AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı - Son Dakika
Son Dakika Logo

AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı

AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı
25.10.2013 14:13

Genel Başkan ve Başbakan Erdoğan: (4) "Bizi, içeride ve dışarıda diktatörlükle suçlayanlara hodri meydan diyorum. Beş ay sonra seçimler var, buyursunlar orada kozlarını paylaşsınlar. Şu anda bi...

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Bizi, içeride ve dışarıda diktatörlükle suçlayanlara hodri meydan diyorum. Beş ay sonra seçimler var, buyursunlar orada kozlarını paylaşsınlar. Şu anda bizi vesayet kurmakla itham edenlere hodri meydan diyorum. Buyursunlar 30 Mart'ta sandıkta kozlarını paylaşsınlar. Eğer bu ülkede bir diktatör varsa buyursunlar bu diktatörü sandık yoluyla indirsinler" dedi.

Erdoğan, AK Parti Genel Merkezi'nde düzenlenen Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda, Cumhuriyet tarihinin rekorlarını kırdıklarını, 79 yılda yapılanlara kat kat fazlasını eklediklerini belirtti. Bunu söyleyince birilerinin bundan rahatsız olduğunu ve kendilerini Cumhuriyet karşıtı gibi lanse etmeye çalıştığını dile getiren Erdoğan, "Yaptığımızı söylemeyecek miyiz, yaptığımızı anlatmayacak mıyız bunları anlatıyoruz" ifadesini kullandı.

Kimseyle hesaplaşmadıklarını, kimsenin de karşısında olmadıklarını vurgulayan Erdoğan, "Biz bu cumhura ve Cumhuriyet'e neler kazandırdığımızı, neler kattığımızı, cumhura ve Cumhuriyet'e nasıl hizmet ürettiğimizi anlatıyoruz. Yan gelip yatmakla cumhuriyetçi olunmaz. Cumhura ve Cumhuriyet'e hizmet ederek cumhuriyetçi olunur, diyoruz. Niye rahatsız oluyorsunuz" diye konuştu.

-"Yol yapmak için insana kıymayı normal görürler, meşru görürler"

Cumhuriyet ve cumhur için yaptıklarının ortada olduğunu dile getiren Erdoğan, "Ama soruyoruz, peki siz ne yaptınız? Çıkın da onu anlatın" dedi.

Erdoğan, 2002'ye kadar, yani 79 yılda, Türkiye'de 6 bin 100 kilometre bölünmüş yol yapıldığını, Hükümetlerinin 11 yılda yaklaşık 17 bin kilometre yeni bölünmüş yol inşa ettiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Farkımız bu. Grup toplantımızda da söyledim. Bunlar yolsuzluk yaptılar, biz yol yaptık, farkımız bu. Şimdi kimsenin hakkını yemeyelim. Burada bir hakkı da teslim etmek zorundayız. CHP'de yol yaptı, yollar inşa etti. Özellikle 1940'larda CHP'nin nasıl yol yaptığını, yolları nasıl inşa ettiğini benim milletim hiç unutamadı ve inanıyorum ki unutmayacak.

Neydi onların yaptığı yol? Yol vergisi adı altında, dünyada örneği olmayan, vergi toplamanın ruhuna, özüne, amacına tamamen aykırı şekilde millete tam anlamıyla zulüm yaşattılar. 18 ila 60 yaş arasındaki her erkekten yol vergisi aldılar. Yol vergisi vermeyenleri, yol yapımında çalışmaya mahkum ettiler, demir perde ülkelerinde olduğu gibi. Yol vergisi veremeyen yoksul köylünün horozunu, evindeki yatağını, ambarındaki buğdayını adeta gasp ettiler. Arabası olan zenginden de aynı miktarda para istediler, keçi yolu dahi olmayan yoksul köylüden de aynı miktarda para istediler. Üstelik topladıkları parayı yol yapımında değil gittiler başka amaçlarla harcadılar. Yol vergisi, CHP'nin bu millete en ağır zulümlerinden birisidir ve bu zulmü de kaldıran Demokrat Parti olmuştur. Bunlar, yol yapacağız diyerek insanlara kıydılar ve yol yapmadılar. Şimdi çıkmışlar, milletvekilleriyle, milletvekili kisvesi altındaki militanlarıyla bizim yol inşaatlarımızda dozerlerin önüne geçiyor ellerine taş alıp iş makinelerine, polislere saldırıyorlar. İşte onların zihniyetleri bu. 'Yol yapmak için ağaç taşıyamazsınız' derler ama yol yapmak için insana kıymayı normal görürler, meşru görürler."

-"Cumhuriyeti sahici kılan, cumhuriyetin demokrasiyle buluşmasıdır"

Cumhuriyeti sahici kılanın, cumhuriyetin demokrasiyle buluşması olduğunu vurgulayan Erdoğan, bugün dünyanın birçok ülkesinin cumhuriyetle yönetildiğine işaret etti.

Başbakan Erdoğan, adı "cumhuriyet" olan ama kendisi dikta rejimi olan çok sayıda rejim olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Öte yandan İngiltere, İspanya, Hollanda gibi cumhuriyet değil anayasal monarşi olan ama demokrasiyle yönetilen rejimler de var. Adının cumhuriyet olması bir rejimi adil hale getirmez. Cumhuriyet, egemenlik hakkını millet iradesine bağladığı, yani demokrasiye kapı araladığı, demokrasiyle buluştuğu, kucaklaştığı oranda gerçek manada cumhuriyet olur. Cumhuriyet ile demokrasi birbirinin karşıtı değil birbirini tamamlayan, birbirini var eden unsurlardır. 14 Mayıs 1950'de Demokrat Parti seçimlerde mutlak bir zafer kazandığında, bunu Cumhuriyet'e karşı bir devrim olarak gördüler. Burası da çok ilginçtir.

27 Mayıs 1960'ta bildiğiniz gibi askeri müdahaleyle demokrasi ortadan kaldırılınca bunu bir bayram olarak gördüler, Mısır'da olduğu gibi. Bunu, Cumhuriyet'in kurtarılması olarak gördüler. Cumhuriyet adına darbeleri savundular. Darbeleri, cumhuriyeti korumanın bir aracı olarak gördüler. Cumhuriyet, demokrasiyle taçlandığı ölçüde anlamlıdır ve değerlidir ancak o zaman cumhuriyet, fazilettir. Demokrasinin olmadığı cumhuriyet ise dünyada ve bölgemizde bolca bulunduğu üzere otoriter rejimlerdir, dikta rejimleridir. Tarihte seçimle iş başına gelen diktatörler olmuş mudur, evet olmuştur. Tarihte ve bugün, sembolik seçimlerle, yapmacık seçimlerle diktatörlüğünü meşrulaştırmaya çalışanlar da olmuştur ve vardır ancak Türkiye bunların hepsini aşmıştır."

-"Biz siyasi tarihimiz boyunca sandığa inandık"

Türkiye'nin demokraside, seçim sisteminde olgunluğa eriştiğini, demokratik kültürü sarsılmaz şekilde yerleştirdiğini söyleyen Erdoğan, 1950'den itibaren Türkiye'de seçimlerin şeffaf biçimde, özgür iradenin en güzel şekliyle tecelli edeceği bir biçimde yapıldığının altını çizdi.

"Bizim seçimlerimiz dünyadan, uluslararası gözlemcilerden de hep onay almıştır, takdir toplamıştır" ifadesini kullanan Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

"Şu anda bizi, içeride ve dışarıda diktatörlükle suçlayanlara hodri meydan diyorum. Beş ay sonra seçimler var, buyursunlar orada kozlarını paylaşsınlar. Şu anda bizi vesayet kurmakla itham edenlere hodri meydan diyorum. Buyursunlar 30 Mart'ta sandıkta kozlarını paylaşsınlar. Eğer bu ülkede bir diktatör varsa buyursunlar bu diktatörü sandık yoluyla indirsinler. Bütün siyasi partilerin yetkililerini, temsilcilerini sandık kurullarına yerleştirdiği ve bütün oradaki müşahitleriyle sandıkları gözlemlediği bir yeri, siz nasıl olur da diktatörce seçim olarak niteleyebilirsiniz. Bunun dünyada en güzel örneğini veren, bu tür seçimlerin en güzel örneğini veren Türkiye'dir. Eğer Türkiye'de vesayet sistemi varsa buyursunlar bunu sandık yoluyla sona erdirsinler.

Biz siyasi tarihimiz boyunca sandığa inandık. Sandıktan çıkan sonuca kayıtsız ve şartsız itaat ettik. Yüzde 10 barajına rağmen. Biz geldiğimiz zaman yüzde 10 barajı vardı, yüzde 10 barajını biz getirmedik. Biz yüzde 10 barajıyla seçimlere girdik ve karalama kampanyaları yapıldı buna rağmen. Medyanın acımasızca, insafsızca saldırılarına rağmen sandığa inancımızı hiçbir zaman kaybetmedik. Biz, milletimizin iradesine her zaman saygı duyduk ve şu anda da saygı duyuyoruz. Millet bize 'git' derse hiç tereddüt etmeyiz. Milletin talimatına uyarız ama millet bize 'kal' derse millet dışında hiçbir odak karşısında da boynumuzu eğmeyiz, milletin emanetini kimseye teslim etmeyiz."

-"Sandık namustur"

Seçim barajıyla ilgili de değerlendirmelerde de bulunan Erdoğan, şunları söyledi:

"Baraj indirilsin. Teklifin ne bunu söyle? Eğer mevcut kurallar içersinde baraj indirilsin diyorsan bunu da açıkla, nasıl bir şey istiyorsun? Ama bunların açıkladığı bir şey yok, fakat biz açıklıyoruz. Buyrun size üç tane teklif. Bir, mevcut seçim sistemi. İki, yüzde 5 Türkiye barajı, bunun yanında beşli bölgeler sistemi. Bir milletvekili, iki, üç, dört azami beş milletvekilinin seçileceği daraltılmış bölge sistemi ama Türkiye genelinde de yüzde 5 barajını aşacak. Üçüncü teklifimiz var, o da dar bölge sistemi. Yani Türkiye, 550 seçim çevresine bölünmek suretiyle en fazla oyu alan o bölgede kimse milletvekili olur. Hangisini beğeniyorsun al onu kullan, gel onu yapalım. Yok hala sesiniz çıkmıyorsa demek ki halden memnunusunuz yolumuza böyle devam ederiz. Defalarca bunu ifade ettik ve yine ifade ediyoruz şunu unutmayalım, sandık namustur."

Bunun yakın tarihimizde çok anlamlı bir hikayesi de olduğunu belirten Erdoğan, şöyle konuştu:

"Yıl 1947... Türkiye çok partili sisteme geçmiş ama seçimler tıpkı dikta rejimlerinde olduğu gibi tamamen şaibeli şekilde yapılıyor. Muhtarlık seçimlerinde, Mersin'in Arslanköy adlı köyünde tarihe geçecek bir olay, hadise yaşanıyor. Yapılan seçim aslında bir muhtarlık seçimidir. Demokrat Parti adayı diğer iki CHP'li adayın kat kat üzerinde bir oy alıyor ancak o zamanki kanunlara göre tasnif işleminin yapılması için eski muhtar ve altı azanın sandık başında olması gerekiyor. CHP'li muhtar ve üç aza köyü terk ediyor. Tasnif işlemi de bundan dolayı yapılamıyor. Dönemin valisi köyde seçimleri Demokrat Parti'nin kazandığını öğrenince derhal seçimlerin yenilenmesi kararını veriyor. Arslanköy'e hemen güvenlik güçleri geliyor ve seçimlerin tekrar yapılacağını söylüyor ve köylüden seçim sandığını istiyorlar. Son derece ibretliktir, köylüler, özellikle de köyün kadınları, seçimlerin kurallara uygun şekilde yapıldığını söylüyor ve sandığı vermiyorlar. Köylü kadınlar sandığın önünde siper oluyorlar. Şu ifade çok önemli: 'Sandık bizim namusumuzdur' diyerek seçim sandığını koruyorlar. Güvenlik güçlerince köy kuşatılıyor, sokağa çıkmak yasaklanıyor, sandığa el koyuluyor ve seçim bu şekilde yenileniyor.

Yani seçimde bir yeni yol, yeni adım atılıyor, istisnasız tüm oyların CHP adayına çıktığı ilan ediliyor. Köyün, sandık namusumuzdur diye direnen kadın ve erkekleri de yıllarca idamla yargılanıyor. Kimin dönemi? CHP iktidarının dönemi. Ey CHP zihniyeti, sen kime demokrasi dersi veriyorsun? Önce sen bundan gel nasibini al bakalım. Tarihini bir oku, senin tarihin bu, kara bir tarih. Bu günlere kolay gelmedik. Bu günlere, sandık namusumuz diye direnen, oyuna, iradesine sahip çıkan, işte bu kahramanların, bu hanım kardeşlerimizin gayretiyle geldik. Şimdi kalkıp kadınlarımızı, hanımlarımızı sömürüyorlar."

- Ankara

Kaynak: AA

Son Dakika Güncel AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı - Son Dakika


Advertisement