İsrail'in 'E1' Projesi ve Uluslararası Hukuk İhlalleri - Son Dakika
Son Dakika Logo

İsrail'in 'E1' Projesi ve Uluslararası Hukuk İhlalleri

14.05.2026 12:41

Rayan Abed al-Razeq, İsrail'in 'E1' projesinin uluslararası hukuku nasıl ihlal ettiğini ele aldı.

Politika ve hukuk araştırmacısı Rayan Abed al-Razeq, İsrail'in "E1" projesinin uluslararası hukuku nasıl ihlal ettiğini AA Analiz için kaleme aldı.

***

2017 yılında, o dönem Knesset üyesi olan mevcut İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, "Belirleyici Plan: Barışın Anahtarı Sağın Elinde" adını verdiği bir strateji ortaya koydu. Smotrich, İsrail yerleşim yerlerinin genişletilmesi ve yerleşimci sayısının artırılmasının Batı Şeria'daki coğrafi ve demografik gerçekliği kökten değiştireceğini savunuyordu. Plan, sahada geri dönülemez durumlar yaratarak bir Filistin devletinin kurulma olasılığını baltalamayı ve Arapların, İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarındaki varlığına yönelik algısını yeniden şekillendirmeyi amaçlıyordu.

Smotrich, "Sahadaki gerçekler algıları değiştirir ve yeni gerçekliği dikte eder, yerleşim blokları da bunu kanıtlayacaktır." ifadesini kullanmıştı [1]. Smotrich, ilerleyen süreçte fiili ilhakı hedefleyen çeşitli yerleşim projelerini devreye soktu. Bu girişimlerin en önemli ve en çok tartışma yaratanı ise "E1" projesi oldu.

E1 planı

"E1", işgal altındaki Filistin topraklarında yürütülen en tehlikeli İsrail yerleşim projelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Batı Şeria'nın C Bölgesi'nde, Ma'ale Adumim ile Pisgat Ze'ev arasında yer alan bu proje, Doğu Kudüs'ü Batı Şeria'nın geri kalanından ayırmayı ve şehrin fiili olarak ilhak edilmesini kolaylaştırmayı amaçlamaktadır. İlk olarak 1993 yılında gündeme gelen "E1", bugüne kadar 12 bin dönümden fazla Filistin toprağının gasbedilmesine yol açmıştır [2].

İsrail hükümeti, 14 Ağustos 2025'te Ma'ale Adumim'in Kudüs'e bağlanmasını onaylarken Bezalel Smotrich bu hamlenin "Filistin devletini mezara gömdüğünü" ileri sürmüştür [3]. Ardından 11 Eylül 2025'te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Ma'ale Adumim'de "Yaşam Dokusu" projesini de kapsayan ek planları onaylamış ve 7 bin 600'den fazla yerleşim birimi için 3 milyar şekel ödenek ayırmıştır. Netanyahu konuya ilişkin, "Ma'ale Adumim topraklarımızın bir parçasıdır, burada yaptığımız şey bir vizyonu gerçeğe dönüştürmektir." ifadesini kullanmıştır [4]. İsrail yönetimi ayrıca, resmi tapu kayıt belgelerinde "Batı Şeria" ifadesinin yerine "Yahudiye ve Samiriye" terimini kullanmaya başlamıştır. Bu isim değişikliği, en son 10 Eylül 2025'te Ma'ale Adumim ile Eriha arasındaki arazilere yönelik yayımlanan resmi bir bildirimde de kendini göstermiştir [5].

Ayrıca projenin uygulanmasına zemin hazırlamak amacıyla Kudüs'ün kuzeybatısındaki Beyt İksa ve Nebi Samuil köyleri ile El-Halayile Mahallesi'ne özel giriş izinleri getirilmiş ve Filistinlilerin hareket özgürlüğü kısıtlanmıştır [6].

Bu adımlar, yerleşim faaliyetlerini yasa dışı sayarak, uluslararası barış ve istikrarı tehdit eden bir savaş suçu olarak kabul eden uluslararası hukuka tamamen aykırıdır. Söz konusu uygulamalar, Kudüs'ün ve Batı Şeria'nın belirli bölgelerini fiilen ilhak etme politikasını açıkça gözler önüne sermektedir.

Bir savaş suçu olarak yerleşim faaliyetleri

İsrail'in yerleşim faaliyetleri, uluslararası hukuka göre bir savaş suçu teşkil etmekte ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasının önündeki en büyük engeli oluşturmaya devam etmektedir. Bu hukuki zemin, işgalci bir gücün kendi sivil nüfusunu işgal altındaki topraklara nakletmesini yasaklayan 1907 Lahey Sözleşmesi'nin 46. maddesine, Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin 49. maddesine ve Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü'nün 8(2)(b)(viii) maddesine dayanmaktadır.

Uluslararası toplum, İsrail'in 1967'den bu yana işgal altında tuttuğu topraklardaki yerleşim faaliyetlerinin yasa dışı olduğunu kararlı bir şekilde vurgulamaya devam etmektedir. Bu doğrultuda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 23 Aralık 2016 tarihli ve 2334 sayılı kararı, İsrail yerleşimlerinin "hiçbir hukuki geçerliliği bulunmadığını" ve uluslararası hukukun "açık bir ihlali" olduğunu hükme bağlamıştır.

Benzer şekilde BM Genel Kurulu da 15 Aralık 2025'te kabul ettiği 81, 116, 158 ve 195 sayılı kararlarla yerleşimlerin gayrimeşru olduğunu yeniden teyit etmiştir. Genel Kurul bu adımı atarken, Uluslararası Adalet Divanının 9 Temmuz 2024 tarihli danışma görüşüne dayanmıştır. Söz konusu görüşte, İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarındaki varlığını sürdürmesinin hukuka aykırı olduğu belirtilmiş ve yerleşim faaliyetlerinin derhal sonlandırılması çağrısı yapılmıştır.

BM Genel Kurulu ayrıca, 2012 tarihli ve 67/19 sayılı karara atıfta bulunarak Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkını desteklediğini yinelemiştir. Bu kapsamda, başkenti Doğu Kudüs olan ve 4 Haziran 1967 sınırlarına dayanan bağımsız bir Filistin devletinin kurulması gerektiği bir kez daha vurgulanmıştır.

Tüm bunlara rağmen İsrail, "E1" başta olmak üzere yerleşim projelerini genişletmeyi sürdürmektedir. Bu pervasız adımlar, toprak bütünlüğüne sahip bir Filistin devleti ihtimalini baltalamakta ve uluslararası düzeyde ve işleyen bir hesap verebilirlik mekanizmasının kurulmasını zorunlu kılmaktadır.

Yerleşim projelerine karşı devreye sokulabilecek uluslararası mekanizmalar

448'den fazla eski Avrupalı yetkili, 6 Mayıs 2026'da AB liderlerine ortak bir mektup göndererek işgal altındaki Batı Şeria'da "E1" planı üzerinden yürütülen ilhak politikalarına karşı acil eyleme geçilmesi çağrısında bulundu. Bu girişim, İsrail'in gasbedilen Filistin topraklarına 15 binden fazla yerleşimci taşımayı hedefleyen "E1" projesi için Haziran 2026'da yeni ihaleler açacağını duyurması üzerine gerçekleşti. Mektupta, "AB, kısıtlayıcı ticari tedbirler ve yerleşim faaliyetlerinde rol oynayan kişilere yönelik yaptırımlar da dahil olmak üzere, İsrail'i Batı Şeria'daki Filistin topraklarını yasa dışı şekilde ilhak etmekten caydıracak acil adımları derhal atmalıdır" ifadeleri kullanıldı [7].

Avrupalı eski yetkililer, Avrupa Birliği'ne 11 Mayıs 2026'da toplanan AB Dış İlişkiler Konseyinde İsrail'e karşı somut yaptırımlar benimsenmesi yönünde baskı yaptı. Ancak bu kritik toplantıdan, İsrail'den kapsamlı bir şekilde hesap sorulmasını sağlayacak geniş çaplı önlemler yerine, yalnızca belirli İsrailli şahıs ve kuruluşları hedef alan sınırlı yaptırım kararları çıkabildi [8].

Bununla birlikte, İsrail'in insan hakları ve insan onurunu içeren 2. maddeyi ihlal ettiği gerekçesiyle 1995 tarihli AB-İsrail Ortaklık Anlaşması'nın askıya alınması yönündeki teklifler de kabul görmedi. Çünkü bu anlaşmanın askıya alınabilmesi için 27 AB üyesi ülkenin oy birliğiyle karar vermesi gerekiyordu [9]. Neticede, dönemsel siyasi çıkarlar ve mülahazalar, Anlaşma ile imza altına alınan hukuki yükümlülüklerin önüne geçmiş oldu.

Öte yandan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 11 Haziran 2020'de, Boykot, Tecrit ve Yaptırımlar hareketinin ifade özgürlüğünü kısıtlayan Fransız mahkemesi kararında hak ihlali tespit ederek önemli bir yargısal emsal oluşturmuştur. Söz konusu dava, hareketin, İsrail yerleşim birimlerinden gelen ürünlerin boykot edilmesi ve yerleşim faaliyetlerinin uluslararası hukuka göre bir savaş suçu teşkil ettiği yönündeki duruşunu temel alıyordu [10].

Bu yöndeki talepler, AB üyesi ülkeler ile Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'ne taraf devletlerin üzerindeki hukuki yükümlülükleri de net bir şekilde yansıtmaktadır. Nitekim BM Genel Kurulu, bu sözleşmenin 1967'den bu yana işgal altında tutulan Filistin topraklarında geçerli olduğunu defaatle teyit etmiştir. Sözleşmenin 146. maddesi uyarınca devletler, evrensel yargı yetkisi ilkesi gereğince savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçların faillerine karşı diplomatik ve ekonomik yaptırımları devreye sokmakla yükümlüdür.

Dahası, BM kararları, devletlerin İsrail yerleşimlerini destekleyen şirketlerin faaliyetlerini durdurmasını zorunlu kılmaktadır. Bu yaklaşım özellikle BM İnsan Hakları Konseyinin Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetlerine müdahil olan 11 ülkeden 153 şirketi ifşa eden listesine yönelik 26 Eylül 2025 tarihli BM Genel Kurulu kararının ardından daha da kritik bir boyut kazanmıştır. Söz konusu kararda, ilgili devletlere bu şirket ve şahısları uyarma ve haklarında yasal süreç başlatma çağrısı yapılmıştır [11].

Söz konusu hukuki yükümlülüklere ve uluslararası kararlara rağmen, BM ve AB gibi kurumların Filistin ile İsrail'in yerleşim faaliyetlerine yönelik adımları etkin bir şekilde uygulama noktasında yetersiz kalması, İsrail'den hesap sorma çabalarını tamamen devletlerin tek taraflı siyasi iradesine bağımlı kılmaktadır.

Sonuç

Yukarıdaki veriler ışığında İsrail'in, bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını engellemek amacıyla yerleşim yerlerini aralıksız genişletmesi, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkını doğrudan baltalamaktadır. Bu yayılmacı politika artık "E1" projesinin de ötesine geçmiş, Cenin çevresindeki kuzey bölgelerini [12] ve Beit El yerleşim biriminin 1200'den fazla yeni konutla büyütülmesini [13] kapsayacak şekilde Batı Şeria genelinde çok daha geniş bir yerleşim planına dönüşmüştür.

Uluslararası anlaşmaları, Birleşmiş Milletler kararlarını ve uluslararası insancıl hukuku açıkça yok sayan bu politikalar, Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine, topraklarının gasbedilmesine ve en temel haklarının kısıtlanmasına yol açmaktadır. Dönemsel siyasi mülahazalar ise bu hukuksuz uygulamalara karşı uluslararası alanda etkili ve caydırıcı adımlar atılmasını engellemeye devam etmektedir.

[1] https://hashiloach.org.il/israels-decisive-plan/

[2] https://www.cwrc.ps/page-3497-ar.html

[3] https://www.bbc.com/news/articles/ckgdzxpkdd7o

[4] https://www.alquds.co.uk/%D8%A7%D9%84%D8%A7%D8%AD%D8%AA%D9%84%D8%A7%D9%84-%D9%8A%D8%B6%D9%85-%D9%81%D9%8A-%D8%B5%D9%85%D8%AA-3-%D9%82%D8%B1%D9%89-%D9%81%D9%8A-%D8%A7%D9%84%D9%82%D8%AF%D8%B3-%D8%A7%D9%84%D8%B4%D8%B1%D9%82/

[5] https://poica.org/2025/10/%D9%85%D8%AD%D8%A7%D9%81%D8%B8%D8%A9-%D8%A3%D8%B1%D9%8A%D8%AD%D8%A7-%D8%B9%D9%84%D9%89-%D8%AE%D8%B1%D9%8A%D8%B7%D8%A9-%D8%A7%D9%84%D9%85%D8%B5%D8%A7%D8%AF%D8%B1%D8%A9-%D8%A7%D9%84%D8%A5%D8%B3%D8%B1/

[6] https://www.noonpost.com/337991/

[7] https://www.wattan.net/ar/news/486708.html

[8] https://www.elwatannews.com/news/details/8282370

[9] https://aja.ws/lx551r

[10] https://pchrgaza.org/european-court-of-human-rights-deals-major-blow-to-israels-war-on-palestine-solidarity/

[11] https://www.ohchr.org/en/press-releases/2025/09/un-human-rights-office-updates-database-businesses-involved-israeli

[12] https://pnn.ps/news/722685

[13] https://imemc.org/article/israel-plans-1200-new-colonial-units-in-beit-el/

[Rayan Abed al-Razeq, Ramallah'ta politika ve hukuk araştırmasıdır. İnsan hakları, devlet sorumlulukları ve uluslararası kamu hukuku alanlarında uzmanlaşmıştır.]

Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak: AA

Son Dakika Güncel İsrail'in 'E1' Projesi ve Uluslararası Hukuk İhlalleri - Son Dakika

Sizin düşünceleriniz neler ?

    SonDakika.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve sondakika.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.

Advertisement