İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Bölümü emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Özdoğan, arkeolojik dolguların tüm insanlığın ortak mirası ve belleği olduğunu belirterek, "Belgelenmediğinde etkin olmayan ölü bilgidir. Belgelenmeden yok edilmesi, tüm insanlığa ait bilginin silinmesi anlamına gelir" dedi.
Prof. Dr. Özdoğan, Bilecik Üniversitesi (BÜ) Sürekli Eğitim Merkezi Salonu'nda düzenlenen "Tarih ve Kültür Sohbetleri" etkinliği kapsamında verdiği
"Bir Düşünce Sistemi Olarak Arkeoloji ve Arkeoloji Politikaları" konulu konferansta, arkeologların ciddi sıkıntılarının bulunduğunu, topluma kendilerini anlatamadıklarından başka türlü görüldüklerini belirterek, arkeolojinin bilim değil, hobi görme alışkanlığının oluştuğunu söyledi.
Arkeologların turizm ile özdeşleşen, turistler olmasa vazgeçilebilir ve yalnızca turistik gezilerin gereği olarak görüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Özdoğan, şöyle konuştu:
"Biz bu bilimi turistler için yapmıyoruz. Arkeoloji özellikle Türkiye'de koleksiyonculukla, definecilikle iç içe girmiş, özümsenmiş... Anlam karışması var. Amacımız bir şey bulmak değil, bilgiye ulaşmaktır. Koleksiyonları zenginleştirmek için güzel ve değerli nesneler bulmak değildir, definecilik hiç değildir. Amaç, bulmak değil öğrenmektir. Arkeoloji merakla başlamamıştır. Geleneksel bakış acısı, geçmiş söylencelere dayalıdır. Kanıt aranmaz, inanılır. İlgi kendi toplumunun geçmişi ile sınırlıdır. Bu bütün dünya toplumları için de geçerlidir. Geçmiş araştırılarak öğrenilebilir. Geçmişi anlamak için küresel bakış açısı gerekir. Arkeoloji, çağdaş düşünce sisteminin yapı taşlarından biridir, diğer sosyal ve doğa bilim dalları ile birlikte gelişmiştir. Bilgi, sorgulamayla üretilen verilere dayanır. "
-"Arkeoloji geçmişe soru sorulması ile başlamıştır"-
Sorulan soruların dönemin düşünce sistemini yansıttığını ve sorulara göre farklı anlatımların ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Özdoğan, sözlerine şöyle devam etti:
"Geçmiş yaşanmıştır, bitmiştir ve değiştirilemez. Yanıtların niteliği kullanılan yöntemle bağlantılıdır. Kullanılan yöntemler arkeolojinin 800 yılı bulan tarihi süresince sürekli gelişerek değişmiş, yeni ve farklı sorular yöneltilebilmiştir. Ancak, sorulan sorular her zaman dönemin felsefi akımlarının yansımalarıdır. Arkeoloji tek bir alan olarak gelişmemiştir. Farklı amaçlar ile yapılan sorgulamalardan farklı yöntemleri, bakış açıları olan farklı alanlar olarak gelişmiştir. Arkeoloji, geçmiş dönemlere ait somut verileri ortaya çıkaran zaman laboratuvarıdır. Geçmiş, günümüz kadar renklidir, çeşitlilik içerir. Seçilerek toplanan veriler ile istenen her görüş kanıtlanabilir. İmparatorluklardan ayrılan devletler, ulus bilinci için arkeolojiye yönelmiştir. Ancak bunların hiçbiri geçmişi değiştiremez. Geçmişin kanıtları arkeolojik dolgulardadır. Bunlar kazılmadığı zaman etkin olmayan 'ölü bilgi' konumundadır. Arkeolojik dolgular okunmamış kitaplık, arşiv gibidir."
-"Arkeolojik dolgular insanlığın ortak mirası ve belleğidir"-
Prof. Dr. Özdoğan, arkeolojinin bilimsel nitelik kazanmasının diğer bilim dalları ile bütünleşmesinin sonucu olduğunu, geçmişin anlaşılması için konusu insan ve dünya olan tüm bilim alanları ile birlikte çalışılmasının arkeolojik düşünce sistemini geliştiren, kimliği zenginleştiren ve sosyal zenginlik sağlayan zaman laboratuvarına dönüştüğünü söyledi.
Sosyal, doğa ve yaşam bilimlerindeki hızlı gelişmesinin arkeolojiye yansıdığını ve ortaya çıkan bilginin geçmiş dönemlere hayal edilemeyecek şekilde boyut kazandırdığını anlatan Prof. Dr. Özdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:
"İnsanın yaşadığı çevrenin niteliği, beslenme, iklim salınımları, göç, ticaret, teknoloji gibi alanların kapsamlı öğrenilmesini sağlamıştır. Günümüzde diğer bilim dalları gibi arkeoloji de hızlı bir dönüşüm süreci içindedir. Yakın zamanlara kadar yalnızca çağdaş düşünce sistemine sahip olan az sayıda ülke, geçmişin araştırılarak öğrenilmesi için çaba göstermiştir. Diğer ülkeler geçmişin araştırılmasıyla, geçmiş yaşamın kanıtları olan somut veriler ile ilgilenmemişlerdir. Az sayıdaki ülke küresel ölçekte geçmişi sahiplenmiştir. Günümüzde ise arkeoloji küreselleşerek yaygınlaşmış, sahiplenme yerelleşmiş, bakış açısının küreselden yerele inmesi ve seçici olma tehlikesini doğurmuştur. Arkeolojik dolgular tüm insanlığın ortak mirası, belleğidir. Belgelenmediğinde etkin olmayan ölü bilgidir. Belgelenmeden yok edilmesi, tüm insanlığa ait bilginin silinmesi anlamına gelir. Yerine konması olanaksızdır. Zengin kültür mirasına sahip olmanın getirdiği sorumluluk, bilginin etkin duruma getirilmesi, tüm insanlığa ve bilime kazandırılması, gelecek kuşaklara aktarılmasıdır."
Konuşmanın ardından Rektör Prof. Dr. Azmi Özcan, üzerinde üniversite ambleminin bulunduğu tabağı Prof. Dr. Özdoğan'a hediye etti.
Etkinliğe, Vali Yardımcısı Süleyman Deniz, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Abdulhalik Bakır, Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Harun Tunçel, BÜ Genel Sekreteri Rüştü Mumcu, Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürü Bilgin Aydın, öğretim üyeleri ile öğrenciler ve vatandaşlar katıldı.
- BİLECİK
Son Dakika › Yerel › Bilecik'te 'Tarih ve Kültür Sohbetleri' - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.