Özdinç, Türkiye'nin derin bilim girişimlerini pazarda ürüne dönüştürmesini istedi

SER Danışmanlık Genel Müdürü Ömer Özdinç, Türkiye'nin son 5 yılda derin bilim girişimlerini en hızlı artıran orta gelirli ülke olduğunu belirterek bu girişimlerin pazarda satılan ürünlere dönüşmesi gerektiğini söyledi. WIPO endeksinde Türkiye 139 ekonomi arasında 45'inci oldu.
SER Danışmanlık Genel Müdürü Dr. Ömer Özdinç, Türkiye'nin son 5 yılda derin bilim girişimlerini en hızlı artıran orta gelirli ülke olduğunu belirterek, "Bu ivmeyi sürdürmeli ve bu girişimleri pazarda satılan ürünlere dönüştürmeliyiz." dedi.
Dünya Fikri Mülkiyet Örgütünün (WIPO) 2026 Küresel İnovasyon Endeksi'nde Türkiye, 139 ekonomi arasında 45'inci, 35 üst-orta gelir grubu ekonomisi arasında da 4'üncü sırada yer aldı.
Raporda, Türkiye'nin daha çok sanayi odaklı ve maddi olmayan duran varlık yoğun gelişim çizgisi izlediğine işaret edildi.
Türkiye'nin, kendi kategorisinde AR-GE ve fikri mülkiyet alanlarındaki güçlü performansının altı çizilerek sanayi çeşitliliği, endüstriyel tasarım, ticari markalar, araştırma yeteneği ve yükseköğretim alanlarında öne çıkan ülkeler arasında yer aldığı belirtildi.
Ömer Özdinç, rapordaki tespitlerden yola çıkarak Türkiye'nin AR-GE ve inovasyon kapasitesi, özel sektör-üniversite işbirlikleri, endüstriyel tasarım ve yüksek katma değerli üretim, stratejik kamu teşvikleri, fikri mülkiyet haklarının ticarileştirilmesi ve küresel rekabetteki konumuna ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Özdinç, WIPO'nun 2026 Küresel İnovasyon Endeksi'ne göre Türkiye'nin yurt içi sanayi çeşitliliğinde dünyada 5'inci sırada yer aldığına işaret ederek, inovasyon kapasitesinin geliştirilmesi açısından kritik döneme girildiğini vurguladı.
Özdinç, şunlara dikkati çekti:
"Bugüne kadar özel sektörün büyümesi, maliyet avantajına dayanarak iç ve dış talebi mevcut ürünlerin benzerleriyle karşılamak şeklinde oldu. Bu yüzden özel sektör, AR-GE ve inovasyona yeterli önemi vermedi. Üniversitelerle ilişkiler de istenen seviyeye gelemedi. Artık maliyet avantajının yitirildiği yeni dönemde üniversiteler ve teknoparklarıyla kurulacak ilişki, sağlıklı bir AR-GE ve inovasyon faaliyeti için çok daha kritik hale geldi. Umut verici gelişmeler de var. Aynı endekse göre Türkiye, son 5 yılda derin bilim girişimlerini en hızlı artıran orta gelirli ülke oldu. Bu ivmeyi sürdürmeli ve bu girişimleri pazarda satılan ürünlere dönüştürmeliyiz."
Endekse göre Türkiye'nin endüstriyel tasarım tescilinde ve marka başvurularında üst sıralarda yer aldığını belirten Özdinç, tekstil, mobilya ve beyaz eşya gibi son tüketiciyle buluşan ürünlerde önemli bir oyuncu olduğu için endüstriyel tasarım tescilinde de güçlü bir ülke olduğunu söyledi.
"WIPO endeksinde endüstriyel tasarımda dünya 6'ncısı, markada 7'nciyiz." diyen Özdinç, şöyle konuştu:
"Ancak buradaki tasarımların çığır açan, köklü inovatif tasarımlardan çok kademeli iyileştirmeler olduğunu görüyoruz. Daha önce söylediğim sebeplerden dolayı bunun artık değişmesi gerekiyor. Tasarım gücümüzü teknolojiyle, mühendislikle ve özgün ürün fikriyle birleştirebilirsek yüksek katma değerli ihracatta çok daha iddialı olabiliriz."
"Teşvikler yeterli, sorun daha çok stratejik"
Ömer Özdinç, Türkiye'de AR-GE ve tasarım merkezleri ile teknoparklara yönelik teşviklerin yeterli düzeyde olduğunu ancak stratejik hedeflere odaklanan desteklerin etkisinin artırılması gerektiğini ifade etti.
Üniversite-sanayi işbirliğinde ortak hareket etme kültürünün önemine değinen Özdinç, özel sektörün üniversitelerle işbirliğine dayalı yapıya geçmesi gerektiğini söyledi.
Özdinç, şunları dile getirdi:
"Türkiye'de özellikle AR-GE ve tasarım merkezleri ile teknoparklara verilen teşviklerin yeterli olduğunu düşünüyorum. Sorun daha çok stratejik yani misyon odaklı teşviklerin etkisinin sınırlı kalması. Kamunun bu yönde attığı adımlar var ancak arzulanan sonucun oluşması için bu teşviklerin özel sektörü istenen yönde hareket etmeye sevk edecek şekilde güçlendirilmesi ve derinleştirilmesi gerekiyor. İşbirliğine gelince bunun yeni dönemde hem en önemli eksikliğimiz hem de en çok ihtiyaç duyduğumuz yetkinlik olduğunu düşünüyorum. Biraz içe kapanık sanayi kültürümüzün açık ve işbirlikçi kültüre evrilmesi gerekiyor. Bu kültürün yaygınlaşması için de kamu, organize sanayi bölgesi yönetimleri, üniversiteler ve TÜBİTAK gibi güvenilir kurumların aktif rol oynaması lazım."
"Türkiye, fikri mülkiyet alanında uluslararası pazarlarda potansiyelinin altında"
Özdinç, Türkiye'nin fikri mülkiyet alanında iç pazardaki hukuki altyapısında önemli bir eksiklik bulunmadığına ancak uluslararası pazarlarda mevcut potansiyelinin altında kaldığına dikkati çekti.
Özgün ürün geliştirme ve yurt dışında markalaşma tecrübesinin artırılmasının önemine işaret eden Özdinç, şu değerlendirmelerde bulundu:
"İç pazar açısından konuşursak hukuki altyapıda büyük bir eksiklik olduğunu düşünmüyorum. Süreçlerin hızlandırılması ise şart. Uluslararası pazara geldiğimizde Türkiye'nin bu alanda mevcut kapasitesinin altında kaldığını düşünüyorum. Bunda bugüne kadar özgün ürüne odaklanmamış olmamızın ve geliştirdiğimiz teknolojileri yurt dışında markalaştırma tecrübemizin eksik oluşunun rolü büyük. Bu yüzden firmaların pazar stratejisi kabiliyetlerinin gelişmesi çok önemli. Firmaların bu kabiliyetleri yalnızca kendi iç kaynaklarıyla değil bu alanda uzmanlaşmış bir ekosistemden de faydalanarak geliştirmesini sağlamalıyız. Örneğin kamunun ilgili birimlerinin uzmanlaşması ve bu konuda nitelikli bir danışmanlık sektörünün gelişmesi gerekiyor. İçerideki insan kaynağımız bu aşamada yeterli değilse yetenek transferini kolaylaştırarak ve teşvik ederek bu açığı kapatabiliriz."
Fikri mülkiyetin artık sadece koruma aracı olmadığını, finansmana, ortaklığa ve yeni pazarlara açılan kapı olduğunu vurgulayan Özdinç, Türkiye'nin bu alandaki birikimini küresel pazarlara taşıması gerektiğini söyledi.
Ömer Özdinç, şunları kaydetti:
"Bilime dayalı girişimlerin yarısı patent sahibi, diğer girişimlerde bu oran yüzde 15 civarında. Türkiye, bu alanda güçlü bir zemine sahip. Endüstriyel tasarımda ve markada dünyanın ilk 10'undayız, menşe bazında patentte 21. sıradayız. Türkiye, ayrıca sahip olduğu imkanlardan beklenenden fazla inovasyon çıktısı üreten ülkeler arasında. Bir sonraki adım bu birikimi dünyaya taşımak. Uluslararası patent başvurularımızı ve küresel marka değerimizi artırmak için daha fazla mesafe katedebiliriz. Bunun için uluslararası patent başvurularına yönelik destekleri güçlendirmek, teknoloji transfer ofislerini profesyonelleştirmek ve patent ile tasarımı teminat olarak kabul eden finansman modellerini yaygınlaştırmak önemli olur. Firmaların fikri mülkiyet stratejisini ürün geliştirmenin en başında kurgulaması da büyük fark yaratır."
Sizin düşünceleriniz neler ?