(TBMM) - TBMM Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'taki Okul Olaylarını ve Dijital Riskleri Araştırma Komisyonu'nda konuşan akademisyenler, Türkiye'de okul saldırılarının yeni bir boyuta geçtiğine dikkat çekti. Uzmanlar; öğrencilerde önemsizlik hissi, dijital radikalleşme ve nihilist ağların etkisinin arttığını belirterek, önleyici sosyal ve psikolojik müdahalelerin güçlendirilmesi çağrısı yaptı.
TBMM Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'taki Okul Olaylarını ve Dijital Riskleri Araştırma Komisyonu, AK Parti Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt başkanlığında toplandı. Beyazıt, komisyon üyelerinden oluşan bir heyetin 14-15 Mayıs'ta Kahramanmaraş'a bir ziyaret gerçekleştirdiklerini hatırlatarak hayatını kaybeden öğrenciler ve öğretmenin mezar ve ailelerine taziye ziyaretinde bulunduklarını ifade etti.
Yaralı öğrencilerin de ziyaret edildiğini belirten Beyazıt, 12- 13- 14 ve 15 Haziran günlerinde Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'ya yeniden bir ziyaret gerçekleştirerek kamu kurumları, Emniyet, Valilik, aileler ve öğretmenleri de dinleyeceklerini ve olaya ilişkin daha kapsamlı bilgi edinmeyi planladıklarını söyledi.
Komisyonun bugün gerçekleşen üçüncü toplantısında Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Galip Yüksel ve TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hilmi Demir sunum yaptı.
Prof. Dr. Galip Yüksel, sunumunda şiddetin sadece bir güvenlik zafiyeti olmadığını, kurumsal, sosyolojik bir takım süreçlerin çıktısı olduğunu ifade etti. Saldırganlığın nedenlerine dair çok sayıda kuram bulunduğunu belirten Yüksel, okullarda şiddet gösteren öğrencilerin ya önceki ya da halihazırda öğrencisi olduğunu söyledi. Merceğin okullara çevrilmesi gerektiğini belirten Yüksel, şu ifadelere yer verdi:
"Okullara baktığımızda bu kişilerin o işi yapacağı aslında ciddi anlamda bilinebiliyor. Bu kişilerin ortak özelliği 'önemsenmeyen insan' olmaları. Dolayısıyla da bu önemsenmeme etkisiyle iğne işlevi görecek bir adımla saldırgan bir eylem gerçekleştiriyor. Önemli olmak bir temel ihtiyaçtır biz sadece hayatta kalmaya çalışan varlıklar değiliz. Öğrencilerin ciddi bir kısmı eğitimin önemine inanmıyor bu da güç için başka alanlara yönelmelerine yol açıyor. Bu durumda toplumsal dayanışma zayıflıyor, bireyler yalnızlaşıyor ve toplum atomize hale geliyor. Toplum önemsizleştikçe komplo teorileri artar, kurumlara güven zayıflar. Bunlar bazı kişileri şöyle etkiliyor; 'ben hiçbir şeyim, hiç kimseyim ama artık adımı hatırlayacaksınız'."
Saldırıyı gerçekleştirmesi muhtemel kişilerin bilinebileceğini belirten Yüksel, antisosyallik, düşük kaliteli arkadaşlık, geçmişte yaşanan istismar gibi olguların da belirleyici olduğunu söyledi. Duygusal ve sosyal gelişimin ihmal edildiğini belirten Yüksel, "Bir kişi duygularını ifade edebiliyorsa ve adlandırabiliyorsa bu kişinin karar vermesi, yaratıcı olmasını beklemek mümkün. Bu konuda doğu toplumlarında duyguları ötekileştirme sorunu var. Duygularını ifade edebilenlerin daha başarılı olduklarını ve daha az psikososyal sorun yaşadıklarını görüyoruz" dedi.
Okullarda "sınıf rehberlik programı" uygulamasının 2020 yılında müfredata alındığını ancak uygulanmadığını söyledi. Yüksel, "Bu program uygulansa bu olayların olmaması mümkün. 12. sınıfa kadar sosyoduygusal gelişim alanında müfredata yer verilmeli. Yöneticiler bu işi kalbiyle inanmadığı zaman bu uygulamalar kağıt üzerinde kalıyor halbuki çok önemli bir program" ifadelerini kullandı. Her 10 öğrenciye bir öğretmenin daha yoğun ilgi göstermesi modelini öneren Yüksel, "Öğretmenler çocuklar üzerinde süperstarlar kadar etkili. Yoğun bireyselleştirilmiş etki olumlu bir sonuç doğuracaktır" dedi.
Öğrenci başına ülkeler bazında yapılan eğitim masrafında OECD ülkeleri arasında Türkiye'nin son sıralarda olduğunu belirten Yüksel, aileler bazında bakıldığında ise en fazla harcama yapan ülkeler arasında yer aldığını belirtti. Ailelerin çocukları için varını yoğunu sattığını belirten Yüksel, bu konuda da aileler ile ortak bir çalışma yürütüldüğü takdirde ailelerin gereken desteği sağlayacağını belirtti.
Prof. Dr. Hilmi Demir, farklı profillerdeki okul saldırılarına ilişkin yaptığı sunumda, "Okul saldırılarının 2000 tarihinden itibaren ülkemizde görmeye başladık. Son yıllarda 2024'ten itibaren değişen bir profile rastladık. Ben bunu 'manifesto bırakan katil' olarak adlandırıyorum" dedi.
Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'da saldırıyı gerçekleştiren öğrenci profillerini karşılaştıran Demir, "Toplumsal değerleri reddeden bir profilleri var. Her ikisinde de insanlık nefreti var. Manifestolarda kendinden nefret, şiddetin yüceltilmesi, ahlahi ve toplumsal değerlere düşmanlık var. Türkiye'de 13-14 yaşında pedofil ve zoofil olan çocuklar var, bunlara hukuken bir yaptırımımız yok. Neyle karşı karşıya olduğumuzu bilmemiz için söylüyorum. Biz balonun patladığı anı konuşuyoruz ama o balonun nasıl şiştiğini anlamazsak hiçbir şey yapamayız" dedi.
Önleyici müdahalelerin önemine dikkat çeken Demir, "Polis bu işin en son ayağıdır. Polislik olmadan önce yapılması gerekenleri yapmak asıl müdahaledir. Bizim aklımıza gelen her okula polis koymak oldu. Bu tür sorunları çözmez. Dijital radikalleşme sorununa çözüm bulunmalı. Şiddetin dijital kökenlerine baktığımızda Discord, Telegram kanallarında o videoları izleyen çocukların seri katil olmama ihtimali yok. Uluslararası bir kötülük ağı var bunlar sürekli insana, hayvana, çocuğa zarar vermeyi konuşuyorlar. Evde bilgisayar başında çok masum gördüğünüz çocuğunuz nihilist ağlar içerisinde radikalleşiyor" ifadelerine yer verdi.
Prof. Dr. Hilmi Demir, sunumunu şu şekilde sürdürdü:
"Saldırılar anlık öfke patlamaları değil, rastgele bir cinayet değil. Bunları bireysel şiddet olarak algılarsanız hata edersiniz. Fiziksel okul koridorlarına taşan şiddet aslında uluslararası nihilist dijital platformlarda filizleniyor. Saldırganlar intihara meyilliler ve planlarını sızdırıyorlar. Bu yüzden de önlenebilir. Bu da hayati bir fırsat penceresidir. Bunu anlayabilmek bir uzmanlık işidir. Bir armanın, işaretin ne olduğunu anlaması lazım. Türkiye'de okul saldırılarında rastlanan farklı semboller var. Bu tür bir uzmanlığa sahip değiliz. Türkiye'de 'radikalleşme' diye bir uzmanlık yok. Bu konuda uzmanlık alanlarının bir an önce oluşturulması lazım. 50 yıldır terörle mücadele ediyoruz ama terör psikolojisine bile sahip değiliz. Akademizde bu tür branşlara ihtiyacımız var. Yoksa her önüne geleni saldırgan olarak adlandırdığınız ve baskı kurduğunuz bir mekanizmaya doğru yol alırsınız. Çok zeki çocuklar da büyük katliamlar yapabilirler o yüzden eski yanılgılara kapılmamak lazım. Bunlar basit ergenlik hezeyanları, fakir çocuklar ya da anlık öfke patlamaları değil."
Son Dakika › Güncel › Okul Saldırıları ve Dijital Riskler - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.
Sizin düşünceleriniz neler ?