Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Dışişleri
Bakanı Hüseyin Özgürgün, Rumların adadaki doğal kaynakları borçlarına teminat
göstermesine karşı KKTC vatandaşlarının hukuk yoluna gitmesinin çok ciddi bir
reel değer taşımadığını söyledi.
KKTC Dışişleri Bakanı Özgürgün, Diplomasi Muhabirleri Derneği (DMD)
üyeleriyle bir araya geldiği toplantıda soruları yanıtladı.
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın Rumların doğal kaynakları borçlarına
karşılık teminat göstermesi durumunda KKTC vatandaşlarının dava açabileceği
şeklindeki açıklaması hatırlatılan Özgürgün, 1960 kuruluş ve garanti anlaşmaları
ile 1960 anayasasına göre bu hakların olduğunu ancak anayasanın 1967'de Rumlar
tarafından tek taraflı değiştirildiğini söyledi.
Dava açılabilmesi için Rum tarafında yaşamanın şart koşulduğunu ifade eden
Özgürgün, "Bunu dava yoluyla halletmek, bireysel davalara taşımak ne kadar
realite taşıyor, başka bir konu" dedi.
Özgürgün, esas söylenmesi gereken şeyin 1960 anlaşmalarında adanın doğal
kaynaklarının Rumlar ve Türkler tarafından eşit paylaşılacağı olduğunu
belirterek, "Yasal olmayan o Kıbrıs Cumhuriyeti bugün maalesef AB tarafından üye
olarak alınmış ve yasal olarak tanınıyor. Onun için de hukuk yoluna gitmeye
çalışmak çok ciddi bir reel değer taşımıyor" diye konuştu.
Özgürgün, adadaki enerji kaynaklarının Rum yönetimi tarafından borçlara
karşılık teminat göstermesinin adadaki müzakereleri nasıl etkileyeceğinin
sorulması üzerine, Kıbrıs'ın doğal kaynaklarının, çıkarıldıktan sonra Türkiye
üzerinden dünyaya dağılmazsa uygun bir yatırım olmayacağına dikkati çekti.
Doğal kaynakların gelirinin adadaki Türklere ve Rumlara paylaştıracak
şekilde bir anlaşma yapılmasını önerdiklerini ifade eden Özgürgün, "Mesela
Maraş'ı imar etmek için kullanılabilir" dedi. Bu önerilerinin Rumlar tarafından
geri çevrildiğini söyleyen Özgürgün, şöyle konuştu:
"Bir taraf ekonomik kriz ve çok büyük bir yıkıntı içerisinde. Diğer taraf da
ekonominin durumu güneye göre çok daha iyi olmasına rağmen siyasi olarak ambargo,
doğrudan uçuş ve ticaret gibi başka konular içinde sıkışmış durumda. Bunların
aslında tamamının çözülebileceği yer Kıbrıs konusunun çözümü. Kıbrıs sorunu
çözülürse iki tarafın da sorunu çözülecek. Ama bunu anlatmam mümkün olmuyor."
-"Görüşme olmaması iki devletli çözüme giden yola götürür"-
Özgürgün, bir başka soru üzerine, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nin "iki
devletli çözüm" konusundaki açıklamalarının yeni bir politika içermediğini,
Kıbrıs'ta taraflar arasında görüşme olmamasının zaten iki ayrı devletli çözüme
gideceğini söyledi.
Bakan, adada Türkler ve Rumlar arasında 29 Mart 2012'den beri müzakerelerin
yapılmadığını, Rum tarafında seçimlerin olduğunu, ardından ekonomik krizin
gündeme geldiğini kaydetti. Rumların ekonomik krizden daha çok Türk düşmanlığını
ve "anlaşmamayı" çıkardığını dile getiren Özgürgün, KKTC müzakere heyetinin dün
ve bugün Ankara'da görüşmeler yaptığını, bir yol haritasının ne olabileceğinin
zaten konuşulduğunu ifade etti.
Özgürgün, "Kıbrıs politikası bugüne kadar beraber götürüldü. BM
parametreleri çerçevesinde Türkiye her türlü çözüme destek vermeye hazır olduğunu
söylüyor. Bunun dışına çıkan bir çerçevede bir çözüme de ne bizim ne Türkiye'nin
onay vermeyeceğimiz de biliniyor" dedi ve şunları kaydetti:
"Rum tarafı hala bir adım atmayacaksa, sayın Davutoğlu'nun açıklamasında da
görülüyor ve biz de söylüyoruz, ilelebet bekleyecek değiliz. Bu dönemde artık Rum
tarafına şunu söylemeye başladık. Eğer görüşmeler bir noktaya gitmezse, Rum
tarafı kaçarsa, oyalarsa, Rum tarafı hala 'ben Kıbrıs'ın tek temsilcisiyim, ben
önce krizimi halledeyim' gibi şeylere oynayacaksa, o zaman bizim mutlaka KKTC
devletinin var olduğunu, güneydeki devletten daha yasal olduğunu ortaya
koymamızın artık kaçınılmaz olduğunu Güney Kıbrıs anlamalıdır."
-"Güneyde mahalle baskısı var"-
Güney Kıbrıs'taki ekonomik krizden sonra Rum yönetiminin KKTC'ye para
geçişini önlemek için her türlü önlemi aldığını kaydeden Özgürgün, Rumların
KKTC'den alışveriş yapanları deşifre ettiğini, bir anlamda Güney'de "mahalle
baskısı" oluştuğunu belirtti.
Özgürgün, "Çok ciddi bir baskı var Güney'de. Kim Kuzey'de ne adım attı, ne
hareket etti, Türklere fayda sağlayacak ne yaptı gibi çok ciddi bir takip var.
Hatta bazılarının içecek sularını bile beraberlerinde getirdiğini söylüyorlar"
dedi.
KKTC'den Güney Kıbrıs'a çok daha fazla para gidişi olduğunu belirten
Özgürgün, KKTC'nin herhangi bir kısıtlama yapmadığını ve devlet baskısı
olmadığını, ancak bu konuda Kıbrıslı Türklerin oto kontrol yaparak parayı KKTC'de
tutmaları gerektiğinin altını çizdi.
-"Kriz, Rusya ile hesaplaşmanın neticesi"-
Özgürgün, duyumlarına göre Rusya'nın Güney Kıbrıs'ta 50 milyar dolarlık
mevduatının bulunduğunu, Rusya'nın mevduattan vergi alınmasına sert tepkisi
olduğunu söyledi.
ABD ve İngiltere'nin Güney Kıbrıs'taki Rus varlığından rahatsız olduğunun
bilindiğine dikkati çeken Özgürgün, Rumların AB'ye girişinin Rusya'yı adadan
çıkarma girişiminin bir parçası olabileceğini söyledi.
Özgürgün, "Güney'deki ekonomik kriz bu kadar önlenemez bir kriz miydi? Benim
konuştuğum uzmanlar bunun bu kadar önlemez bir kriz olmadığını söylüyor. Bu
bağıra bağıra gelen kriz sanki bir şekilde bu hesaplaşmanın bir neticesi gibi
duruyor. AB'ye girmiş bir ülke ve Rus sermayesinin korkunç büyük olduğu bir
ekonomi. Bunu AB'nin nasıl içine aldığı, nasıl götürebildiği hep geçmişe dönük
soru işaretleri. Belki AB bugünlere gelineceğini düşünerek adımlarını attı diye
de düşünülebilir. Çünkü siyasi olarak çok sıkıntılı bir yeri AB içine alıyor.
Bugün alınan tedbirlerin Rusya ile çok bağlantılı olması da belki bunu
doğruluyor. Bu söylediklerim tamamen benim Güney ekonomisiyle ilgili yapabildiğim
yorumlar" dedi.
(Bitti) - ANKARA
Son Dakika › Güncel › KKTC Dışişleri Bakanı Özgürgün, Dmd Üyeleriyle Buluştu - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.