AYM, Tayfun Kahraman'a ikinci ihlal kararında 100 bin lira tazminat hükmetti

Anayasa Mahkemesi, Gezi davasında 18 yıl hapis cezasına çarptırılan Tayfun Kahraman'ın, daha önce verilen ihlal kararının gereğinin yerine getirilmemesi üzerine yaptığı bireysel başvuruya ilişkin kararının gerekçesini açıkladı. Yüksek Mahkeme, ihlallerin giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasına ve Kahraman'a 100 bin lira manevi tazminat ödenmesine hükmetti.
Anayasa Mahkemesinin (AYM) Gezi davasında 18 yıl hapis cezasına çarptırılan Tayfun Kahraman'ın yaptığı ikinci bireysel başvuruya ilişkin 2 Nisan 2026 tarihli kararı, 6 Ekim tarihli Resmi Gazete'de yayımlandı.
AYM, daha önce Kahraman hakkında verdiği ihlal kararında, yargılamada usule ilişkin güvencelerin ihlal edilmesinin yargılamanın hakkaniyetini bir bütün olarak zedelediğini belirttiğini ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması gerektiğini hatırlattı.
"TAKDİR YETKİSİ KAPSAMINDA ORTAYA KONULMUŞ HUKUKİ BİR GÖRÜŞ OLARAK DAHİ KABUL EDİLEMEZ"
Yüksek Mahkeme, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin yeniden yargılama talebini reddetmesini değerlendirirken şu gerekçelere yer verdi: "Eldeki uyuşmazlıkta ilk derece mahkemesi, Anayasa Mahkemesini verdiği ihlal kararı sebebiyle kanun yolu incelemesi yaparak yetki gasbı yapmakla itham etmiş ve ihlal kararının gerekleri yerine getirilmemiştir. Demokratik ve anayasal bir hukuk düzeninde yargı mercilerinin Anayasa Mahkemesini yetki gasbı yapmakla itham ederek kararlarına uymaması, Anayasa hükümleri gereğince takdir yetkisi kapsamında ortaya konulmuş hukuki bir görüş olarak dahi kabul edilemez."
AYM, bireysel başvuru sistemindeki görev ve yetki sınırlarının derece mahkemelerince yeniden tanımlanamayacağını da vurgulayarak gerekçesinde şunları kaydetti: "Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkisini, herhangi bir derece mahkemesinin yorumu veya kendince oluşturduğu kabuller değil ancak anayasa koyucu belirler. Kamu gücü kullanıldığı hususunda şüphe bulunmayan yargı mercilerinin kesinleşmiş kararlarıyla, kişilerin Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruması altında kalan temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiği iddialarını bireysel başvuru yoluyla inceleme yetki ve görevi bizzat anayasa koyucu tarafından Anayasa Mahkemesine verilmiştir."

"ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARININ BAĞLAYICILIĞININ İSTİSNASI YOKTUR"
Mahkeme, ilk derece mahkemesinin AYM'nin ihlal kararını bir "kanun yolu incelemesi" olarak değerlendirmesini de kabul etmedi. Kararda şu ifadeler kullanıldı: "Anayasa Mahkemesinin Anayasa'daki temel hak ve özgürlüklerle ilgili güvenceler kapsamında yaptığı inceleme kanun yolunda gözetilmesi gereken bir hususun incelenmesi olarak nitelendirilemez. Aksine bir nitelendirme, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruları inceleme ve karara bağlama görevinin yerine getirilememesi sonucunu doğurur. Anayasa'nın 153. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olduğuna dair hükmün herhangi bir istisnası bulunmamaktadır. Böyle bir istisna hükmü olmadığından göre mahkemeler ve kamu gücünü kullanan diğer organlar, hiçbir şekilde Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamaktan veya gereğini yerine getirmekten kaçınamaz."
AYM, derece mahkemelerinin Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığını tartışamayacağını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: "Bir başka söyleyişle Anayasa'ya göre yargı mercileri, Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkisini aştığından bahisle Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığını sorgulama, Anayasa Mahkemesi kararını uygulamama yetkisine sahip değildir. Anayasa'nın açık hükmüne rağmen Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığının sorgulanması; her kademedeki mahkeme kararının muhatapları tarafından tartışmaya açılması, Anayasa Mahkemesi kararlarının kabul edilmemesi ve uygulanmaması sonucunu doğurur ki oluşan bu durum hukuk devletini işlemez hale getirir."
"MAHKUMİYETE ESAS ALINAN DELİLLERLE SUÇ ARASINDAKİ SOMUT BAĞ ORTAYA KONULMADI"
Kahraman'ın ilk başvurusunda verilen ihlal kararının esasına ilişkin de değerlendirmede bulunan AYM, mahkumiyete esas alınan deliller ile isnat edilen suç arasındaki bağın yeterli gerekçeyle ortaya konulmadığını hatırlattı: "Anayasa Mahkemesi, mahkumiyet kararına esas alınan deliller ile başvurucuya isnat edilen suça konu eylemler arasındaki ilişkiyi yani suçun sübutuna ilişkin değerlendirmeyi kendisinin yapmadığını, varsa bu ilişkinin yeterli bir gerekçeyle derece mahkemesince ortaya konulması gerektiğini ifade ettiğinin altını çizmek gerekir. Diğer bir ifadeyle Anayasa Mahkemesi, yargılama kapsamında hangi delilin hükme esas alınabileceği veya alınamayacağı konusunda bir belirlemeyle ihlal sonucuna ulaşmamış, mahkümiyet hükmüne esas alınan deliller ile isnat edilen suçun unsuru olan cebir ve şiddet hareketleri arasındaki somut bağın ne olduğunun yeterli bir gerekçeyle ortaya konulmadığı tespitiyle hak ihlali kararı vermiştir.

"YENİDEN YARGILAMANIN BAŞLATILMASI YASAL VE ANAYASAL BİR ZORUNLULUKTUR"
AYM, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin yeniden yargılamayı başlatmamasına ilişkin tutumunun hem bireysel başvuru hakkını hem de adil yargılanma hakkını ihlal ettiği sonucuna vararak şu ifadeleri kullandı: "İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin yeniden yargılama işlemlerini başlatması hem yasal hem de anayasal bir zorunluluktur. Anayasa'nın açık düzenlemesi ve bireysel başvurunun işlevi dikkate alındığında Anayasa Mahkemesi kararının uygulanmasının reddedilmesi ve usul hukukunun emrettiği yöntemler izlenerek ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmaması Anayasa'nın 153. maddesinin sözüyle açıkça çelişen ve anayasa koyucunun iradesine aykırı bir değerlendirme ve uygulama olmuştur. Bu itibarla mahkemenin tutumu, başvurucunun bireysel başvuru hakkının ihlal edilmesine yol açmıştır. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin ihlal kararından sonra İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yeniden yargılama işlemlerinin başlatılmaması, ayrıca başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının da süregelen bir şekilde ihlal edilmesine yol açmaktadır.
KARAR İSTANBUL 13. AĞIR CEZA MAHKEMESİNE GÖNDERİLDİ
AYM, bireysel başvuru hakkının ihlal edildiğine oy birliğiyle, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ise oy çokluğuyla karar verdi.
İhlallerin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılmak üzere kararın İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine hükmedildi. Kahraman'a 100 bin lira manevi tazminat ve 45 bin 64 lira 40 kuruş yargılama gideri ödenmesine karar verildi. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığı ile Hakimler ve Savcılar Kuruluna gönderilmesi de kararlaştırıldı.
Bu tazminat yeterli mi sizce?
Sizin düşünceleriniz neler ?