Ateş Denizi Olmak ya da Olmamak! - Son Dakika
Son Dakika Logo

Ateş Denizi Olmak ya da Olmamak!

Ateş Denizi Olmak ya da Olmamak!
16.05.2013 03:05

BEŞİR Ayvazoğlu, bugüne kadar yazdığı biyografi, deneme ve portre yazılarıyla edebiyatımıza kendi sesini ve izini bırakan ender kültür insanlarından biridir.

Özellikle yazdığı biyografilerdeki akıcı dil ve kendini okutan üslup, onun kitaplarını diğer örneklerinden ayrı bir konuma koymuştur okur gözünde. Ayvazoğlu, Bozgunda Fetih Ruyası'ndan sonra ikinci romanı Ateş Denizi'yle bir baş ucu eseri daha bıraktı edebiyatseverlere.


Ateş Denizi çok katmanlı


bir roman. Bir dönem romanı mı? Evet. Bir mekan romanı mı? Evet. Bir şehir romanı, bir tarih romanı, güncel bir roman... Esere hangi gözle nerden baktığınıza bağlı


olarak karşılık bulan bu değerlendirmeler elbette okurun romandan beklentisiyle de doğru orantılı


şekilde değişecektir.


‘Kütüphaneler devirdim’


Roman uzun bir araştırma ve okuma sürecinden sonra bizlere ulaşmış. "Kütüphaneler devirdim" diyen Ayvazoğlu ekliyor, "Muhayyel şahısları ve olayları gerçek şahıslar ve olaylara ek yerleri belli olmayacak şekilde monte etmek… Yaptığım bu... Bunun çok zor bir iş olduğunu tahmin edersiniz." Ancak romandaki kronolojinin  kusursuz olduğunu belirtmek isterim. Roman kahramanı herhangi bir gazete haberinden yahut yazıdan söz ediyorsa, o haber veya yazı, o gazetede o tarihte vardır. Roman, 2000’lerin başında


ünlü bir yazara içinde 35 defterin ve çeşitli malzemelerin bulunduğu bir paketin ulaştırılmasıyla başlıyor. Defterler, Galip Tahiroğlu tarafından yeğenine armağan edilmiştir. Yazar/editör bu


defterleri yayına hazırlar ve notlandırır. Dolayısıyla dipnotlu bir roman… Ancak dipnotları ve ekteki metinleri de kurgunun bir unsuru


olarak görmek lazım. Elbette üşenen okuyucular, dipnotlara bakmayabilirler.


Eser, Şeyh Galib’in Hüsn-ü Aşk’ı yazma serüvenini ve Tanburi Cemil Bey’in izinde Cumhuriyet’in ilk yıllarını anlatıyor. O yıllar diyor Ayvazoğlu, "Osmanlı geçmişimizle bütün bağların koparılmak istendiği yıllardır."  Ateş


Denizi yüzyıllarca nesilden nesillere aktarılan ve bu


coğrafyanın, bu toplumun kendi rengiyle boyadığı kültür ve medeniyeti, adına "Batılılışma" denilen vandalist bir yaklaşımla yok etmeye çalışanların ve bunlara karşı kendi özüyle, kültürüyle mücadele edenlerin anlatıldığı bir belgesel roman aslında. Ateş Denizi, bir yaranın resmidir. İnsanın, ailenin, çevrenin ve toplumun yarası bu yara. Kültür ikliminden kopratılan ve yabancısı olduğu bir iklime mecbur edilen medeniyet fidanının hazin öyküsü.


Bir yaranın resmidir...


Ayşe Adlı'nın müthiş yazısında ifade ettiği gibi yer yer 250 sene


geriye gitse de, esasında 80 sene


öncesinin İstanbul’unu anlatıyor


kitap. Yan yana akan iki hikâye


var Ateş Denizi’nde. Biri; Darülfünun Reformu’yla işini, itibarını, varlık sebebini yitirmiş bir gencin; diğeri 1700’lerin sonlarından


itibaren göz göre göre çöken koca imparatorluğunki. İkisi de hazin, ikisi de sarsıcı ancak vakur…


Kapı Yayınları’ndan çıkan eser, bu topraklarda artık bir gelenek halini alan ve nesiller boyu kendini tekrar eden tartışmaları da yüzümüze vuruyor. Doğu-Batı çatışması, Osmanlı-Cumhuriyet tartışması, kültürel kırılmalar.. Yüzyılları belgesel tadında veren bir romanın sonuna gelindiğinde başındaymış gibi hissediyorsak kendimizi; toplum olarak düşünmemiz gereken çok şey var demektir. Özetle Ateş denizi, bizim, bu milletin, bu ülkenin, bu cemiyetin romanıdır. Okuyana ve elbette anlayana... 

Kaynak: Star

Son Dakika Kültür Sanat Ateş Denizi Olmak ya da Olmamak! - Son Dakika


Advertisement