Arınç: Savcının İşine Karışacak Değilim

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Ankara Emniyet Müdürünün Kendisine Verdiği Bir İki Bilginin Dışında Ne Bir Belge Gördüğünü, Ne Bir Kamera Kaydı İzlediğini, Ne de Savcılığın Elinde Olan Aramalarda Elde Edilmiş Belgeler Üzerinde Bilgi Sahibi Olduğunu Belirterek, 'Bunu Bütün Samimiyetimle ve Namusumla Teyit Ederek Söylüyorum Ki, Savcının ve Hakimin İşine Karışacak Bir Yapıda Değilim' Dedi.
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Ankara Emniyet Müdürünün kendisine verdiği bir iki bilginin dışında ne bir belge gördüğünü, ne bir kamera kaydı izlediğini, ne de savcılığın elinde olan aramalarda elde edilmiş belgeler üzerinde bilgi sahibi olduğunu belirterek, ''Bunu bütün samimiyetimle ve namusumla teyit ederek söylüyorum ki, savcının ve hakimin işine karışacak bir yapıda değilim'' dedi.
Arınç, Televizyon Yayıncıları Derneği Yönetim Kurulu üyeleri ve sektör temsilcileriyle Ihlamur Kasrı'nda yaptığı toplantının ardından, 19 Aralıkta Ankara'da iki askeri personelin şüphe üzerine yakalanıp daha sonra serbest bırakılmasına ilişkin basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.
Arınç, basın mensuplarına kendisine ulaşan bilgileri anlatarak, ''Başkalarının da isimleri çıkmış, krokileri çıkmış, defterler, kitaplar alınmış'' şeklinde haberler bulunduğunu, ancak bunları bilmediğini ifade etti.
''Burada bana ait olan ne olabilir?'' diye düşündüğünü anlatan Arınç, şöyle konuştu:
''Evimizin yakınında araçlar, plaka numaralarıyla beraber ihbarda söylenen araçlar... Kişiler, askeri kişiler... Seferberlik bilmem ne başkanlığında çalışıyor görünüyor, ama Özel Kuvvetler Komutanlığına giriş belgeleri olduğu ifade edilmiş ve ilk üst aramasında da bir tanesinin bir dergi adına sarı basın kartı taşıdığına ilişkin bir kart veya kartvizit varmış. Şimdi olay budur. Daha sonra bu kişilerin serbest bırakıldığı vesaire olabilir. Yani bu adliyenin işidir, serbest bırakmak, bırakmamak... Bu konularla fazla ilgili değiliz.''
-GENELKURMAY AÇIKLAMASI-
Arınç, Genelkurmay Başkanlığının dün yaptığı açıklamaya da değinerek, şöyle devam etti:
''Herkesin en çok merak ettiği şey, neden burada bir gözetleme yapılıyor? Onu da kendilerine göre açıklamış. 'Bu bir istihbarat amaçlı bir çalışmadır ama Bülent Arınç'a yönelik değildir. Silahlı Kuvvetlerden dışarıya bilgi sızdıran bir kişinin takibi sırasında bu iş olmuştur' şeklinde. Bütün bu açıklamalar basında da televizyonlarda da farklı şekilde yorumlandı. Ben bu yorumlara girmeyeceğim.''
-''HİÇBİR SENDROM İÇİNDE DEĞİLİZ''
Bir gazetecinin, ''Bu olayın, yakalanan kişilere yönelik yargısız infaz olduğu açıklamalarını nasıl yorumladığını'' sorması üzerine Arınç şöyle konuştu:
''Ben size burada yorum yapmayacağım. Size bire bir duyduğum, bire bir işittiğim ve sadece belli bir açıdan, yani en azından emniyetle ilgili olarak, emniyet müdürü hata yapmamıştır.
Genelkurmay, neden dört gün beklemiştir, beş gün beklemiştir, zamanında mı yapmıştır, değil midir, tatmin edici midir? Farklı bir şey. Bunları herkes düşünebilir ama ben bir siyasetçi olarak Silahlı Kuvvetlerin bu açıklamasına karşı herhangi bir yorum getirmek istemiyorum. ''
Arınç, ''Bu olayla ilgili şahsen suç duyurusunda bulunmayı düşünüyor musunuz?'' sorusuna da ''Henüz bu safhada değilim'' yanıtını verdi.
''TSK bu olayla ilgili yazılı bir açıklama yaptı, bu açıklamayı nasıl okudunuz?'' sorusuna Arınç, ''Yakın gözlüğümle'' şeklinde espriyle yanıt verdi. Sorunun tekrarlanması üzerine de Arınç, ''Yorum yok'' dedi.
Arınç, ''Konuyu MGK'ya götürecek misiniz?'' sorusunu yanıtlerken dün bu konuda böyle bir haber çıktığını, ancak kendisinin böyle bir şey söylemediğini aktaran Arınç, şunları kaydetti:
''Sorulan şuydu, (askerlerle görüştünüz mü, görüşmediniz mi?) Hayır, görüşmediğimi burada söylediğim gibi orada da ifade ettim. Konuşulması gereken bir konu varsa, yani Türkiye'nin güvenliğiyle ilgili görünüyorsa, bunun yeri de bellidir. Zaten Pazartesi günü de bu konuda MGK toplantısı yapılacaktır demiştim ama doğrudan bana yönelik olduğunu düşündüğüm veya bildiğim böyle bir konuyla olarak MGK'da özel bir görüşme yapacağım ya da bu konuyu gündeme getireceğim demedim. Arada sanıyorum bir nüans farkı var. 'Tevil yollu ikrarı' sabah bir gazeteci arkadaşıma yaptım. Yıllarca cezada hukukçu avukat olarak bulundum. Bir insana bir şey söylendiği zaman, bir suç isnat edildiği zaman, 'evet, ben bu işi yaptım' derse, bu ikrardır. Yani kabul etmektir. 'Ben bu işi yapmadım' derse rettir, inkardır. 'Ben bu işi yaptım ama başka türlü yaptım, başka amaçla yaptım' derse bu tevil yollu ikrardır.''
-MUHALEFETİN AÇIKLAMALARI-
Arınç, ''Muhalefetten yapılan açıklamalarda bu iddialar biraz hafife alındı'' diyen bir gazeteciye de ''Utanma, utanma söyle. Mizah konusu yaptılar. Bir tanesi (safsata) dedi'' şeklinde müdahale etti.
Arınç, ''AK Parti bu suikast iddiasıyla kendi derin devletini oluşturuyor şeklinde iddia var'' diyerek yorumunu soran gazeteciye şöyle yanıt verdi:
''Dilin kemiği yok. Bir defa bunların bir siyasetçi ağzından çıkmasından utanç duyuyorum. Bir geçmiş olsun dileğinde bile bulunmadan, meseleyi sulandırarak, meseleyi mizah konusu yapmaya çalışarak bu siyasetçiler ne yapmak istiyor, anlamakta zorluk çekiyorum. Bu, mizah konusu bir olay değildir ama hayatları tamamen mizaha bağlı insanlardan başka türlü bir davranış da beklenemez.
Siyasette hiç düz çizgisi olmamış, omurgasız hareket etmeyi meslek edinmiş insanlar, bu tür olay karşısında da söyleyecekleri budur. Maalesef, 'bu iş safsatadır' diyen bir milletvekili var. Bu milletvekilinin tek görevi var, genel başkanının talimatıyla Silivri'deki 'Ergenekon' duruşmalarını takip etmek. 'Ergenekon' duruşmalarını takip etmekten vakit bulduğunda meclise gelen bir insan, böylesine ciddi bir olay karşısında 'safsata' kelimesini yüzü kızarmadan kullanabiliyor. Çok garip bir şeydir.
Bir başkası Türkiye'de dürüstlüğün timsali haline getirilmeye çalışılırken, son olaylar sebebiyle üzerindeki makyajların tamamınını kaybetmiştir. O da 'bu tamamen bir mizahtır' diyor. Bir başkası başka şey söylüyor.
Hele hele bir genel başkan, açıkça söylemedi ama basına yansıyan haberler doğruysa, meseleye Berlusconi sendromuyla bakıyor. Bu, Türkiye'de hem muhalefetin, hem siyasetin önemli ağızlar konuştuğu zaman ne hale geldiğini gösteriyor. Hiçbir sendrom içinde değiliz. Bu tür olayları bir senaryo haline getirmenin ne kadar rezil ve ahlaksız bir iş olduğuna da inananlardan birisiyiz. Ama bu tür olaylar, ister küçük olsun, ister büyük olsun Türkiye'de yaşanıyor, yaşanabilir. Bu konuda iddialar varsa, meseleye ciddiyet açısından bakmaları gerekirken, maalesef sadece kendi boyları kadar meseleye bakıp, bunun ötesinde insanları küçültmeye çalışmak belki bu olayda çok daha vahimdir.''
Olaydan sonra korumalarının artırılıp artırılmadığı sorulan Arınç, bir polis memurunun daha görevlendirildiğini söyledi.
Arınç, tedirgin olup olmadığını soran bir gazeteciye de ''Bir şey hissediyor musun bende?'' diye karşılık verdi.
Ailesinin tedirgin olup olmadığı sorusuna ''Ailemde oldu. Zaten bu işlerin birinci amacı aileleri tedirgin etmektir'' yanıtını veren Arınç, basın mensuplarına ''Hayırlısı olsun. Çok teşekkürler İstanbul'un güzel basını. Hepinize Allaha ısmarladık'' diye veda etti.