Gökçe Gökçen: Hiçbir Hak Mücadelesi Kız Çocuklarının Kanının Döküldüğü Bir Zemin Üzerine İnşa Edilemez - Son Dakika
Son Dakika Logo

Gökçe Gökçen: Hiçbir Hak Mücadelesi Kız Çocuklarının Kanının Döküldüğü Bir Zemin Üzerine İnşa Edilemez

07.03.2026 18:14  Güncelleme: 22:46

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, "Genel Başkanımız Özgür Özel, bir otobüsün üzerinden slogan attığında 'savaşa hayır' diye, binler meydanlarda cevap veriyorsa, işte o hem vicdanın hem de 'savaşa hayır' diyen ve masum insanların kanının dökülmesine, uluslararası hukuka aykırı bu saldırılara karşı vicdanıyla konuşan o insanların tekrar buluşmasını görüyoruz biz bu meydanlarda. O yüzden hiçbir özgürlük, hiçbir eşitlik ya da hiçbir hak mücadelesi kız çocuklarının kanının döküldüğü bir zemin üzerine inşa edilemez" dedi.

(İSTANBUL) - CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, "Genel Başkanımız Özgür Özel, bir otobüsün üzerinden slogan attığında 'savaşa hayır' diye, binler meydanlarda cevap veriyorsa, işte o hem vicdanın hem de 'savaşa hayır' diyen ve masum insanların kanının dökülmesine, uluslararası hukuka aykırı bu saldırılara karşı vicdanıyla konuşan o insanların tekrar buluşmasını görüyoruz biz bu meydanlarda. O yüzden hiçbir özgürlük, hiçbir eşitlik ya da hiçbir hak mücadelesi kız çocuklarının kanının döküldüğü bir zemin üzerine inşa edilemez" dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP'nin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu, CHP İstanbul Kadın Kolları'nın düzenlediği "Eşitlik, Adalet ve Demokrasi Mücadelesinde Kadınlar" buluşmasına katıldı. Gökçen, etkinlikte düzenlenen panelde, moderatörün "Eşitlik, adalet, demokrasi ve Türkiye Cumhuriyeti dendiğinde, yan yana bunları gördüğünüzde ne hissediyorsunuz, ne düşünüyorsunuz" sorusu üzerine şunları kaydetti:

"İstanbul Sözleşmesi'nin feshedildiği o gece neler hissettiğimizi hepimiz hatırlıyoruzdur. Çünkü hepimizin hayatında bir etkisi oldu o o gecenin. Çünkü yıllar boyu kadınların el ele, kol kola mücadelesi sonucunda elde edilmiş bir belgeydi bu. Elde edilmiş bir kazanımdı ve bu kazanım gasp edilirken bir gece bir adamın imzasıyla bir karar gördük Resmi Gazete'de."

İstanbul Sözleşmesi niye bu kadar önemliydi bizim için? Aslında şiddeti önlemede gerçekten faydalı olduğu için önemliydi, bir. İkincisi, şiddeti tek bir tür olarak tanımlamadığı için gerçek sebebini ortaya koyduğu ve ne ile mücadele etmemiz gerektiğini söylediği için önemliydi. Neydi bu aslında? Mesele sadece öldürme, mesele sadece cinayet, sadece fiziksel şiddet değil. Aynı zamanda bizler ki buradaki bu salondaki herkes eminim ki bunları yaşadı, ya bir cinsel şiddet ya bir cinsel taciz, psikolojik şiddet olabilir, ekonomik şiddet olabilir, biraz önce cam tavandan bahsedildi. İş yaşamındaki ayrımcılıklardan veya önümüze çıkarılan engellerden bahsedildi. Siyasetteki engeller, siyasetteki temsil mücadelesinden bahsedildi. Bütün bunları beraber düşünürsek aslında şiddet dediğimiz şeyin de ayrımcılık dediğimiz şeyin de ne kadar kapsamlı ve çok yönlü olduğunu görüyoruz. Bu yüzden de mücadelenin aynı şekilde bütüncül olması gerekiyor.

"Bizi bugüne getiren hukuksuzluklar silsilesinin önemli adımlarından biri buydu"

İstanbul Sözleşmesi bize şunu söylüyordu. Bir, şiddetin tek bir türü yoktur. İki, şiddetin sebebi toplumsal cinsiyet eşitsizliğidir. Eğer sen toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile mücadele etmezsen o zaman sadece bireysel tedbirler alırsın. Belki işe yarar, belki yaramaz ve çoğunlukla da işe yaramaz. Neden? Çünkü kadına yönelik şiddet politik bir şiddet. Tam da bu yüzden İstanbul Sözleşmesi hedef alındığı zaman hepimizin iradesiyle ortaya çıkan, Meclis'teki bütün siyasi partilerin oy birliğiyle ayakta alkışlamasıyla kazanılmış olan bir hak, bir kazanım tek bir kişinin imzasıyla yürürlükten kaldırılmıştı. Bizi aslında bugüne getiren hukuksuzluklar silsilesinin önemli adımlarından biri buydu. Çünkü İstanbul Sözleşmesi Avrupa Konseyi'nin bir sözleşmesi ve bizim insan hakları adına imzalamış olduğumuz, bizim parçası olduğumuz, hatta Türk kadınlarının kanıyla yazılmış bir sözleşmeydi.

İlk imzacıyız ve ismini veren ülkeyiz. İstanbul Sözleşmesi ismi. Avrupa Konseyi'nin bir sözleşmesi, bir metni, bir kazanımı bu şekilde hedef alındığında ne oluyor o günden bugüne gelene kadar? Bakıyorsunuz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları uygulanmayabiliyor. Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ kararları başta olmak üzere. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları uygulanmayabiliyor. Yine Anayasa Mahkemesi kararları uygulanmayabiliyor. Meclis'in seçilmiş bir milletvekili Can Atalay cezaevinde kalabiliyor. Tayfun Kahraman bizim hem yol arkadaşımız hem de Gezi'de gerçekten çok olumlu ve ılımlı tavrıyla, uzlaştırıcı tavrıyla hem eylemcilerin hem protestocuların sözü olmuş ama aynı zamanda bu eylemin politik bir mesaja çevrilebilmesi konusunda da büyük çabası olmuş bir arkadaşımız.

Bu hukuksuzluklar nasıl başladı? Bu bir hukukun, bir sistemin ortadan kaldırılması nasıl başladı? Önemli adımlar nelerdi? İşte, önemli adımlardan biri buydu. Kadını yok etmek, kadını koruyan sözleşmeden geri çekilerek aslında o davalarda kadının arkasında duran devleti geri çekip, failin arkasına yerleştirmek. Yapılan ilk adımlardan biri buydu."

"Hem tarikat ve cemaatler hem de birtakım gruplar 6284'ün yürürlükten kaldırılması için özel bir çaba içinde"

Gökçen, moderatörün 6284 sayılı Kanun'un da kaldırılmasını isteyen grupların olduğunu anımsatması üzerine sözlerini şöyle sürdürdü:

"Hem tarikat ve cemaatler hem de birtakım gruplar 6284'ün de yürürlükten kaldırılması için özel bir çaba içinde. Aynı İstanbul Sözleşmesi'nin kaldırılmasında olduğu gibi. Bu aslında sanıldığı gibi, çok da böyle Türkiye'nin içinde kendi kendilerine akıllarına bir anda böyle bir fikir gelmiş de buranın dini veya kültürü üzerinden örgütlenmiş bir grup sanılmasın aslında. Son derece ithal bir tartışmadan, son derece ithal bir kampanyadan bahsediyoruz."

Sanıldığı gibi karşımızdakiler ya da 6284'ü, İstanbul Sözleşmesi'ni hedef alanlar öyle aileyi falan koruma niyetinde değiller. Tam tersine aileyi korumak istiyorsanız o zaman ailenin içindeki bireyleri güçlendirirsiniz. Kadına güç verirsiniz. Eğer yoksulluk varsa bununla mücadele edersiniz. Çocuk varsa kreşe gidebilmesi için, oyun oynayabilmesi için, eğitim alabilmesi için bir sosyal devlet dizayn edersiniz. Ailelere verilen yükleri geri alabilmek için bir devlet olarak bir sistem kurarsınız. Yapmanız gereken budur."

"İran'da kadınların çok güçlü bir mücadelesi var"

İran'daki gelişmeler ve çocukların hedef alınması ile İran'daki kadın mücadelesine ilişkin Gökçen, şu değerlendirmeyi yaptı:

"İran'da kadınların çok güçlü bir mücadelesi var. Hala da var. Kadınların eşit olmak için, özgür olmak için yıllardır baskı altında yaşadıklarını biliyoruz ama bugün İran'a uluslararası hukuka aykırı bir şekilde, emperyalist bir müdahale yapılırken bu kadar hukuka aykırı, üstelik yapılan müdahalenin arkasında kendi iç hukuklarına da uymadıkları bir durumdayız, Amerika ve İsrail'in de."

Amerika ve İsrail bize uzun süredir aynı hikayeyi anlatıyor. Bir kadının özgürlüğünü siz veya demokrasiyi siz çocukları öldürerek, kız çocuklarını öldürerek bunun üzerine inşa edebilir misiniz? Böyle bir şey mümkün mü? Daha önce de 1 Mart tezkeresi Meclis'e geldiği zaman ne olmuştu mesela? Biz demiştik ki CHP'liler olarak, 'Savaşa karşıyız. Türkiye'nin bir işgalde kullanılmasını, Irak işgalinde kullanılmasını kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz. Öyle yurt dışından, Amerika'dan sipariş edilmişten tezkerelerin burada oylanacağı ve bir şekilde savaşın, işgalin parçası olarak, taşeron olarak kullanılabilecek bir ülke değiliz biz' demiştik. Sadece CHP'liler değil, o günlerde AKP'li olup da vicdan sahibi olan milletvekillerinin de oyuyla 1 Mart tezkeresi reddedilmişti.

Orada iki tane itici güç vardı. Birincisi sokak. Sokakta insanlar diyorlardı ki 'Amerika'dan korkma, Allah'tan kork' diyordu. Sokakta pankart taşıyordu insanlar, meydanları dolduruyorlardı 'Savaşa hayır' diye. İkincisi, Meclis'te insanlar birbirini ikna edebiliyorlardı. Niye? Çünkü insanlar birbirlerini dinliyorlardı. ve milletvekilleri vicdanıyla oy kullanıyordu. O yüzden 99 tane iktidar partisi milletvekili 'savaşa hayır' diyebiliyordu.

"Erdoğan o gün Amerika'nın sipariş ettiği tezkereyi geçirememesinin öfkesiyle halktan intikam almayı seçti"

En baştan itibaren bir sistem yok ediliyor demiştik ya, bir demokrasiye yönelik saldırılar var demiştik ya. Erdoğan o gün Amerika'nın sipariş ettiği tezkereyi geçirememesinin öfkesiyle Meclis'e ve sokaklardaki halkın vicdanına saygı duymak, bununla beraber yönetmeyi öğrenmek yerine onlardan intikam almayı seçti. Bugün Meclis'in yetkilerini tırpanladı, bir taraftan da sokakları susturmak istedi.

Şimdi geliyoruz bugüne. Genel Başkanımız Özgür Özel, bir otobüsün üzerinden slogan attığında 'savaşa hayır' diye, binler meydanlarda cevap veriyorsa, işte o hem vicdanın hem de 'savaşa hayır' diyen ve masum insanların kanının dökülmesine, uluslararası hukuka aykırı bu saldırılara karşı vicdanıyla konuşan o insanların tekrar buluşmasını görüyoruz biz bu meydanlarda. O yüzden hiçbir özgürlük, hiçbir eşitlik ya da hiçbir hak mücadelesi kız çocuklarının kanının döküldüğü bir zemin üzerine inşa edilemez."

Kaynak: ANKA

Son Dakika Güncel Gökçe Gökçen: Hiçbir Hak Mücadelesi Kız Çocuklarının Kanının Döküldüğü Bir Zemin Üzerine İnşa Edilemez - Son Dakika

Sizin düşünceleriniz neler ?

    SonDakika.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve sondakika.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.

Advertisement