Toplantı Odasından Futbol Sahasına - Son Dakika
Son Dakika Logo

Toplantı Odasından Futbol Sahasına

15.12.2013 15:30

Futbolun tarihsel gelişiminde sadece saha içindeki futbolcu ve teknik adamar değil, saha dışındaki yöneticilerin de etkisi oldukça fazla.

Futbolun yolculuğunda kırılma anları yalnızca saha içinde gerçekleşmedi. Sahada başarıyı sağlamanın arka planın oluşturanlar da her zaman büyük bir mücadele verdiler. Kimi zaman kuralların değişimi, kimi zaman mahkeme kararları, bazen yöneticilerin seçtiği yollar, bazen toplumsal değişiklikler futbol dünyasında kalıcı izler bıraktılar.

Eton College: Öyle bir icat ki

Bir okulun futbolun değişimiyle ne ilgisi var demeyin. İngiltere'ye yirmiden fazla başbakan yetiştiren ve belki de dünyanın en çok başbakan yetiştirmiş okulu olan Eton, futbola da reddi imkansız bir katkı yaptı. Efendim bu arkadaşlar, ofsayt denen o mendebur kuralı icat eden kişiler oluyor.

Futbolda ofsayt, ilk kez Eton'un kurallarında yer alır. O zamanki kurala göre ofsaytı bozmak için gereken rakip sayısı üçtür. Ancak bazı okullar bu kuralı kendilerine adapte ederken sayıyı 'sıfır' olarak belirlerler, ileriye doğru pas verildiği anda ofsayttır. İlk federasyon kurallarına da sayı 'sıfır' olarak geçer. Sonra yeniden üç yapılır. İşte Eton'un yarattığı bu kural yüzünden televizyonlarda, caddelerde, sokakalarda, okullarda, gazete köşelerinde, sanal alemde bitmek tükenmek bilmeyen tartışmalar yaşanır. Terimin kökeni içinse "askeri maliye" deyip kapatalım.

William McGregor:

Haftaya bugün, ölümünün yüz ikinci yılı Aston Villa'nın İskoç yöneticisinin.

Modern futbol nedir?

İki büyük hediyesi var... Birincisi profesyonellik.  Yalnızca o kulübün stadyumuna 6 mil mesafede doğmuş veya en az iki yıldır o sınırlar içinde yaşıyorsanız, kulübün profesyonel oyuncusu olabilirdiniz. McGregor, el altından ödeme yapan bir çok kulübün olduğu bir dönemde açıkça bunu deklare eden ilk yönetici oldu ve futbolda profesyonelliğin kaçınılmaz olduğunu savundu. Konuşması, federasyonun olağanüstü kongresinde profesyonelliğin kabulüyle sonuçlanacaktı.

İkinci hediye ise en büyüğü... Mc Gregor, futbola ligi armağan etti. 1888'in 2 Mart günü Blackburn Rovers, Bolton Wanderers, Preston North End ve West Bromvich Albion kulüplerine bir mektup göndererek sadece dostluk maçları ve FA Cup ile maliyetleri karşılamanın mümkün olmadığını, deplasmanlı bir lig kurulması gerektiğini ve bu lig için tavsiye edebilecekleri kulüpleri görüşmek üzere Londra'da bir toplantıyı önerdi. Toplantı, futbol tarihinin ilk liginin kuruluşunun habercisiydi.

8 Eylül 1888 günü futbol tarihinin ilk lig maçları yapıldı. Tartışmalar ligin başlangıcına kadar sürmüş ve sonunda galibiyete bir, diğer her şeye sıfır puan sisteminin yerine galibiyete iki, beraberliğe bir puan önerisi kabul edilmişti.

Lig 12 takımla başladı ve McGregor uzun süre başkanlığını yaptı. Bir de laf astı akıllara: "Futbol çok büyük bir sektör, sadece henüz farkında değiller."

John Houlding: Şirketleşelim

Liverpool'un kurucusu ama burada oluş sebebi Liverpool'u kurması değil, futbol tarihinin ilk şirket kulübünü kurması ve Liverpool'un futbol tarihinde 'para kulübü' devrini başlatması.

Saha içinde futbolun kırılma anlarına imza atan 11 isim

Futbol kulüpleri o güne kadar genellikle kiliseler ve okullar, bazen de fabrikalar bünyesinde kuruluyordu. Houlding, başkanı olduğu Everton'u şirketleştirmek konusunda ısrarcıydı ama bunu bir türlü kabul ettiremedi. Kulüp üyeleriyle yaşanan sert tartışmalar sonucunda ayrıldı ve Liverpool'u kurdu. Aslında önce takımın isminin Everton olması için de çok uğraştı ama beceremedi. McKenna'ya 500 sterlin verip kendisine oyuncu getirmesini istedi, McKnenna da İskoçya'dan 13 oyuncuyla döndü ve Liverpool'un hikayesi başladı. Ama asıl başarı, şirket kulüp modelinin kısa sürede herkes tarafından benimsenmesi ve diğer kulüplerin de bu modele geçişi oldu. Hatta Chelsea ve Portsmouth gibi bazı kulüpler de bu örnek izlenerek para kazanmak amacıyla kuruldu. Şehrin önde gelenlerinden olan Houlding bir kaç yıl sonra belediye meclisi üyeliğinden belediye başkanlığına geçti ve kulübün idaresini McKenna'ya bıraktı ama kurulan model, artık tüm dünyada egemen olan model. İtalya ve İspanya gibi ülkelerde ise geçtiğimiz yüzyılın son on yılına girerken yasa ile profesyonel kulüplere şirketleşme zorunluluğu getirildi.

İskoç Futbol Federasyonu: Cin fikirliler derneği

1920'lerin ortalarına gelindiğinde gol sayıları dramatik bir gerileyişteydi ve çözüm bulunamıyordu. Newcastle United savunmacısı Billy McCracken'in geliştirdiği taktik herkese yayılmış, savunma hattı neredeyse orta çizgide kuruluyor ve oyun çok sık ofsaytla kesiliyordu. 13 Haziran 1925 günü IFAB Paris'te toplandığında cin fikirli İskoçlar, ofsaytı bozmak için gereken rakip sayısının üçten ikiye düşürülmesi teklifini verdi. Kabul edilen teklif işe de yaradı, ilk sezonda gol sayıları %33 oranında arttı. Ancak asıl etkisi taktikler üzerinde oldu.

Huddersfield Town ile iki şampiyonluğu kazanıp üçüncüsüne doğru giden Herbert Chapman, Arsenal'in başına geçti. İşler parlak gitmiyordu ve Buchanan santrahafın savunmanın ortasına çekilmesi yönündeki ısrarlı tavsiyelerine yanıt alamayınca en sonunda Chapman'a ayrılmak istediğini söyledi. Ancak Chapman, "bir yere gitmiyorsun, ne istediğini biliyorum ve bunun için toplantı yapacağız" dedi. Toplantıdan WM çıktı.

Kabaksa John Dennis Butler'ın başına patladı. Takımın santrahafı Butler milli takıma kadar yükselmiş başarılı bir oyuncuydu. Bir gün antrenmanda kendisini futbol tarihinin ilk stoperi olarak buldu. Milli takımdaki yerini kaybetti. Daha sonra Chapman burada daha sert bir oyuncunun olması gerektiği fikriyle amatör bir takımda tesadüfen gördüğü insan irisi bir polisi transfer etti. Butler için Arsenal kariyerinin de sonu gelmişti. 16 yıldan sonra ayrıldı ve iki yıl sonra futbolculuğu bırakıp teknik adamlığa başladı.

Futbolun yaklaşık 50 yıldır yerleşmiş oynanma biçimine derinden etki eden bir değişiklik oldu karar. Savunmada yarattığı sorunları çözmek için taktiksel dünyada hummalı çalışmalar başladı. Dizilişleri ve oyuncu profillerini derindenn etkiledi.

George Eastham: İşçisin sen işçi kal

Futbolcuların yöneticilere karşı ilk zaferini kazanan adam. Newcastle United'a karşı açtığı dava tüm ilişkilerin seyrini değiştiren ilk büyük kararı doğurdu.

Newcastle United, anlaşmazlıklar yaşadığı oyuncusunu oynatmıyor, ancak transfer etmek isteyen Arsenal'e de satmıyordu. Futbol hayatını fiilen bitirmişti. Tüm iplerin kulüplerinin ve sahiplerinin elinde olduğu bu dönemde başka çaresi kalmayan Eastham önce greve gitti, bundan sonuç alamayınca ülkenin güneyine yerleşip şişe mantarı satarak geçimini sağlamaya çalıştı. Sonunda Newcastle bir yıl sonra transfere izin verdi ve Eastham 47500 sterlin karşılığında satıldı. Futbolcular Birliği, Eastham'ın durumuna kayıtsız kalmadı. Mahkemeye gitmesini ve masrafları kendilerinin karşılayacaklarını söylediler. Dava sonucunda çıkan kararlar futbolcular adına o güne kadar kazanılmış en büyük zaferdi.

Öncelikle, maaşlarda tavan sınır uygulaması kalktı. Bir maçtan 60 bin sterlin kazanabilen kulüpler oyuncularına haftada en fazla 20 sterlin ödeme yapıyorlar ama birbirlerine transfer için 5000 haftalık ücrete denk bonservisleri ödeyebiliyorlardı(Şöyle anlatalım: Bugüne uyarlarsak Rooney'nin transfer bedeli 1,25 milyar Sterlin veya 1,5 milyar Avro olmalı). Karar sonrası Fulham, kaptanı Johhny Haynes ile sözleşmesini haftalık 100 sterlin karşılığında yeniledi ve ilk kez bir futbolcu üç haneli haftalık kazançla tanıştı.

Kararın bir diğer etkisi ise, takımların tek gelirlerinin maç hasılatı olduğu bu dönemde şampiyonlukların artık yavaş yavaş daha fazla seyirci çekebilen büyük şehirlerin takımlarına kaymasıydı. Yüksek hasılat elde edebilen takımlar oyunculara yüksek ücret önerebiliyor ve transfer edebiliyorlardı. Geçmişte, üst düzey bir oyuncunun her kulüpte kazanabileceği maksimum ücret aynıydı ve para bir faktör olamadığından mutlu oldukları takımda kalmayı yeğliyorlardı. Ayrıca yargıç, "retain&transfer" sisteminde de değişime gidilmesini istemişti. Kulüp sahipleri ayak diredikleri için bu konudaki gelişmeler uzun zaman aldı.

Walrave&Koch: Ben dolaşım isterim

Belki hayatlarında bir kere bile topa vurmadılar ve belki tek bir futbol maçı bile seyretmediler, bilmiyoruz. Ancak Avrupa Birliği'ne karşı açtıkları dava, yalnızca futbolu değil tüm profesyonel spor dallarını kökünden etkiledi.

İkisi de en iyi hız ayarlayıcılardı. Ama kurallara göre hız ayarlayıcı da sürücü de aynı ülkeden olmalıydı ve ikisi de yarışta istedikleri partneri kendi ülkelerinde bir türlü bulamıyorlardı. İstedikleri kişiyle birlikte yarışabilmek için Avrupa Adalet Divanı'na gittiler, tezleriyse şuydu: "Biz hayatımızı bu sporla kazanıyoruz, dolayısıyla bu bizim profesyonel mesleğimiz. Haliyle diğer çalışanlar gbi AB içinden istediğimiz kişiyle ortak yarışabilmeliyiz." Haklı bulundular... Asıl değişim ise Avrupa Birliği'nin yaklaşımında gerçekleşti. Avrupa Birliği artık hiç bir profesyonel spor dalını özel bir hukuka tabi tutamayacağını, profesyonel sporların dev birer 'sektör' olduğunu ve tüm aktörlerin bu kurallara uyarak davranması gerektiğini net bir biçimde anlamış oldu. Daha sonra futbola ve diğer sporlara dair alınacak kararlarda temel bakış açısını belirlemesi açısından dönüm noktasıydı.

Taylor Raporu: Lütfen oturun!

Aslında Hillsborough Stadium Disaster Inquiry report, Nisan 1989'da 96 Liverpool taraftarının öldüğü Hillsborough faciasının ardından Lord Taylor'ın soruşturmasının Ocak 99'da yayınlanan 118 sayfalık sonuç raporu. Futbolsever için en önemli yanı, stadyumlarda her seyircinin bir koltuğunun bulunması tavsiyesi...

Bu tavsiye tüm dünyada stadyumların çehresini değiştirdi. Lord Taylor bunu bir zorunluluk olarak görmemiş ve hatta Ağustos 89'daki ara raporunda bu tavsiyeye yer vermemişti. Dahası, buna kulüp yönetimlerinin ısrarı ile raporda yer verdiğini de söylüyor. Ama bu tavsiye çok çabuk benimsendi. Liverpool'un Spion Kop'u ve Aston Villa'nın Holte End'i en dramatik darbeleri yiyen tribünler oldu. Bazı takımlar stadını değiştirmek zorunda kaldı. Yalnızca Ada'da kalmadı, tüm dünyada benimsenen bir öneri haline dönüştü ve üst düzey stadyumların olmazsa olmazı bir standarda dönüştü.

Sonuç mu? On dokuzuncu yüzyıl tiyatrolarıyla aynı, daha ferah izleme alanı ve ferahlamadan daha yüksek oranlı ücret. Konfor sunmanın daha karlı olduğunun tescili, önce daha konforlu alanlara, sonra daha konforlu alnlara, sonra daha da konforlu alanlara ve daha, daha, daha da yüksek ücretlere yelken açtırdı. Stadyum müdavimlerinin profilini değiştirdiğini inkar ise mümkün değil. İnsanlığın her geçen dakika daha fazla konfor isteğiyle harika örtüştüğünü de...

Glasnost ve Perestroyka: Takke düşünce

Sahi bir Kızılyıldız vardı, ne oldu ona?

Demirperdenin kalkışı tüm doğu bloğunda hayatı değiştirirken spora yansıması kaçınılmazdı. Sovyetler Birliği, müttefikleri ve sonra bağlantısız Tito'nun Yugoslavya'sındaki en görkemli futbolcular birer ikişer Batı'nın cazip ücretlerine doğru göç etmeye başladı. Krema üstten alta doğru yendi. Rusya kendini toplayıp dev sponsorlar kulüplere arka çıkıncaya kadar baş döndürücü bir göç yaşandı. Bir tarafta eriyen, diğer tarafta güçlenen takımlarla Avrupa Futbolu bambaşka bir çehreye bürünüyor, eskinin potansiyelli takımları viraneye dönüş sürecine giriyordu. Göç hala da sürüyor.

Ortaya çıkan yeni ülkelerle Avrupa Kupaları yeni bir yapılanmaya girdi. Daha da ötesindeyse, ideolojik tehdidin ortadan kalkışı, yayıncılık üzerindeki kontrol gemlerini saldı. Uydu yayıncılığının patlamasının ve en kolay abone kazanma yöntemi olarak görülen futbola paranın akışının önü tamamen açılmış oldu.

Kızılyıldız mı? Maalesef batmamak için çabalıyor.

Bosman: Ben ne yaptım?

İşler nasıl bu hale geldi, belki kendine sorsak bile bilmez... Jean-Marc Bosman, Belçika Futbol Federasyonu'na karşı açtığı davada işlerin bu derece karışacağını ve futbol dünyasını böylesine değiştireceğinin o gün kestirebilseydi belki de bir köşeye oturup elini eteğini bu işlerden çekmeyi yeğlerdi.

Sıradan bir futbocuydu. Belçika'da RFC Liege ile kontratı 1990'da bitmişti ve Fransa'da Dunkerque'ye gitmeye çalışıyordu. Ama kulübü bonservis bedelini beğenmeyince işsiz kalmıştı. Ne Liege'de oynayabiliyor, ne de Fransa'ya gidebiliyordu. Ne çalışan, ne işsiz... Sıradan bir alt lig topçusunun sıradan kaderi...

Avrupa Birliği içerisinde oyuncuların kontratları ile ilgili bir standart henüz konmamıştı. Mesela İspanya başta olmak üzere Fransa ve İngiltere'de sözleşmesi biten oyuncular başka bir ülkedeki kulübe gidebiliyordu. Öte yandan, sözleşmesi bitse dahi oyuncuların hala kulübe bağlı olduğu saçma sapan bir düzen pek çok ülkede devam ediyordu. Bosman, sözleşmesi bitmiş olduğu halde kulüpten ayrılamamasını ortaya sürerek bir dava açtı ve futbolun bütün çehresini, etkilerini henüz tam kestiremediğimiz bir çerçevede değiştirdi.

Bosman Kararı'yla sözleşmesi biten, hatta sözleşmesinin bitimine 6 ay kalan her futbolcu özgürlüğüne kavuştu. Futbolun bildik yönetilme biçimleri değişmişti, artık bir oyuncunun kaderi bir kulüp yöneticisinin iki dudağı arasında değildi. Kimileri için nimet, kimileri için yıkım oldu.

Oyuncu ücretleri kontrol edilemez biçimde yükselmeye başladı ve oyuncu menajerliği sektörü palazlandı. Yetenek avcılığı daha da büyük önem kazandı. Alt yapılardan oyuncu ayartma devri başlamıştı. Geçmişte alt yapısının gücüyle önemli işler başarabilen kulüpler günden güne gerilediler.

Bosman Kararı'yla futbolcular, diğer sektörlerde çalışan kişilerle benzer haklara sahip oldular. Futbolun saha dışı dengeleri bir daha döndürülemez biçimde değişti. Yarattığı ve yaratacağı değişimin boyutlarını kestirebilmekse henüz tam anlamıyla mümkün değil.

Abramovic: Kupayı satın almak

Futbol, para yatıranları her devirde gördü. Bugün 'büyük' dediğimiz hemen her kulübün geçmişinde güçlü bir finansörün devreye girdiği bir dönem muhakkak yaşanmıştır. Ama hiç biri onun gibi değildi, sıkça alaya alınıp düpedüz ırkçılığa maruz kaldıkları izlenimini veren Araplar dahil tamamına yakını 'yatırımcı'ydı. Ama Abramovic bambaşka...

Asla yatırdığı paranın maddi karşılığını düşünmeyen Roman, züccaciyeci dükkanına girmiş filden farksızdı. Eriksson, kendisine "Tottenham mı Chelsea mi" sorusunu yönelten Abramovic'e Chelsea yanıtını verdiğini, sonra Abramovic'in yardımcısıyla baş başa kaldıklarını ve yardımcının kendisine "bizim için dışarıda bir fincan kahve satın almak neyse Bay Roman için bu kulüplerden birini satın almak o" dediğini anlatıyor...

Tüm dengeleri hiç olmadıkları bir noktaya taşırken, piyasada iki farklı fiyat oluşmasına da sebep oluyordu: Biri kendisi, diğeri diğerleri için... Chelsea, elindeki stadyuma talip bulamayan Gus Mears tarafından para için kurulmuş, yıldız transferlerini gelenek haline dönüştürmüş ve Ted Drake'in gelişine kadar böyle yaşamış bir kulüptü. Aradaki kırk yılı saymazsak bu açıdan mükemmel uyuştular. Ama Abramovic'in sınırsız servetiyle yalnızca istediği kupaları alabilmek için biteviye transferleri hem tepki çekti, hem de işe yararlılıkları tartışılır. Avrupa'da gördüğü üç finalin de "geçici" menajerler sayesinde gelmesiyse tarihin ironilerinden.

Ama diğer oligarklar ve servetinin kaynağı tartışmalılar için bir modayı da başlatmış oldu: Kulüp satın almak. Dünyanın bir yerinde yüklü bir hesabı olanlar, Ada'da bir kulüp almanın ateşiyle tutuşur oldular. Shinawatra'nın City hamlesi, Gretna, Hearts ve diğerleri... Başarının üç kuruş ötede olduğunu sananlara futbol yanıtını hep verdi. Ama tarihler cüzdanlara teslim olurken bir güneşin üstüne bir başkasının batmasını engellemek çok zordu. Hakkını da vermeli: Olmasaydı; Premier League muhtemelen uzun süre Arsenal ve Manchester United'ın iki başlı oyunundan ibaret olacaktı.

Kaynak: TotemSpor.Com

Son Dakika Spor Toplantı Odasından Futbol Sahasına - Son Dakika


Advertisement