"Ramazan Ayı; Sevginin, Merhametin Ayıdır." - Son Dakika
Son Dakika Logo

"Ramazan Ayı; Sevginin, Merhametin Ayıdır."

"Ramazan Ayı; Sevginin, Merhametin Ayıdır."
12.07.2013 19:35  Güncelleme: 19:36

Özel bir televizyon kanalının iftar programına katılan İzmir Valisi Mustafa Toprak, "Ramazan ayı; sevginin, merhametin ve insanlar arasındaki paylaşımın en üst seviyelere çıktığı aydır." dedi.

Vali Toprak, çocukluk yıllarında; dedeleri, anneanneleri, nineleri, dayıları, halaları, amcaları ile aile büyüklerinin etrafında, akraba ve dostları ile iftar sofrasında buluştukları günleri özlediğini söyledi.

Vali Toprak, sohbet şeklinde geçen programda, "Ramazan inancımızın gereği Kur'an'ı Kerim'in de indiği önemli bir ay. Üç ay önemli, hayırlı aylar ve bu sonuncusu ve rahmet ayı deniliyor. Çünkü rahmet ayı denildiğinde; her şeyin güzelliklerle yaşandığı, insanların kalpten kalbe, yürekten yüreğe, bakışlarının tazelendiği ve birbirine karşı güzel duyguların yaşandığı, olumsuzlukların hiç bir şekilde olmayacağı, güzelliklerin yaşanacağı bir dünya ve bunun yayılacağı bir ay ve bu ayın içerisindeki güzellikler olarak değerlendirebiliriz.

Dolayısıyla baktığımızda Ramazan ayı geldiğinde insanlarımızın yardımsever, hamiyet sever duygularının daha da geliştiğini ve bu gelişen duyguların da bir nevi uygulamaya geçirildiği günler olduğunu düşünüyorum. Sevginin, merhametin, güzelliklerin insanlar arasındaki paylaşımın daha üst seviyelere çıktığını görüyoruz, hissediyoruz. Dolayısıyla dünyaya geldik burada yaşıyorsak, hepimize biçilen bir ömür var. İşin doğrusu bu hayatında kaliteli, güzellikler içerisinde yaşanılması gerekiyor. Çünkü bir kere dünyaya geliyoruz. Ve o hayatı güzel kılmanın çalışmasını yapıyoruz. Tüm insanlarımız kendine göre bir rol ve paylaşım içerisinde görevlerini ifa ediyorlar. Ama bunun, geriye dönüp bakıldığında yaşanmış olanın, hoş bir seda bırakacak şekilde yaşanması; her şeyin, her güzelliğin üstünde diye, doyumsuz bir lezzet olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla burada kardeşlik, güzellik, dostluk, muhabbet, yardımlaşma, paylaşma var ve tüm bunların yaşandığı zaman insanlar arasında güzel birlikteliklerin, beraberliklerin ortaya çıkması var. Yani Ramazana başlıyoruz, otuzuncu günde bayram namazı ile birlikte orada bakıyorsunuz ki yaşananlar doruğa ulaşıyor. İşte budur! Zenginlerin, hali vakti yerinde olanların; durumu iyi olmayanlara katkıda bulunduğu, onlarla paylaştığı, yaşamı daha da anlamlı kıldığı güzellikler diye söyleyebiliriz. İşin özü o. Bence bu gibi zamanlarda kardeşliğin, dostluğun değerini anlıyoruz; merhametin, gönüldaşlığın, candan davranışın güzelliklerini anlıyoruz.

Biraz önce onu ifade etmeye çalıştım. İnsanlarla olan o gönül yolunu, kalp yolunu açıyor, bir de farkındalık oluşuyor. İnsan unutur; yeri geldiğinde de hatırlayabilmeliyiz. İşte bu gibi özel günler, insanlar arasındaki o kaynaşmayı, güzellikleri ve unutulanların yeniden hafızaya gelip o güzellikleri almamızı da sağlıyor. Büyükleri, yaşlıları ve hastaları hatırlıyoruz ve yaşanan tüm güzellikleri hatırlamaya çalışıyoruz. Olumsuzluklar, kötülükler bizden, toplumumuzdan, ülkemizden, tüm insanlıktan uzak gitsin. Ama tüm güzellikler, birlik, beraberlikler, sevgi yolları tüm insanlığın olsun. İzmirlilerin olsun, ülkemizin olsun, Türkiyemizin olsun, hepimizin olsun. Sonuç itibariyle geriye kalan güzel bir hoş seda olmalıdır. Bugünler de bu hoş sedaların yaşandığı ve yaşanacağı, geriye dönüp baktığımızda güzel bir şekilde hatırlayacağımız tatlı günler… İnsan olmanın, dünyada yaşamanın gereği bu olsa gerek. İyi yaşama ve iyi yaşatma.

İnsanlarımızın sosyal yaşam düzeylerini kaliteli kılma, güzel noktaya getirme bizim görevimiz. Ben devletin bir temsilcisiyim. Her bir bakanımızın ayrı ayrı idari, siyasi yürütme organıyım. Ama ben de bir insanım, benim de insanlığa karşı bir görevim var. Hem devlet temsilcisi olmanın gereği, hem de insan olmanın bir gereği. Bir tarafta da o anayasadan, kanunlardan doğan sorumluluklarımızı ve yükümlülüklerimizi yerine getirme noktasında olduğumuz tüm insanlığa karşı borçlarımız ve görevlerimiz var ve onları da yerine getirme durumundayız. Dolayısıyla bunlar bir araya geldiğinde, insanları yaşam noktasında mutlu etme, huzurlu etme, güzel yaşatma, insanlar arasındaki kaynaşma duygularını güzelleştirerek kin, nefretten uzak olarak, uzaklaştırarak ama sevgiye yakınlaştırarak, olumsuzluklardan uzak tutarak sevgiye, güzelliğe, merhamete, kardeşliğe, birliğe, beraberliğe de yanaştırarak, o güzellikleri yaşatmak... Dolayısıyla ramazan, bu güzel günler ve geriye dönüp baktığımızda hatırlayacağımız o güzellikler, bunlar olsa gerek diye düşünüyorum.

Sorumluluk ve yükümlülükler taşımak zorundayız. Yani kendi mesuliyetimizin dışında tüm toplumun, insanlığın burada İzmir'de 4 milyonun üzerinde insanımız yaşıyor ki her birinin ayrı ayrı tabii ki sıkıntılarını, problemlerini, yapmamız gerekenleri hatırlıyoruz. Omuzlarımızda yükümlülük ve sorumluluklarla birlikte yaşıyoruz. Ve onu yerine getirebildiğimiz ölçüde kendimizi mutlu hissedebiliriz, güzel hissedebiliriz ve görevimizi ifa etmiş sayılabiliriz.

Dolayısıyla bu görev güzel bir görev olmakla birlikte onurlu bir görev, şerefli bir görev; ama aynı zamanda yükümlülük ve sorumluluk manasında da çok ağır bir görev… İnşallah bu ağır görevi güzellikler içerisinde yaparız. O mesuliyetten de iyi bir şekilde kurtarırız. Çünkü insanlık içerisinde tabii ki güzellikler, güzel gelişmeler var. Ama bir taraftan da baktığımızda sıkıntıda olan, inleyen insanlarımız var. Tüm dünyada böyle, yani her bir noktada olabiliyor. Hastalarımız, yaşlılarımız var, bana da bir acaba dokunan olmayacak mı diyenler var. Beni de hatırlayan olmayacak mı, bir sorup isteyen olmayacak mı, bir muhabbet ortamı oluşturmayacak mı diyenler var. Dolayısıyla tüm bunları ne kadar iyi yerine getirebilirsek, o zaman kendimizi mutlu hissedebiliriz, bu benim için de böyle.

İzmir'e daha önceden de geldim. Tanıdıklarımız oldu, arkadaşlarımız oldu. Bu noktada İzmir'de kültürler arası ortak dayanışmanın, birlikteliğin bu kadar tezahürünün açık olduğu; barışın, hoşgörünün bu kadar yaşandığı başka bir il olmasa gerek diye düşünüyorum. Şüphesiz ki her bir yer ve her bir yerdeki kardeşlik duyguları, hoşgörü; çok ayrı özelliklere sahiptir. Ama İzmir'deyiz ve bunu konuşmak daha güzel diye düşünüyorum. Yani İzmir'deki hoşgörü, kültürler arasındaki diyalog ve iletişim bir başka yerde olmasa gerek. İzmir'de her bir inancın kendi ibadethanelerinde yaşandığı; ama oradan çıktıktan sonra o dostluğun, hep birlikte muhabbetin kol kola yaşandığı bir yer olarak gördüm.

İzmir'de göreve başlayalı aşağı yukarı 40 günlük bir süre geçti ve değişik toplantılara katıldık, değişik kabullerde bulunduk, değişik organizasyonlarda değişik insanlarımızla bir araya geldik. Gördüm ki İzmir'deki hoşgörü ve diyalog aslında ülkemizin aradığı bir hoşgörü ve diyalog ortamı olsa gerek. Çünkü insanlarımıza, dışarıdan bakıldığında herkes farklı bir nesne gibi bakabilir; ama baktığımızda o farklı gibi gözüken insanların birbirleriyle muhabbetini, kendi aralarında takılmayı, güzel muhabbeti görünce dedim ki; "Evet İzmir hakikaten bilmediğimiz daha nice güzellikleri de bünyesinde barındırıyor". Dolayısıyla İzmir'de bu manada şüphesiz ki sevgi, hoşgörü kenti… Bütün diğer illerimizde öyle ama İzmir bir başka hoşgörü ve kültür iklimine sahip ve çeşit çeşit insanlarımızın aynı noktada İzmir'in güzelliklere gitmesi açısından, kalplerinin birlikte attığı ve o birliklerin birlikte tezahür ettiği bir kent. Dolayısıyla bunu burada somut olarak gördüm ve beni de heyecanlandırdı; ama bir o kadar da ülkemize olan bağlılığımızı daha da kuvvetlendiriyor. Çünkü zaman zaman baktığımızda olumsuzluklar yaşanabiliyor. Birbirimizi anlama ve tanımada, dinlemede eksikliklerimiz olabiliyor. İşte onun için ramazan ayı, bu gibi güzellikler bunu hatırlattığı zaman çok memnun oluyoruz. Evet, İzmir'de böyle. O olumsuzluklara baktığımızda kenetlenmenin, birlik ve beraberliğin burada çok daha açık bir şekilde yaşandığını görüyoruz. Onun için bunun değerini anlamalıyız. Ve insanlık alemi olarak biz birbirimizi anladıkça, sevdikçe, tanıdıkça, birbirimize değer verdikçe hayat, yaşam daha anlamlı oluyor.

Bir ilde, bir yörede, bir bölgede, bir ülkede yaşamak, bir dünyada yaşamak ve güzel yaşamak daha anlamlı hale geliyor. Ben de onun mutluluğunu yaşıyorum. Bu mutluluğu yaşamak, olumsuzlukları, sıkıntıları, problemleri görmezden gelmek manasında söylemiyorum. Ama biz ortak noktalarda bir araya gelme, o beceri yetisini oluşturabiliyorsak, problemleri çözmede de o kadar mahir olabileceğiz.

Ortak noktalardan hareket ederek ayrıntılardaki sıkıntıları giderebiliriz. Ama biz ayrıntılarla uğraştığımızda esas ortak noktaya gelme noktasında sıkıntılar çekiyoruz. Biz bunun kadrini, değerini bilelim. Birbirimizi anlayalım ve dinleyelim. Bir ailede de öyle değil mi? Yani eşimizle, çoluk çocuklarımızla birlikte birbirimize değer verdiğimiz ölçüde, birbirimizi dinlediğimiz ölçüde her şey daha güzel gidiyor. Bir evladın, bir çocuğun babayla anneyle, babanın annenin çocuğuyla, ya da eşler arasındaki diyalogda bir güven, bir samimiyet, bir değer verme, anlama ve anlatması için fırsat verme meselesi var. Bunu yapabiliyorsak o ailenin güçlü ve güçlü bağlardan oluştuğunu ifade edebiliriz. Eğer bu anlam yoksa; o zaman zaten zayıflıktan bahsedilebilir ki ülke için, il için de bunlar böyledir. Biz onun için ortak noktalardan hareket ederek, ortak noktadaki buluşmamızı, güzellikleri yaşamalıyız. O güzelliklerle ortaya çıkan güzellik atmosferinden, sevgisinden diğer alanlardaki sıkıntılarımızı da giderebiliriz; yeter ki bütünleşmeyi sağlayabilelim.

Hepimiz geçmişe, eskiye özlem duyuyoruz. Bu ramazanlarda da böyle bayramlarda da böyle… Geliyoruz, belli bir kıdem alıyoruz, yaşlanıyoruz işin doğrusu; baktığımızda yıllar hızlı geçiyor. Ama hep böyle çocukluğumuzdaki noktalara ve zamanlara odaklanıyoruz, hep onları hatırlıyoruz. Ben de Erzincanlıyım, Erzincan'da doğdum büyüdüm. Orada ailemizle birlikte, babam bir esnaf idi. Yani bir taraftan okula gidiyorduk; bir taraftan o ticarethanenin gereklerini yerine getirmek için babamıza yardımcı olmak için çabalıyorduk. Bir taraftan da ramazan ayında; o ramazan hazırlıkları, güzellikleri yaşamaya çalışıyorduk. Babam, toptan bakkaliye işleriyle uğraşıyordu, bizde ona yardımcı oluyorduk. Ramazanın da gıda malzemesi olunca anlamlı oluyor. İşin doğrusu ramazanlar aileyle, büyüklerle yaşandığında biraz daha anlamlı oluyor. Sofranın geniş olması gerekiyor. O güzelliklerin paylaşılması gerekiyor. O zaman büyükanne, büyükbaba, dedelerimiz, ananemiz, babaannemiz, teyzelerimiz, dayılarımız böyle onlarla güzel bir muhabbet ortamı içerisinde, güzel ramazanları özlemiyor değiliz. Birlik sofrası, şüphesiz ki burada da tüm insanlarımızla birlikte fakir fukaranın sofrasına, değişik noktalardaki cemiyetlerin, sivil toplumun, meslek örgütlerimizin o iftarlarına hep birlikte katılacağız, vatandaşlarımızın içerisinde olacağız. O da güzel bir duygu, onlarla birlikte o coşkuyu yaşamak, bu sevgi, paylaşma ortamını yaşamak çok önemli. Hepimizin hafızasında o geriye dönüş vardır. O eski bakış vardır. Dolayısıyla hatırlıyorum, ramazan için iftariyelik hazırlanması; bize de fırından pide almak için gidip kuyruğa girmek düşerdi. Evet orada yumurtayı bir elde, parayı bir elde götürüp oradan hemen fırına yumurtalı pide yaptırmak için sırada beklemek... Orada insanların ramazanın yoğunluğundan böyle tatlı sert insanların arasındaki sıra kavgaları vs. şimdi bunlar apayrı güzellikler. Baktığımızda hatırladığımız güzellikler kalıyor. Onun için Allah bu insanlara hepimize, güzellikleri yaşatsın ama güzellikleri yaşamak için hep birlikte, el birliğiyle ortak noktalarda buluşmayı da gerçekleştirebilelim. Dolayısıyla bundan sonraki ramazanlar da o geçmişteki özlemini duyduğumuz ramazanlar gibi olacaktır. Çünkü huzur, mutluluk, güzel ortamlar; barış, anlama ve dinleme ortamı lazım, bunlar önemli. Bunlar olduktan sonra zaten geçmişle, gelecek arasında bir fark da kalmıyor diye düşünüyorum.

Yaşamak ve yaşatmak... Eskiye gittiğimizde o sofralarımızda olan büyüklerimizin şimdi bir çoğunun olmadığını görüyoruz. Yani insanın dünyadaki yaşamı bu. Onun için geriye dönüp baktığımızda güzellikleri konuşuyoruz. Bizim yaşamımızda da insanlar, gelecekte güzel bahsetmeliler. Onun altyapısını inşa edebilmeli, onu oluşturabilmeliyiz. Bu güzellikleri, hep birlikte daha da geliştirerek yaşayabileceğimizi düşünüyorum. Bir şeye inanmak, sahiplenmek ve güvenmek lazım. Toplumumuza baktığımızda bilinç düzeyi yükseliyor. İnsanlar birbirini anlamada, dinlemede daha da cömert davranıyor. O zaman karşılığında da güzellikleri yaşayacağız demektir. Evet, dünya var olduğu sürece, olumsuzluklarda olacaktır. Ama biz olumlu işlerden yola çıkarak güzellikleri daha fazla yaşamaya çalışalım, sevgimizi arttıralım; sevgimizin yaşadıkça, paylaşıldıkça arttığını da göreceğiz, sıkıntılarımızın da paylaşıldıkça azaldığını göreceğiz. Onun için bu ortak noktalar; bizi biz yapan değerler, toplumumuzun değerleri çok önemli.

İşte hoşgörü, sevgi kenti; kadim kent İzmir. O zaman İzmir'i bu güzelliklerle buluşturan, o değişik kültürlerin kendi içerisindeki getirdiği yaşanmış sonuçlardır. İşte onlar bir toplumun güzelliklerini ortaya çıkarıyor. Dolayısıyla biz bu güzellikleri yaşamaya bakalım. Tüm insanlığın ortak noktasındaki güzellikleri hep birlikte yaşayarak geleceğe güvenle ve metanetle ve sevgiyle yaşamak için gidelim. Her şey daha güzel olacaktır diye düşünüyorum. " dedi.

Kaynak: Bültenler

Son Dakika Güncel 'Ramazan Ayı; Sevginin, Merhametin Ayıdır.' - Son Dakika


Advertisement