İmamoğlu’nun "casusluk davası" savunmasından: “Saray siyasetinin parmakları bu fonların içinde”

Tutuklu cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, "siyasi casusluk" davasındaki savunmasında, "Üst düzey bürokrasi ve saray siyasetinin parmakları bu fonların içinde. Bu kadar ayan beyan. Düzenlenecek olanlar da onlar, denetleyecek olanlar da onlar, düzenleyecek düzenleyen de onlar" dedi.
Haber: Çağatan AKYOL
(İSTANBUL) - Tutuklu cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, "siyasi casusluk" davasındaki savunmasında, "Üst düzey bürokrasi ve saray siyasetinin parmakları bu fonların içinde. Bu kadar ayan beyan. Düzenlenecek olanlar da onlar, denetleyecek olanlar da onlar, düzenleyecek düzenleyen de onlar" dedi.
Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İmamoğlu'nun siyasi danışmanı Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün'ün "siyasal casusluk" iddiasıyla tutuklu yargılandığı davanın yargılamasına devam ediliyor. Davanın üçüncü duruşması, İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri'deki Marmara Kapalı Cezaevi'nin 4 No'lu duruşma salonunda başladı.
Duruşmada savunma yapan İmamoğlu, şunları söyledi:
"İki yılda şahsıma 20'ye yakın dava ile muhatap edildiğim bir süreci yaşattılar. Mevcutta 13 tane ceza davası ile mücadele etmekteyim. Bu mahkemelerin de 23'e yakın hakim değişikliği yapılarak adil yargılanmamın tümüyle engellendiği bir ortamı yaşamaktayım. Artık ben sayamıyorum. Kaç kişi değişti, kim geldi, kim gitti, kim kimdir? Bir mahkemeden öbür mahkemeye hakimleri bile tanıyamaz duruma geldik. Tarifi gerçekten imkansız, anlatması gerçekten çok zor. Türkiye Cumhuriyeti devletinde bin yıllık geleneğimize yakışmayan utanç verici, herkesin eve gidip gerçekten ellerin arasına kafasını alıp düşünmesi gereken bir dönemi yaşıyoruz. Biz bu duruma nasıl geldik? Bu ülke nasıl kuruldu? Yani bu ülkenin evlerinde insan kalmadı. Sadece 103 yıl önce benim evimde bile şehitler, gaziler vardı. Her insanın evinden insanlar kalmadı evlerde."
"DEVLET ADINA UTANÇ VERİCİ DURUM"
19 Mart'tan bu yana yürütülen yargı süreçlerinin her birinde farklı bir suçlamayla karşı karşıya bulunduğunu vurgulayan İmamoğlu, şöyle devam etti:
"Bugün de aynı günde 2 duruşmayla yine tarihe not düşmeye devam ediyoruz. Casusluk… Yani arkaya dönüp baktığımda çok yakinen tanıdığım, dostluk, yoldaşlık yaptığım Necati Özkan'dan casus çıkartmak, yani bu ülkenin silahlı kuvvetlerinde görev yapmış bir insandan, kendini memleketine adamış bir insandan casus çıkarmak… Uzaktan izlediğim, okuduğum, takip ettiğim, fikirlerine hayranlıkla baktığım Merdan Yanardağ'dan casus çıkarmak ya da televizyonuna çökmek, adı her neyse. Şimdi burada tanıdığım yani kimdir, nedir bilmediğim, hiç tanışmadığım, bir defa fotoğraf çekildiğim… Görüyorum ki yani gerçekten artık biz zaten mahkemede buna çok şaşırır olduk. Bazen arkadaşlarım bir mahkemede diyor ki 'Ya ben masumum diye haykırasım geliyor, sonra biriniz çıkıyor, dinliyorum. Ondan sonra diyorum bu benden daha masum' deyip ona üzülmeye başladım, ben de Hüseyin Gün'ü dinlemeye başladım bu mahkemede. Gerçekten o insandan da casus çıkarmak, bu devlet adına utanç verici bir durum."
"NEPOTİZM ZİRVE YAPMIŞ"
Gündemdeki fon krizine ilişkin de konuşan İmamoğlu, şunları söyledi:
"Fon vurguncuları hakkında daha önce gerekli yerlere de uyarı yapılmış. Hatta bu uyarıyı yapan insanları hemen gözaltına atmışlar. Hatta utanmadan gözaltına aldıktan sonra bir kısım bu işin, bu vurgunun önde giden insanları 'İyi ki tutuklatmadım' diye de laf etmişler. Yani tutuklatma yetkisini bile kendinde gören insanlar bunlar. Çünkü niye? Bu işin içinde olan herkes bu iktidarın fertlerinin insanları. Eşi, dostu, akrabası; hepsi bu işin içinde. Üst düzey bürokrasi ve saray siyasetinin parmakları bu fonların içinde. Bu kadar ayan beyan. Düzenlenecek olanlar da onlar, denetleyecek olanlar da onlar, düzenleyecek düzenleyen de onlar. Eşler, dostlar, akrabalar, nepotizm böyle yani zirve yapmış. Ben akrabamı olduğum yere sokmadım. Kural getirdik. Bir yönetici varsa onun akrabası yönetici olamaz. Bir yöneticinin akrabası işe alınamaz. Bu kadar ileri taşıdık meseleleri, arkadaşlarım şahittir. Biz bu kurallarla devlette görev yaptık 11-12 senedir. Niye? Milletin evlatlarına burs verilsin diye.
FATMA BETÜL SAYAN KAYA TEPKİSİ...
Genç bir kadına 110 bin dolar İBB burs vermiş. Ekrem İmamoğlu ne yapmış? 5,5-6 senede, bugünün parasıyla 12,5 milyar lirayı 600 bin çocuğa dağıtmış. Onun için ben buradayım. 'Milletin parası millete verilecek' dedik biz, onun için ama bir kadın 110 bin dolar... Aynı kadını defalarca 'Hadi burs aldın gittin yurt dışına, yaptın mı yapmadın mı o da belli değil, hadi geri dön hizmetini yap' diye kuruma çağrılıyor, cevap bile vermiyor. Kuruma bile gelip kuruma hizmet bile etmiyor. Kayıtlı, tespitli. Bunu yaşattılar bize. Bu mektuplar kendisine yazılırken sayın cumhurbaşkanı o zaman başbakan, aynı anda başbakana da danışmanlık yapıyor. Benim yanımda öyle biri gezecek, kovarım onu. Bedelini ödettiririm ona. Onun için şimdi bunu kim tespit ediyor? Ana muhalefetin sözcüsü açıklıyor. Yahu Allah aşkına, 'Kim yaptıysa ortaya çıksın'. Neymiş, AK Parti'nin sözcüleri acayip laflar ediyormuş, 'Kim yaptıysa ortaya çıksın. Kim yaptıysa kendini ihbar etsin. Gitsin teslim olsun'. Vay anasını ya. Devleti düşürdükleri duruma bakar mısınız?
"İDDİA MAKAMI, DUYUN BU SESİ"
Bu ülkede adalet terazisinin bir kefesinde iktidar vardır, orası dokunulmazdır. Orada hesap yapmak yoktur, orada denetim yoktur. Öbür kefesinde ise üzerine itiraz edenler vardır. Orada yargılanmak, susturulmak, gözaltına alınmak, taciz, işkence her şey vardır. İşte bütün bunların bedeli çok ağır. Bütün bunların bedeli emeklilerin aç kaldığı bir Türkiye'dir. Bütün bunların bedeli asgari ücretlilerin açlık içinde olduğu bir Türkiye'dir. Bir ömür çalışan, devletine güven duyan bu insanlar sefalete mahküm edilmiştir. İşte bunun sonucu Anayasa Mahkemesi önünde, 2 çocuk babası emekli bir yurttaşımız Ali Şekeroğlu, 'para için değil, onurumuz için' diyerek canına kıymıştır. Bunların hepsinin sebebi işte bu casusluk davası gibi davalardır. İddia makamı, duyun bu sesi. Sorumlusunuz, sonuna kadar. 5 günde 7 emniyet mensubumuzun intihar ettiğinden bahsedildi geçen hafta. Kimse bunları duymadı. Seçmen analizi yapanı casus ilan ediyorlar. Tersine çevrilen bu düzende söylem ile gerçeklik arasındaki uçurum artık ölüm büyüklüğüne ulaştı. İnsan kendini öldürüyor bu ülkede. Bunun ağırlığını hissedin. Hissetmek zorundayız ey milletim, aziz milletim, kıymetli halkım."
(Sürecek)
Sizin düşünceleriniz neler ?