Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Dünyanın neresinde olursa olsun herhangi bir kadın çığlığı bize ulaştığında, o çığlığın yanında önce Türkiye Cumhuriyeti Devleti olacaktır ve o çığlığa ilk sesi her zaman biz vereceğiz" dedi.
Davutoğlu, Birleşmiş Milletler Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadının Güçlenmesi Birimi (UNWOMEN), Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) iş birliğinde düzenlenen "Kadına Yönelik Şiddetin Sonlandırılması: İlerleme Temelinde Değişimi Hızlandırma" konulu toplantıda konuştu.
"Dünyanın neresinde olursa olsun herhangi bir kadın çığlığı bize ulaştığında, o çığlığın yanında önce Türkiye Cumhuriyeti Devleti olacaktır ve o çığlığa ilk sesi her zaman biz vereceğiz" diyen Davutoğlu, bu örneklerin dünyanın her yerinde yaşandığını, savaşlardan, krizlerden en çok kadınların ve kızların etkilendiğini, bu örneklerin herkesin yüreğinde derin acılar bıraktığını dile getirdi.
"Var oluşumuzu, siyasetimizi anlamlandıracak olan en önemli misyon, dünyanın dört bir yanında yaşanan bu acılara son vermek olmalıdır" ifadesini kullanan Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Hepimizin belki gözünün önündeki bir başka manzara... Paris'teki son kanlı DAEŞ saldırısında camdan sarkan Fransız kadın, 'Hamileyim, yardım edin' sözleriyle hepimizin zihinlerine çakıldı. Terörün acımasızlığının en çarpıcı görüntülerinden biri haline geldi bu görüntü. Paris'teki saldırı bir kızımızı da bizden aldı. Elif Doğan'ı da o saldırıda kaybettik. Maalesef kadınların en fazla mağdur olduğu bir zaman diliminde yaşıyoruz. Kadınlar, gençler, çocuklar, sandallarda denize dökülüyor. Aylan bebeğin annesi ve Aylan'ın bedeni, herhalde hepimizin vicdanında onulmaz etkiler bıraktı.
Çocukların bedenleri faili meçhul cinayetlerle bazen bir okul bahçesinde, bazen bir cami avlusunda paramparça ediliyor. Kızlar terörist olmak, canlı bomba olmak üzere meçhul dağlara kaldırılıyor. Maalesef dünya, istemediğimiz kadar kadına yönelik şiddet görüntüleriyle dolu. Oysa kadınlar, merhametin, şefkatin, vicdanın sembolüdür. Kadın bu merhametiyle tarihin öznesi olmalıdır. Kadınların merhametine, şefkatine atıfta bulunursak o zaman dünya çok daha fazla yaşanır bir dünya olacaktır. İnsanlık baştan ayağa vicdanlı kesilir böyle bir durumda."
"Elim olaydan ötürü yüreğim hala soğumadı"
Konuşmasında, Türkiye'de kadınlara karşı şiddetin sembol ismi haline gelen Özgecan Aslan'a da değinen Davutoğlu, "Dava sonucu ne olursa olsun, 3 kız babası ve 2 kız torun dedesi olarak benim bile bu elim olaydan ötürü yüreğim hala soğumadı. Özgecan'ın anne ve babasına bir kez daha saygı ve hürmetlerini iletiyorum" dedi.
Bir daha kadına hiçbir el kalkmasın diye gerekli her türlü tedbiri aldıklarını ve almaya devam edeceklerini vurgulayan Davutoğlu, Türk yargısının da bu konuda üzerine düşeni yapıp, kadınların bir daha mağdur edilmesine hiçbir zaman izin vermeyecek güçlü kararlar alacağına inandığını dile getirdi.
Birçok konuda olduğu gibi şiddet meselesinde de modernlik, küreselleşme ve teknolojik yeniliklerin, paradoksal biçimde hem şiddeti beslediğini hem de şiddeti önlemek için kullanıldığını söyleyen Davutoğlu, "O halde çağımızın imkanlarını nasıl kullanacağımızı, insanın etik anlayışı ve ahlaki altyapısından bağımsız ele almamız mümkün değildir. Bu durumda, şiddeti önlemek için alınacak tedbirler ve yapılacak çalışmalar, insanların içine doğduğu kültürle birlikte ele alınmalıdır. Bizim kültürümüzde insan eşref-i mahlukattır yani yaratılmışların en seçkini, en değerlisi, en şereflisidir. Yaratıcıya nispetle onun adına biz yaratılanlara bakarız ve insanlar arasında hiçbir ayrım gözetmeksizin hepsini hürmete layık ve değerli buluruz. Yaratılanı, yaratan adına seven, koruyan, kollayan, himaye eden bu bakış açısı şiddetin kaynağını temelden kurutan bir anlayıştır. Kendisinin yaratılmış olduğunu bilen ve böyle inanan bir insan, Allah'ın eseri olan yek diğerine asla zulmetmez, haksızlık yapamaz" diye konuştu.
"Esas olan aslında zihniyet meselesidir"
Türkiye ya da diğer ülkelerin, şiddet konusunda etkili, caydırıcı mevzuat düzenlemeleri yapabileceğini, kanun yapıcı olarak bunun görevleri olduğunu aktaran Davutoğlu, konuşmasına şöyle devam etti:
"Ancak kanunlar şiddete karşı tek ve kesin çözüm değildir. İnsanın hayata dair bütün felsefesi, bütün varoluşu ve hayattaki duruşu, şiddetle münasebetini de belirlemektedir. Yeryüzünde insan olarak kendimizi nasıl konumlandırdığımız, hayatı nasıl anlamlandırdığımız ve hangi değerler sistemine tabi olduğumuz çok önemlidir. Esas olan aslında zihniyet meselesidir, asıl olan ruh dünyamız üzerine inşa ettiğimiz değerlerdir. Bu değerler kendimizi konumlamamızı, başka insanlarla nasıl bir hukuk geliştireceğimizi belirler. Başkalarının hukukunu kendi hukukumuz gibi korumamızı sağlayan en önemli dinamik de budur. Şiddeti hayattan arındırmanın yolu, şiddete varacak olan yolları baştan kapatmak, başkalarının hukukunu çiğnetecek durumlara asla müsamaha etmemektir."
İnsana yönelik siyasetin tamamını tek bir cümleye indirmek gerektiğinde, "Siyasetimizin esası ve bütün siyasetlerin esası, insan onuruna sahip çıkmak olmalıdır" dediğini ifade eden Davutoğlu, hükümetin varlık nedeninin, insanın onurunu korumak olduğunu dile getirdi.
İnsana, bizatihi insan olduğu için hürmet göstermeyen her türlü anlayışın karşısında olduklarını vurgulayan Davutoğlu, "Kadına karşı şiddetin temelinde kültürel kodlar, sosyoekonomik durum, eğitim, çevre gibi birçok faktörün yattığını biliyoruz. Kadına yönelik şiddet, her ülkeye, millete, inanç grubuna ait küresel bir problemdir. Bu problemin çözümü elbette çok boyutlu bir mücadeleyi gerektirir. Kadına yönelik şiddetin en öncelikli nedeni, insan onuruna ve yaşama hakkına saygı eksikliğidir. Kadının istismar edilmesini insan haklarının çiğnenmesinden ayrı okuyamayacağımız gibi insanlık onuruna karşı dünyada yaşanan büyük kıyımdan en çok kadınların ve çocukların zarar gördüğünü de görmezden gelemeyiz" diye konuştu.
"Kadının sorunu, toplumun sorunudur"
Kadınların ekonomik, sosyal, ruhsal, sağlık, eğitim ya da akla gelen herhangi bir alandaki sorunlarının yalnızca onlara ait sorunlar olmadığını ifade eden Davutoğlu, kadına ait her sorunun toplumun tamamını ilgilendirdiğini ve sosyal yapıyı derinden yaraladığını söyledi.
"Kadının sorunu, toplumun sorunu, kadının sağlığı ve huzuru, toplumun refahı ve huzurudur" diyen Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Şiddet, modern toplumların kıskacında kavrulduğu büyük bir yangın, insani bir çözülme, kadın, çocuk, erkek, yaşlı, genç demeden, hepimizi canevimizden vuran bir modern zaman olgusudur aynı zamanda. Toplumlar, yüzyıllar boyu biriktirdikleri iyilik, şefkat, merhamet bakiyesi olan ahlaki değerleri nesilden nesile aktararak, emniyet ve güven içinde olurlar ve bir zihniyeti inşa edebilirler.
Ne yazık ki geleneksel dokuyu bir anda parçalayan yıkıcı müdahaleler, derin şoklar, savaşlar, işgaller sadece şiddete maruz kalan insanları değil, şiddetten etkilenen insanların dünyasını da tahrip ediyor. Bu anlamda, bütün insanlık dünyaya hükmeden güç ilişkisinin kıskacındadır diyebiliriz. Akdeniz'de boğularak sahile vuran bir çocuk, bütün insanlığın aklından ve vicdanından bir şey eksiltir ve bütün insanlığın vicdanında bir yara açar. Ne yazık ki uzun yıllar bu değer erozyonunun ağır sonuçlarını yaşadık ve yaşamaya da devam ediyoruz."
Türkiye'nin, insanlığın bütün birikim ve değerlerinin buluştuğu, yüzleştiği, kritik bir kavşak noktasında olduğunu ifade eden Davutoğlu, bunun için İstanbul'a şiirlerin, şiirselliğin ve ahengin merkezi denildiğini dile getirdi.
Doğu ile batı arasındaki bu buluşma noktasında Türkiye'nin hem doğuya hem de batıya ait olduğunu anlatan Davutoğlu, Türkiye'nin, kadim değerlerle de modernizmle temasta da çok özgün bir konumu olduğunu aktardı.
Başbakan Davutoğlu, genelde şiddet, özelde de kadına yönelik şiddet konusunda sadece yanlış olduğu varsayılan gelenek ve görenekleri suçlu bulma kolaycılığıyla işin içinden sıyrılınamayacağını belirtti.
"Hastalığı doğru teşhis etmek gerekir"
Bugün gelenekten kopmuş en modern toplumlarda dahi şiddetin, özellikle kadına yönelik şiddetin ne kadar yaygınlaşmakta olduğunun görüldüğünü vurgulayan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Hem insan dokusu hem de toplumların kültürel dokusu, radikal müdahaleleri ve büyük yıkıcı değişimleri reddediyor. Kültür ve geleneklerimizi yargısız bir şekilde infaz ederek şiddetsiz bir topluma ulaşmak mümkün değildir. İzini süreceğimiz, bütün yıkıcı rüzgarlara karşı özenle üzerine titreyeceğimiz en büyük değerimiz ailedir. Toplumun ayakta kalması, çözülmemesi, öncelikle ailenin sevgi ve saygı temelinde sağlam oluşuna bağlıdır. Geçmişi, geleneği, töreleri suçlayarak, yeni olan her şeyi kutsayarak bu insani soruna çözüm bulmak da tek başına yeterli değildir. Şiddet, toplumların en büyük kamburudur ve bu yükten kurtulmak için öncelikle hastalığı doğru teşhis etmek gerekir. Her canı aziz bilmek, bizler için dedelerimizden, ninelerimizden ve onların bizlere verdikleri altın değerindeki öğretilerden gelmiştir. Ben insana ve kadına saygıyı önce babaannemden öğrendim. Babamın, anneme davranışından öğrendim.
Bütün o geleneklerin, aile içinde bu kültürün yerleştirilmesi halinde ancak ve ancak şiddete karşı ortak bir bilinç geliştirebiliriz. Sorun, her canı aziz bilen bizlerin bu kadim felsefeyi gelecek nesillere aktarıp aktaramadığımızdadır. Hazreti Peygamber, 'İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır' diyor. Şiddet, insanın hukukunu çiğnemektir ve hiçbir insana yakışmaz. Yeryüzünde hiçbir insan, hiçbir canlı da şiddeti hak etmez. Biz insanı, hayatı, sevgiyi, barışı, adaleti, dayanışmayı ve paylaşmayı esas alan bir medeniyetin çocuklarıyız. Bizim hayat felsefemizde bir insanın hayatına kıyan, bütün insanların hayatına kıymış gibidir. Keza bir insana hayat veren, bütün insanlığa hayat vermiş gibidir."
(Sürecek)
Son Dakika › Güncel › Kadına Yönelik Şiddetin Sonlandırılması' Toplantısı - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.