Haber: Ahmet ÜN – Kamera: Mehmet Mucahit CEYLAN
(DİYARBAKIR) - Kuraklık ve su kıtlığı nedeniyle İran'ın başkenti Tahran'ın taşınması tartışmaları sürerken; Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muzaffer Denli, kuraklığın kritik seviyede olduğu Güneydoğu Anadolu Bölgesi için yaptığı uyarıda, "Yanı başımızdaki ülkelerde de gördüğümüz gibi kuraklıktan dolayı şehirlerin taşınması söz konusudur. Dolayısıyla bölgemizde de benzer durumun yaşanmayacağının bir garantisi yoktur. Kuraklık bu şekilde devam ederse Mezopotamya bölgemizde ileride böyle bir problemle karşı karşıya kalabiliriz" dedi.
Küresel iklim değişikliğinin sebep olduğu kuraklık nedeniyle Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki tarım sektörünü olumsuz etkiledi. Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün hazırladığı Standartlaştırılmış Yağış İndeksi (SPI) verilerine göre, 2024–2025 yıllarındaki kuraklığı, son 65 yılın en şiddetli kuraklığı olarak belirlendi. Kuraklık nedeniyle İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Trakya gibi bölgelerde yağışlar uzun yıllar ortalamasının yüzde 40–60 altında gerçekleşti.
ANKA Haber Ajansı'na konuşan Diyarbakır Dicle Üniversitesi (DÜ) Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muzaffer Denli, Güneydoğu Anadolu Bölgesi, ekim öncesi beklenen yağışların alınmadığını ifade ederek, bir önceki yıla göre bölgede yüzde 55 bir yağış kaybının olduğunu söyledi.
'Bu yıl beklediğimiz yağışları alamadık'
Geçen yıl ise yüzde 46 düzeyinde yağışta bir azalma meydana geldiğini hatırlatan Prof. Dr. Denli, bu durumun bölgede özellikle tahıllarda yüzde 50-55 düzeyinde bir rekolte azalmasına sebep olduğu belirterek, "Yüzde 1'lik bir yağış azalmasının aslında yüzde 1'lik bir rekolte kaybına sebep olduğunu biz tespit ettik. Bu yıla baktığımızda beklediğimiz yağışları alamadık. Geçen hafta bir yağış oldu. O biraz toprağın üst düzeyini biraz nemliğini arttırdı aslında. Bu yıl umuyoruz ve diliyoruz ki geçen yıla göre bir kuraklık yaşanmaz. Çünkü ekim dönemindeyiz. Biz ekimlerimizi yaptığımızda eğer yeterli yağış olmazsa, toprak nemlenmesi olmazsa bu tohumun çimlenmesine de büyük sekteye büyük zararlar verecektir. Tohum çimlenmesi azalacaktır. Dolayısıyla sonraki aylarda gelebilecek bir yağış da aslında toparlanmamaya sebep olacaktır. Yine bir rekolte kaybına neden olacaktır. Ancak meteorolojiden aldığımız bilgilerde bu yıl biraz daha iyimser bakıyorlar. Özellikle kar yağışın bölgemizde de olacağını belirtiyorlar. Ekimden sonra bir kar yağışı meydana gelirse tohumun çimlenmesine büyük bir zarar meydana gelmeyeceğini düşünüyoruz. Aksi durumda yine bir rekolte kaybı söz konusu olabilir" dedi.
'Doğa koşullarında hayvancılık yapan üreticilerimizi zor duruma bırakmaktadır'
Kuraklık her yönüyle tarım üretimini etkilediğini aktaran Prof. Dr. Denli, "Hem bitkisel üretim hem de hayvancılığı etkiliyor. Özellikle sulama havzalarımızda su miktarı giderek azalmaktadır. Bu da ekstansif yani doğa koşullarında hayvancılık yapan üreticilerimizi zor duruma bırakmaktadır. Hayvanlar susuz kalmaktadır. Buralar artık taşma suyuyla hayvanların su tedariği sağlanmaya çalışmaktadır. Belediyeler tarafından, diğer kurumlarımız tarafından. Ancak bu da giderek kırsalda, doğada mera hayvancılığının azalmasına neden olmaktadır. Su kaynaklarının azalmasına bağlı olarak. Bu da meraların yeterince kullanılmamasına, hayvancının biraz daha merkezi çiftliklerde yapılmasına sebep olmaktadır. Bu tabii yem maliyetini, besleme maliyetini de arttırdığı için hayvansal üretimde de ciddi maliyet artışlarına sebep olabilmektedir" diye konuştu.
'Kuraklık yeraltı su kaynaklarının da bitme noktasına getirmiş durumdadır'
Kuraklık, çölleşmeyi dünya genelinde yaşanan küresel ısınmanın bir yansıması olarak değerlendiren Dekan Denli, şöyle devam etti:
"Veriler de bize göstermektedir ki son 100 yılda dünya genelinde yaklaşık artı 1,5'luk bir sıcaklık artışı meydana gelmiştir. Bu iklim değişikliklerine neden olmaktadır. Kuraklık olduğu zaman yeterli yağışlar olmamaktadır. Bu da su kaynağına farklı su kaynaklarına ulaşma ihtiyacı doğurmaktadır. Bu kuraklıktan dolayı yeraltı su kaynaklarının da özellikle tarımsal üretimde farklı amaçlarda kullanılması sonucu yeraltı su kaynaklarının da bitme noktasına getirmiş durumdadır. Yanı başımızdaki ülkelerde de gördüğümüz gibi artık şehirlerin taşınması, kuraklıktan dolayı şehirlerin taşınması söz konusudur. Dolayısıyla bölgemizde de benzer durumun yaşanmayacağının bir garantisi yoktur. Kuraklık bu şekilde devam ederse Mezopotamya bölgemizde bereketli hilalin olduğu, bereketli toprakların olduğu, işte Fırat'la Dicle'nin arasında olan bir bölgede ileride böyle bir problemle karşı karşıya kalabiliriz. Eğer kuraklık böyle devam ederse."
'Doğaya maalesef en fazla zarar veren canlı grubu da insanlardır'
Önlem olarak ne yapılması gerektiğini belirten Dekan Denli, şu çağrıda bulundu:
"Global düzeyde küresel ısınmaya sebep olan faktörleri bizim elimine etmemiz lazım. Bunlardan kaçınmamız lazım. Su tasarrufuna gitmemiz lazım. Suyu etkin kullanma kültürünü artık toplumda oluşturmamız lazım. Kullanmamız gerekiyor. Özellikle tarımsal üretimde başlı sulama dediğimiz suyun etkin şekilde kullanılmamasından vazgeçmemiz gerekiyor. Başta üreticilerin olmak üzere vatandaşlarımız olmak üzere bu konuya son derece duyarlı olmamız gerekiyor. Çünkü bir yeri vatan memleket olarak kabul ediyorsak doğayı da doğayla barışık bir şekilde yaşamamız ve bu döngünün içinde bir birey olduğumuzu unutmamamız gerekiyor. Çünkü biliyoruz ki doğaya maalesef en fazla zarar veren canlı grubu da insanlardır.
'Özellikle çok su isteyen bitkileri ekmemelerini öneriyoruz'
Aynı zamanda Diyarbakır Tarımsal Kuraklık İl Kriz Merkezi Komisyonu üyesi olduğunu aktaran Prof. Dr. Denli, "Sayın Valimizin başkanlığında biz gündem oluştukça toplanıyoruz. Bölgemiz değerlendiriyoruz. Burada da özellikle sulama barajlarıyla sulanan alanlarımızdaki bitki plantasyonuna biz karar veriyoruz. Geçen yıl su kıtlığından dolayı mesela ikinci ürün mısır ekimine müsaade edilmedi. Çiftçilerimiz zarar etmesin. İleride bir su kısıntısıyla karşılıklı sulama yapmamadan dolayı bir üretim kaybına uğramamaları için. Bu yılda özellikle yine bitki plantasyonu yapılırken bunları göz önünde bulunuyoruz. Barajlarımızın doluluk oranı, ilerideki yağış, olası yağış durumlarını göz önüne alarak üreticilerimizi zamanda bilgilendirip buna göre önlem almalarını, özellikle çok su isteyen bitkileri ekmeme, bunların yerine ikame yeni yem bitkileri ekimlerini öneriyoruz. Yine üretimin planlanması kısmında da Tarım ve Orman Bakanlığımızın bütün illerde uyguladığı bir program var. Yani havza düzeyinde hangi bitki çeşitlerinin yetiştirileceği, üretileceğine karar veriyor. Bunu artık biz Kuraklık Komisyonu olarak bölgedeki bu gerçekleri de göz önüne alarak bu bitki plantasyonuna karar vermek istiyoruz. Umuyorum ve diliyorum ki ileriki yıllarda bunu da hayata geçirmiş olacağız" ifadelerini kullandı.
'Tarımsal üretimde kullandığımız suyun miktarı düşük düzeylere varmış durumda'
Birçok barajda sulama amaçlı suyun kalmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Denli, "İçme sularımızda şu anda Diyarbakır olarak bir problem yok. Yani içme suyunu karşılayan barajlarımızın doluluk oranı gayet iyi. Ancak tarımsal üretimde kullandığımız suyun miktarı düşük düzeylere varmış durumda. Bahar aylarında esas bizim barajların doluluk oranı artıyor. Karların erimesiyle beraber. Eğer bu kış yağışla beraber kar yağışı özellikle dağlarımıza yeterli miktarda olursa barajlarımızın dolu oranı normal seviyeleri çekilecek diye düşünüyorum" şeklinde konuştu.
Son Dakika › Güncel › Güneydoğu'da Kuraklık Kritik Seviyede. - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.