığı bir travma, diğer tarafta açılımın gerçekleşmemesinin hayal kırıklığı var. Cenazeler gelmeye başladığı anda kim, kimin çağrısını ne kadar dinler, halk bizi ne kadar dinler kestiremiyorum.
Umarız olmaz, ama diyelim ki dedikleriniz oldu; böyle bir ortam referandumu nasıl etkiler?
Ortada ne referandum kalır ne anayasa değişikliği. Kimse anayasa değişikliğini, sandığa gitmeyi falan tartışmaz artık. Bu neden öngörülemiyor, doğrusu kestiremiyorum. Belki bölgeyi biz yakından bildiğimiz için şu anda bu kaygıları hissediyoruz, ama her şey gözümüzün önünde oluyor.
Son 10 yıldır olmadığı kadar bölgede ciddi bir askeri hareketlilik var. Aynı hareketlilik bir 2007 kara harekatında yaşandı bir de şimdi yaşanıyor. Yani bir yandan DTP'liler cezaevine sokuluyor, bir yandan büyük askeri operasyon hazırlığı yapılıyor, bir yandan da açılım yapılıyor.
Hepsi bir arada olamaz mı?
Olur da peki o zaman AKP açılımı kime yapacak? Zaten açılımı isteyen BDP, açılımı isteyen PKK. Bu kesimleri ortadan kaldırırsan zaten açılım yapmana gerek kalmaz ki. Tasfiyenin asıl amacı bu mu, açılımı yapmamak mı, biz de bunu soruyoruz AKP'ye.
Demirtaş, "Sınıra çok ciddi yığınak yapılıyor, operasyonlar yaşanabilir. Taraflar karşılaşabilirler. Karşılaşmaları, ölüm demek, tabut demek. İki tarafta da öfkeli gençlik var ve bu gençleri birbirinden uzaklaştırmak artık çok kolay bir şey gibi görünmüyor" diyor.
çatışma bölgesine gidip iki silahın da önünde duracağım
Geçen hafta "Tankların önünde dururum", "Canlı kalkan olurum" dediniz; sanki yarın savaş çıkacak gibi konuşuyorsunuz?
Evet, öyle bir risk var. Mesela çok sayıda tank sevkiyatı var. Tank kara harekâtı için kullanılır. Her gün onlarca hatta yüzlerce sivil otobüsle asker sevkiyatı var.
Büyük bir askeri operasyon yapılırsa gerçekten çatışma bölgesine gidecek misiniz?
Ben şunu yürekten, samimiyetimle söylüyorum: Şu anda çocuğu askerde olan bütün anne babaların eli yüreğinde. Dağda olanın da öyle. Bunu AKP izleyecek, MHP, CHP izleyecek, biliyorum. Ama biz kurşun seslerinin, top seslerinin geldiği bölgeye gideriz. çünkü dursun isteriz bu. ve ben şunu da çok iyi hissedebiliyorum ki, biz oraya gittiğimizde aslında oradaki komutanlardan erlere kadar bütün askerler ve karşılarındaki bütün PKK'lılar aslında bizim o çatışmayı durdurmamızı istiyor olacaklar.
Onların anne babalarının hepsini de hissedebiliyorum. çünkü, artık tahammülümüz kalmadı; gencecik insanların cenazelerini izlemeye tahammülümüz kalmadı.
Dolayısıyla oraya gitmek siyaseten bana ne getirir ne götürür, ben hakikaten artık o noktada değilim. çünkü, ben izleyici olmayacağım. Acaba bu kez savaş ne kadar sürer, ne zaman biter, kaç kişi ölür, bir bekleyelim bakalım, demeyeceğim. Ölümlerin başladığını gördüğüm ilk anda, ilk uçakla çatışma bölgesine gidip, seslerin geldiği yöne doğru yürüyeceğim.
Ne yapmaya?
İki silahın da önünde durmaya.