Başbakan Yardımcısı Bozdağ Açıklaması - Son Dakika
Son Dakika Logo

Başbakan Yardımcısı Bozdağ Açıklaması

Başbakan Yardımcısı Bozdağ Açıklaması
02.09.2013 22:47

"(28 Şubat davası) Ceza hukukunda mahkemeler sadece önüne gelen delillerle bağlı değildir. Kendisi de isterse, onu genişleten kararlar alabilir, başka adımlar atılmasına ilişkin kararlar alabilir" "Bizim dileğimiz, bu konuda maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve suç işleyenler varsa onların mahkemece tespiti ve yasaların öngördüğü cezalar neyse ona göre cezalandırılmasıdır. Mahkeme buna karar verecektir" "Vaktiyle, 28 Şubat'ta Genelkurmay'a giden, orada ayakta alkışlayan bir yargı vardı, şimdi Türkiye'nin ortaya koyduğu gelişme ve değişme sonucunda artık o günde bu alkışlatmayı yapanları yargılayan bir yargı var" "Çözüm süreci, adı üzerinde bir süreç. Bunun bir takvimi yok. Bir gün sonra şu, iki gün sonra bu olacak şeklinde bir takvimi yok. Bu, bir süreç, zaman alacaktır. Türkiye'nin 30 yıldır mücadele ettiği bir sorunu, iki günde ortadan kaldırmak elbette mümkün değildir"

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, 28 Şubat davasına ilişkin "Ceza hukukunda mahkemeler sadece önüne gelen delillerle bağlı değildir. Kendisi de isterse, onu genişleten kararlar alabilir, başka adımlar atılmasına ilişkin kararlar alabilir" dedi.

Bozdağ, Habertürk televizyonunda yayınlanan "Başkent Gündemi" programına  konuk oldu, soruları yanıtladı.

28 Şubat davasının bugün başladığı anımsatılarak, "Demokrasi paketinde, 28 Şubat sürecinde hak kaybına uğrayanlar konusunda bir düzenleme olacak mı?" sorusu üzerine Bozdağ, 28 Şubat mağdurlarıyla ilgili yapılan son yasal düzenlemeeri hatırlattı. Mağdurlara memuriyete yeniden dönme hakkı verildiğini, üniversitelerden atıldıkları için öğrenimleri uzun sürmüş olan ancak memur olma yaş sınırı geçenlere memurluk imkanın tanındığını dile getiren Bozdağ, "Bu anlamda, 28 Şubat'ın ayıplarından bir tanesini ortadan kaldırmış olduk" ifadesini kullandı.

"Davanın nereye kadar gideceğini düşünüyorsunuz?" sorusu üzerine Bozdağ, "Gittiği yere kadar gidecek. Yargı, önüne gelen davayı maddi gerçeği ortaya çıkararak sonuçlandırır" değerlendirmesinde bulundu. Yargılamanın sonucunda maddi gerçeğin ortaya çıkacağını vurgulayan Bozdağ, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Biliyorsunuz, ceza hukukunda mahkemeler sadece önüne gelen delillerle bağlı da değildir. Kendisi de isterse, onu genişleten kararlar alabilir, başka adımlar atılmasına ilişkin kararlar alabilir. Çünkü mahkemenin ana amacı maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Bizim dileğimiz de bu konuda maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve suç işleyenler varsa onların mahkemece tespiti ve yasaların öngördüğü cezalar neyse ona göre cezalandırılmasıdır. Mahkeme buna karar verecektir, suçlu mudur, değil midir nihai kararı mahkeme verecektir.

Bu mahkeme, Türkiye'nin hem adli hem demokrasi tarihi bakımından son derece önemli. Vaktiyle, 28 Şubat'ta Genelkurmay'a giden, orada ayakta alkışlayan bir yargı vardı, şimdi Türkiye'nin ortaya koyduğu gelişme ve değişme sonucunda artık o günde bu alkışlatmayı yapanları yargılayan bir yargı var. Türkiye, hukuk devleti anlamında, demokratikleşme anlamında tarihi adımlar attı."

-Çözüm süreci

Çözüm sürecine ilişkin "Çekilme durdu mu yoksa istenilen seviyede olmadı mı? Başbakan Erdoğan'ın dediği gibi yüzde 20'ler seviyesinde kaldı mı?" sorusuna karşılık Bozdağ, şöyle konuştu:

"Çözüm süreci, adı üzerinde bir süreç. Bunun bir takvimi yok. Bir gün sonra şu, iki gün sonra bu olacak şeklinde bir takvimi yok. Bu, bir süreç, zaman alacaktır. Türkiye'nin 30 yıldır mücadele ettiği bir sorunu, iki günde ortadan kaldırmak elbette mümkün değildir. Bu, zaman alacaktır. Biz, hükümet olduğumuz  günden bu yana bu sorunu çözme adına çok önemli adımlar attık. Demokratikleşme paketleri ortaya koyduk ve dünün Türkiye'sinde konuşulmayan pek çok şeyi bugünün Türkiye'sinin normalleri arasına koyduk. Şimdi okullarımızda seçmeli Kürtçe dersleri var, üniversitelerde Kürtçe bölümler var."

"Çözüm süreci" dedikleri şeyin yeni dönemde atılacak adımlarla alakalı olduğuna dikkati çeken Bozdağ, ancak bunun geçmişten beri devam eden bir süreç olduğunun altının da çizilmesi gerektiğini belirtti.

Bozdağ, Kandil'den ve BDP'den gelen "Süreci durdururuz" açıklamalarının nasıl değerlendirilmesi gerektiğine dair bir soruya,  "Yürüyen bir süreç bulunduğunu ve bu açıklamaları doğru görmediği" cevabını verdi.

Sürecin ortaya çıkan sonuçları ile pek çok kesimi ikna edeceğine işaret eden Bozdağ, silahların konuşmadığını, akil insanların Türkiye'nin dört bir yanını gezdiğini ve rapor hazırladığını, kamu görevlilerinin serbest bırakıldığını, teröristlerin Türkiye topraklarının dışına çıktığını dile getirdi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın terör örgütü mensuplarının hepsinin sınır dışına çıkmadığına dair sözlerini anımsatan Bozdağ, "Bu çıkışın tam olması lazım. Şu ana kadar 'bu çıkış tamamlanmıştır' demenin imkanı yok. Bu çıkışın tamamlanmış olması lazım. Gelinen noktaya bakıldığında arzu edilen noktada olmadığını görüyoruz" değerlendirmesinde bulundu.

Bozdağ, Terör örgütü elebaşlarından Cemil Bayık'ın, 1 Eylül'de paketin geçmemesi durumunda çekilmenin duracağına yönelik sözleri hatırlatılarak, "Çekilme durdu mu, devam ediyor mu?" sorusunu "Sürecin bitmesi gibi bir şey söz konusu değil. Süreç devam ediyor. Çekilme de benim bildiğim devam ediyor. Türkiye topraklarını terk etmesi konusunda bizim beklentimiz henüz gerçekleşmiş değil. Rakamlar, oranlar onların açıkladığı, Demirtaş'ın açıkladığı gibi değil. BDP'lilerin ifade ettiği gibi değil" diye yanıtladı.

BDP'lilerin kendi kamuoylarına dönük ikna çalışmaları yaptıklarını ve verdikleri tarihin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Bozdağ,  tarih vererek açıklama yapmanın doğru olmadığını dile getirdi.

Bozdağ, hükümetin, demokratikleşme konusunda atacağı adımlarda samimi olduğunu ve hükümet üyelerinin de zaman zaman BDP'li yetkililerle konuştuklarını söyledi. Yapılan çalışmalar hakkında BDP'lilerin haberdar olduklarına işaret eden Bozdağ, "Bunun ötesinde 'şu olmasa şunu yapacağız, bu olmazsa bunu yapacağız' demeyi samimi bir yaklaşım olarak görmüyorum. Bu, bir siyasi hesapla yapılan yaklaşımlardır. Bu konulara böylesi bir yaklaşım içerisinde girmeden bakmak doğru olandır" ifadesini kullandı.

Bozdağ, süreci ters gitmesi durumunda revize etmenin söz konusu olup olmayacağının sorulması üzerine "Demokratikleşme konusunda atılması gereken adımları biz  her zaman atarız. Bunun PKK terör örgütüyle bir alakası yok. Demokratikleşme konusunda yaptığımız şey Türkiye'nin geneline dönük adımlardır. Milletin tamamını kapsayan adımlardır" dedi.

Terör örgütü başka şeyler yaptığı zaman, devletin her zaman buna karşı hazırlıklı ve tedbirli olacağının altını çizen Bozdağ, hukukun dışına çıkıldığında Türkiye Cumhuriyeti'nin gereken cevabı vereceğini söyledi.

Bozdağ, sürecin devleti savunmasız bıraktığına ilişkin iddiaların hatırlatılması üzerine, "Vatandaşımızın can ve mal güvenliğini sağlamak, ülkemizi korumak devletin birinci vazifesidir. Bir devlet kendi vatandaşının can ve mal güvenliğini sağlayamıyorsa sıkıntı var demektir. İşimiz o, vazifemiz o. Bundan vazgeçmedik ki. Bugün de vazgeçmedik, yarın da vazgeçmeyeceğiz" diye konuştu.

"BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın çekilmeye dair sözleri, 4 canlı bombanın Türkiye'ye girdiğine dair istihbarat raporları ve derin PKK'nın çekilmediğine dair" iddiaların hatırlatılması üzerine Bozdağ, şunları söyledi:

"Şimdi başka şeyler söyleniyor. Türkiye topraklarını terk etme değil de silahların susması, ölümlerin olmaması. Halbuki, silahların susması bir şey, Türkiye topraklarının terk edilmesi başka bir şey. İkisi birbiriyle aynı şeyler değil. Onu başka bir şeye evirmeye, çevirmeye çalışıyor. Bu, doğru ve samimi bir yaklaşım değil. 'Türkiye'de terör örgütünün hiçbir hareketiliği yok, bir şey yapmıyor' demek  de fevkalade yanlış olur. Burada terör  örgütünün yaptığı eylemler sonucunda şehit olan bir askerimiz, bir polisimiz yok. Ama baktığınız zaman değişik yerlerde terör örgütünün başka tür eylemlerinin olduğunu hepimiz biliyoruz."

Bozdağ, PKK'nın sözde polis teşkilatına karşı nasıl bir önlem almayı düşündüklerine ilişkin soruya "Türkiye, bir hukuk devleti . Bizim ülkenin her yerinde güvenlik güçlerimiz tektir. Askerimiz var, polisimiz var ve devletin idari yapısı da bu anlamda her yerde nasılsa ülkemizin Hakkari'sinde de Şırnak'ında da Ankara'sında da aynıdır. Hukukun dışında bir şeye izin vermemiz, göz yummamız mümkün değildir. Şu anda da böyle bir şey söz konusu değil. Terör örgütü böyle bir niyet taşıyabilir, çalışma yapabilir. Ama buna Türkiye Cumhuriyeti'nin izin vermesi asla söz konusu değildir" yanıtını verdi.

-Ruhban Okulu-

Ruhban Okulu'na ilişkin bir soruya karşılık Bozdağ, bunun siyasi bir konu olduğunu ve bugüne kadar da çok tartışıldığını dile getirdi. Türkiye'nin bu noktada sıkıntısı bulunmadığını vurgulayan Bozdağ, Türkiye'deki gayrimüslim vatandaşların ihtiyaçlarını karşılama noktasında önemli adımlar attıklarını bildirdi. Bozdağ, gayrimüslim cemaat vakıflarına tüzel kişilik verilmesinden, mal varlıklarının iade edilmesine, Sümela Manastırı ve Akdamar Kilisesi'nin ibadete açılmasına kadar bir dizi işlem dolayısıyla Türkiye'nin bu konuda sıkıntısı bulunmadığını anlattı. Bozdağ, geçmişte Ruhban Okulu'nun YÖK'e bağlı fakülte olması teklifinde bulunduklarını ancak olumlu bir yaklaşımın ortaya çıkmadığını anımsattı.

Bozdağ, Yunanistan da yaşayan vatandaşlarla ilgili ciddi sıkıntılar bulunduğunu belirterek, Lozan Antlaşması'nda müftünün oradaki Müslüman Türk toplumu tarafından seçilmesini öngören bir hüküm yer aldığını ancak bunun uygulanmadığını söyledi.

Bekir Bozdağ, Batı Trakya'daki Türk toplumunun kendi müftüsünü seçemediğini, camilerini tamir edemediğini ve imamların atanmasında sıkıntılar yaşandığının altını çizerek, "Bir kanun çıkarıldı, imamların, müftüler gibi atanmasını içeren. Bu kanun içerisinde öncelikle Hristiyanlardan oluşan bir komisyon kuruluyor. O komisyon müftüyü atayacak. O komisyon müftü ile imamları atayacak. Buna itirazlar oldu. Geçen zaman içerisinde bu da değiştirildi. Komisyon içerisine Müslüman Türklerden de bazı kişilerin alınmasına karar verildi. Karma bir komisyon haline geldi. Düşünebiliyor musunuz? Lozan'ın teminat altına aldığı bir konuda AB üyesi bir ülkede atılan adım bu" diye konuştu.

Türkiye'deki Hristiyan vatandaşların ihtiyaçlarına ilişkin Müslümanlardan oluşan bir komisyon kurulsa bunun dünyaya açıklanamayacağını, insan hakları, demokrasi, hukuk devleti açısından kabul edilemeyeceğini vurgulayan Bozdağ, "Ama şu anda orada maalesef hem müftünün seçilmesine izin verilmiyor. Hem müftünün atamasına ilişkin komisyon karma haline getirildi. Bu oradaki Türklerin haklarından geriye bir düşüştür" değerlendirmesinde bulundu.

Bunun siyasi bir konu olduğu için realitelerin gözönünde bulundurulması gerektiğine dikkati çeken Başbakan Yardımcısı Bozdağ, şunları kaydetti:

"Bunun bir başka boyutu var. Onlar yapmıyor diye biz niye yapmayalım? Sonuçta esasında siyasi gerçeklik boyutu olsa bile insan haklarına ilişkin bir konudur. Onlar atmıyor diye biz adım atmazsak, iyileştirme yapmazsak doğru olmaz. İnsanlar dinini öğrenmek istiyorsa biz o adımı atarız. Patrik seçimlerinde biliyorsunuz oy kullanma ile ilgili San Sinod Meclisi'nin üyeleri oy kullanabiliyor. Onların da üye olabilmesi için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması lazım. Bakın Yunanistan seçilmiş müftüye izin vermiyor. Seçim yaptırmıyor. Ama biz ne yapıyoruz? San Sinod Meclisi'nde seçim yapacak üye yok. Seçimin yapılabilmesi için onların öngördükleri kişilere vatandaşlık veriyor, seçim yaptırıyoruz."

Bozdağ, Türkiye'nin bu konuda doğru olduğunu, düşündüğü adımları attığını, bundan sonra da atacağını belirtti.

- Ankara

Kaynak: AA

Son Dakika Politika Başbakan Yardımcısı Bozdağ Açıklaması - Son Dakika


Advertisement