ANALİZ - BAE'nin eksen kayması ve Netanyahu'nun daralan alanı
- Bir yanda Batılı müttefiklerinin eş güdümlü yaptırımları ve artan diplomatik baskı, diğer yanda BAE'nin Dahlan aracılığıyla gönderdiği ve üstelik yalanlamadığı soğuk mesaj; Netanyahu'nun hem doğudan hem batıdan sıkıştırıldığını gösteriyor
Mardin Artuklu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Doç. Dr. Necmettin Acar, BAE-İsrail ilişkilerindeki son gelişmeleri ve bölgedeki değişen ittifak dengelerini AA Analiz için kaleme aldı.
***
İngiltere ile birlikte 12 Batı ülkesinin İsrail işgali altındaki Batı Şeria'daki yasa dışı yerleşimlere yaptırım uygulayacağını açıkladığı gün İsrail siyasetinin tam göbeğine düşen bir iddia, sıradan bir gazete haberinin ötesinde dikkatle kurgulanmış bir siyasi hamle olarak okunmayı hak ediyor. Haaretz'in, araştırmacı gazeteciler Shlomi Eldar ve Ruth Yuval'ın "Rehineler: 843 Günlük Terk Edilme" kitabına dayandırdığı kapsamlı soruşturmaya göre, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid Al Nahyan, 7 Ekim 2023'teki Hamas saldırısından yaklaşık 10 gün önce İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yla yaptığı şifreli bir telefon görüşmesinde kendisini saldırı konusunda uyarmış.
BAE büyükelçiliğinden bir yetkili, görüşmenin gizliliğini sağlamak amacıyla özel bir telefonla Netanyahu'nun ofisine bizzat gitmiş. Bin Zayid, Hamas lideri Yahya Sinvar'ın "deprem" olarak nitelendirdiği büyük bir operasyon hazırlığında olduğunu aktarmış. Netanyahu ise nispeten sakin bir tutumla karşılık vererek, Hamas'ın olası bir harekatını Batı Şeria bölgesiyle ilişkilendirmiş ve "İsrail'in her türlü senaryoya hazır olduğunu" söylemiş. Dahası Netanyahu, bu kritik bilgiyi o dönemki Şin Bet Başkanı, Mossad Başkanı ve İsrail Genelkurmay Başkanı'yla paylaşmamış. Haaretz'in haberine göre aynı bilgiyi bin Zayid Al Nahyan, dönemin CIA direktörü William J. Burns ile de paylaşmış.
Netanyahu bu iddiaları "mutlak yalan" ve "komplo" olarak reddederek Haaretz'e dava açacağını duyururken, Likud Partisi haberin arkasında BAE'de yaşayan Filistinli siyasetçi Muhammed Dahlan'ın olduğunu öne sürdü. Burada, Dahlan'ın bu haberi kendi inisiyatifiyle mi sızdırdığı oldukça önemli. Gazze'de Hamas'a karşı güvenlik operasyonları yürüten, ardından Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas tarafından Fetih'ten tasfiye edilerek BAE'ye yerleşmek zorunda kalan ve yıllardır bin Zayid'in başdanışmanları arasında yer alan bu isim, BAE ile İsrail arasındaki diplomatik kanalların en kilit halkalarından biri olarak biliniyor. Bu denli hassas bir bilginin, Körfez başkentinin en azından zımni onayı olmaksızın kamuoyuna sızması ise oldukça zayıf bir ihtimal.
Nitekim BAE'nin bu haber sonrası takındığı tutum bu okumayı güçlendiriyor. Çünkü Emirlik'ten yapılan açıklamada, sızdırılan bilginin doğrudan yalanlanmak yerine son derece ölçülü bir dil kullanılarak ifade edildiği görülüyor. Açıklamada: "BAE ve İsrail hükümet kurumları, beş yıldan uzun bir süre önce başlayan ilişkinin başından beri açık ve doğrudan iletişim hatlarını sürdürmüştür. Gerektiğinde, ilgili tüm istihbarat, ilgili kurumlar arasında iletilmiş ve iletilmeye devam etmektedir." denilmekle yetinildi. Haberi ne doğrulayan ne de yalanlayan bu seçici sessizlik, diplomatik bir onay kadar güçlü bir mesaj taşıyor. Dahlan'ın çıkışı, BAE'nin resmi kanallardan iletemediği bir bildirimin siyasi bir aktör aracılığıyla iletilmesinin adıdır. Körfez başkentinin, 27 Ekim seçimlerine yalnızca birkaç hafta kala Netanyahu'ya gönderdiği bu mesaj, bölge güvenlik mimarisinde ortaya çıkan yeni duruma BAE'nin ayak uydurma çabası olarak yorumlanmalıdır.
Değişen ağırlıklar, kayan eksenler
Bu mesajın neden şimdi verildiğini anlamak için Körfez'in son aylardaki hareketlerine bakmak gerekiyor. 4 Eylül 2026'da BAE, Mısırlı yazar Abdurrahman Yusuf el-Karadavi'yi cezaevinden serbest bıraktı. İslam alimleri dünyasının simge isimlerinden Yusuf el-Karadavi'nin oğlu olan Abdurrahman el-Karadavi, bir yılı aşkın süredir tutuklu bulunuyordu. Serbest bırakılmasının ardından yayımladığı video mesajda Türkiye'ye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a özel olarak teşekkür etti. Karadavi, mesajında Erdoğan'ı "her zaman tarihin doğru tarafında duran" bir lider olarak nitelendirdi. Ayrıca yapılan açıklamada, Türk Dışişleri Bakanlığı ve istihbarat birimlerinin süreçte belirleyici rol oynadığı da bildirildi.
Bu hareketler, yalnızca insani bir jesti değil, stratejik bir eksen kaymasının işaretlerini de yansıtıyor. BAE, ABD/İsrail-İran Savaşı'nın bölgedeki güvenlik denklemlerini alt üst ettiği, Hürmüz Boğazı'nın kapandığı ve Körfez petrol tesislerinin İran saldırılarına hedef olduğu bir ortamda artık tek bir eksene bağlı kalamaz. Müslüman Kardeşler ekolünden gelen bir ismi serbest bırakarak Türkiye'yle sinyal alışverişi yapmak, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın yeni oluşturduğu güvenlik şemsiyesi olan Mekke Savunma Anlaşması'na yakınlaşmanın ya da en azından bu ihtimali açık tutmanın adımı olarak okunabilir. BAE'nin İsrail ile imzaladığı Abraham Anlaşmaları, Abu Dabi için hem ekonomik hem de güvenlik açısından "değerli" bir çapa (kaldıraç) oluşturuyordu. Ancak ABD/İsrail-İran Savaşı bu çapayı tartışmalı hale getirdi. Netanyahu'nun gizli ziyaretini Mayıs 2026'da bizzat kamuoyuna duyurması ve BAE'nin bunu anında yalanlaması, bu ittifakın kırılgan olduğunu gözler önüne seren bir gelişmeydi.
Netanyahu'nun siyasi ömrünü tüketen seçimler
Tablonun bütününe bakıldığında, yaşananların hiçbirinin tesadüf olmadığı görülüyor. İngiltere öncülüğünde İspanya, Fransa, Hollanda ve diğer 8 Batılı ülkenin Batı Şeria yaptırımlarını Haaretz haberinin tam aynı gününe denk getirmesi, koordineli bir diplomatik baskı stratejisinin parçası olarak okunmalıdır. Batı başkentlerindeki İsrail aleyhine yaşanan bu gelişmelere ilaveten ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in "Avrupa politikamızı NATO'ya tabi kılmadığımız gibi Orta Doğu politikamızı da İsrail'e tabi kılamayız." açıklaması oldukça önemlidir. Bu açıklamanın hemen peşinden JD Vance'in, ABD Başkanı Donald Trump'ı "Netanyahu ile çıkarlar çatıştığında yollarını ayırmaya en istekli lider" olarak tanımlaması da ayrıca dikkat çekicidir. Bir yanda Batılı müttefiklerinin eş güdümlü yaptırımları ve artan diplomatik baskı, diğer yanda BAE'nin Dahlan aracılığıyla gönderdiği ve üstelik yalanlamadığı soğuk mesaj; Netanyahu'nun hem doğudan hem batıdan sıkıştırıldığını gösteriyor.
Tüm bu hamlelerin 27 Ekim seçimlerine yalnızca birkaç hafta kala yapılması, Netanyahu sonrası döneme zemin hazırlama çabası olarak değerlendirilebilir mi? Bu gelişmeler, Netanyahu hakkında istihbarat uyarısı almış ama harekete geçmemiş, güvenlik aygıtını devre dışı bırakmış, İsrail'in bekasını kendi siyasi hayatının gerisine itmiş, 7 Ekim'in kapılarını fiilen açmış bir lider imajı oluşturuyor. Bu anlatı, geçmişe dönük bir hesap sorma girişiminin çok ötesinde, önümüzdeki seçimde muhalefet adına kurgulanan ve uluslararası aktörlerin de dolaylı katkı sunduğu kapsamlı bir siyasi silah işlevi görebilir. Nitekim Netanyahu da durumu tam bu çerçevede okudu ve haberi "solun seçim kazanmak için uydurduğu bir senaryo" olarak nitelendirdi. Muhalefet cephesinin dört önemli ismi Gadi Eisenkot, Naftali Bennett, Avigdor Lieberman ve Yair Golan ise 7 Ekim iddialarını soruşturma talebinin merkezine taşıyan ortak bir bildiri yayımladılar. Güvenlik aygıtının zirvesindeki isimler de söz konusu istihbarattan güvenlik birimlerinin haberdar edilmediğini açıkça ifade ettiler.
Netanyahu'nun yalnızlığı artık ölçülebilir bir gerçek haline gelmeye başladı. Batı'dan eş güdümlü yaptırımlar ve artan diplomatik baskı, BAE'den soğuk ve hesaplı bir mesaj, içeriden muhalefet cephesinin soruşturma talebi bir koordinasyonun ürünü gibi görünüyor. Bu koordinasyonun ortak paydası, Netanyahu'nun hem uluslararası hem de bölgesel aktörler tarafından artık yönetilebilir bir ortak olarak değil, aşılması gereken bir engel olarak konumlandırılıyor. 27 Ekim sandığının sonucu ne olursa olsun bu mesajın gönderilmiş olması, İsrail siyasetinin bir sonraki bölümünün dış başkentlerde de yazılmakta olduğunu gösteriyor. Hem Batılı başkentler hem de bölgesel ortaklar, Netanyahu'nun devam etmeyeceğini öngörerek bir sonraki İsrail hükümetiyle çalışmanın koşullarını şimdiden kurmaya başlamış gibi görünüyor. BAE'nin Mekke eksenine yakınlaşma sinyalleri de bu büyük resmin bir parçasıdır. Körfez, Netanyahu'suz bir İsrail'le daha öngörülebilir ilişkiler kurabileceğini, üstelik bunu Türkiye ve Suudi Arabistan'la gerilim yaşamadan yapabileceğini hesaplıyor olabilir.
[Doç. Dr. Necmettin Acar, Mardin Artuklu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanıdır.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Sizin düşünceleriniz neler ?