Çavuşoğlu: "Ab'nin Bize Dün de İhtiyacı Vardı, Bugün de Var, Yarın da Olacaktır"
Görüntü Dökümü : 8. Büyükelçiler Konferansı Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun açıklamaları 8. Büyükelçiler Konferansı -Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu: "(Göç konusunda Türkiye'ye ihtiyacımız var, dolayısıyla Türkiye ile bugün ilişkilerimizi iyi tutalım, fasıllar açalım, göçmenler için biraz yardım edelim). Bunlar güzel ama bu anlayış doğru bir yaklaşım değil. Kısa vadeli yaklaşımlarla bu iş olmaz. Çünkü AB'nin bize dün de ihtiyacı vardı, bugün de var, yarın da olacaktır" -"Irak, yönetilemeyen bir ülke durumunda.
Görüntü Dökümü :
8. Büyükelçiler Konferansı
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun açıklamaları 8. Büyükelçiler Konferansı
-Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu:
"(Göç konusunda Türkiye'ye ihtiyacımız var, dolayısıyla Türkiye ile bugün ilişkilerimizi iyi tutalım, fasıllar açalım, göçmenler için biraz yardım edelim). Bunlar güzel ama bu anlayış doğru bir yaklaşım değil. Kısa vadeli yaklaşımlarla bu iş olmaz. Çünkü AB'nin bize dün de ihtiyacı vardı, bugün de var, yarın da olacaktır"
-" Irak, yönetilemeyen bir ülke durumunda. Çünkü topraklarının yüzde 30'unu bir terör örgütü işgal ediyor"
-"Maliki'nin dışladığı Sünniler, Kürtler ve diğer halk halen dışlanmış durumda. Irak DAEŞ ile mücadelede başarılı olmak istiyorsa bu dışlanmış kesimlerin desteğini almak zorundadır"
-"DAEŞ ile mücadelede 65 ülke bir koalisyonun içinde. Ancak halen başarılı değil bu koalisyon. Suya düşen yılana sarılır misali umudu YPG'ye bağlamışlar. Yani 'O biraz daha laik' ya da 'Seküler terör örgütü, diğeri radikal' diye YPG'ye sığınmak acizliktir"
-"Rusya'nın Türkiye'ye karşı aldığı kararlar kendisine zarar veriyor"
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, "Göç konusunda Türkiye'ye ihtiyacımız var, dolayısıyla Türkiye ile bugün ilişkilerimizi iyi tutalım, fasıllar açalım, göçmenler için biraz yardım edelim" yaklaşımının yanlışlığına dikkat çekerek "Avrupa Birliğinin (AB) bize dün de ihtiyacı vardı, bugün de var, yarın da olacaktır" dedi.
8. Büyükelçiler Konferansı'nın ikinci ayağı Gaziantep'te, üniversite öğrencileriyle bir araya gelen Çavuşoğlu, Gaziantep Üniversitesi yerleşkesinde "Kriz Yönetimi ve İnsani Çözümler" konulu konferansta konuştu.
Mevlüt Çavuşoğlu, Dışişleri Bakanlığı olarak, her sene, dünyanın dört bir yanından gelen büyükelçileri Ankara'da topladıklarını, hedefleri tespit ederek izlenecek dış politikanın detaylarını ele aldıklarını söyledi. Türkiye olarak çok yönlü ve proaktif bir dış politika izlediklerini belirten Çavuşoğlu, bunun için dünyadaki gelişmeleri çok iyi analiz ve takip etmek gerektiğini söyledi. Komşu bölgelerdeki gelişmeleri de çok yakından tanıdıklarını ve objektif değerlendirmeler yaptıklarını belirtirken, dış politikanın iyi olması için de ekonomik ilişkilerin de iyi olması gerektiğini vurguladı.
Türkiye'nin, sorun ve çatışmaların önlenmesi konusunda da inisiyatif aldığını, terörle mücadele platformlarında aktif görev üstlendiğini aktaran Çavuşoğlu, bunun Türkiye duyulan güvenin bir yansıması olduğunu söyledi.
Çavuşoğlu, Türkiye'nin; İslam İşbirliği Teşkilatının, Nisan ayında yapılacak İslam Zirve Toplantısı'na, BM'nin ilk defa düzenleyeceği İnsani Zirve'ye ev sahipliği yapacağını, Antalya'da az gelişmiş ülkelerin liderlerini ve bakanlarını bir araya getireceğini dile getirdi.
Konuşmasında AB-Türkiye ilişkilerine de değinen Çavuşoğlu, ilişkilerin 60 yılı aşan bir süreç olduğunu, süreç zarfında çifte standartlar, yanlış söylemler, zorluklar olduğunu, son 14 yılda da inişler çıkışlar yaşandığını söyledi.
Mevlüt Çavuşoğlu, şöyle devam etti:
"Biz artık bu inişli çıkışlı süreci istemiyoruz. AB'nin bize konjonktürel bakmasını da istemiyoruz. Çünkü biz AB'ye böyle bakmıyoruz. Stratejik baktığımızı söyledim. Yani 'Göç konusunda Türkiye'ye ihtiyacımız var, dolayısıyla Türkiye ile bugün ilişkilerimizi iyi tutalım, fasıllar açalım, göçmenler için biraz yardım edelim'. Bunlar güzel ama bu anlayış doğru bir yaklaşım değil. Kısa vadeli yaklaşımlarla bu iş olmaz. Çünkü söylediğim gibi AB'nin bize dün de ihtiyacı vardı, bugün de var, yarın da olacaktır."
Çavuşoğlu, AB'nin dış politika, göçmen politikası, genişleme, kurumsal entegrasyon politikası gibi birçok alanda başarısızlık yaşamasına rağmen Türkiye için hala cazibesini korumasının nedeni olarak dünyanın en istikrarlı, en kalkınmış ve en az sorunlu bölgesi olmasını gösterdi.
" Suriye'de öncelikle bataklığın kurutulması gerekiyor"
Bakan Çavuşoğlu, Suriye ve Irak hakkındaki sorulara verdiği yanıtta, Irak'ta durumun hala iç açıcı olmadığını belirterek, "Irak, yönetilemeyen bir ülke durumunda. Çünkü topraklarının yüzde 30'unu bir terör örgütü işgal ediyor. Bugün Bağdat'daki yönetim, Irak halkının güvenini kazanamamıştır. Maliki'nin dışladığı Sünniler, Kürtler ve diğer halk halen dışlanmış durumda. Irak DAEŞ ile mücadelede başarılı olmak istiyorsa bu dışlanmış kesimlerin desteğini almak zorundadır" ifadelerini kullandı.
Başika'daki Türk askerlerinin tam bu noktada DAEŞ ile mücadelede Musul ulusal muhafızlarını eğitmek için orada olduğunu ifade eden Çavuşoğlu, bu durumun yeni olmadığını ancak üçüncü ülkelerin kışkırtması ile bir "gürültü koparıldığını" aktardı.
Irak'ın Türkiye için önemli bir komşu olduğunu aktaran Çavuşoğlu, "Irak'ın bağımsızlığı, toprak ve sınır bütünlüğüne herkesten fazla saygı duyuyoruz. Ama Musul'da bizim başkonsolosluğumuz var ve burada 70 bin Şii milis vardı. Maliki'den kalma sözde Irak ordusuydu bunlar. 2 bin DAEŞ unsuru buraya gelince yarım günde her şeyi bırakıp, tankları, silahları bırakıp gittiler. Biz bir daha Musul riskini alamazdık, elbette asker gönderecektik" dedi.
Suriyede yapılması gereken 2 şey bulunduğunun altını çizen Çavuşoğlu, bunlardan birinin bölgenin DAEŞ'ten ve diğer terör örgütlerinden temizlenmesi olduğunu ancak bu konuda kararlı bir stratejinin bulunduğunu vurguladı.
Çavuşoğlu, "DAEŞ ile mücadelede 65 ülke bir koalisyonun içinde. Ancak halen başarılı değil bu koalisyon. Suya düşen yılana sarılır misali umudu YPG'ye bağlamışlar. Yani 'O biraz daha laik' ya da 'Seküler terör örgütü, diğeri radikal' diye YPG'ye sığınmak acizliktir" dedi.
Türkiye'nin, DAEŞ'e karşı her türlü operasyona katıldığı gibi kendi mücadelesini de verdiğini aktaran Çavuşoğlu, koalisyon içindeki ülkelere de her türlü desteği verdiğini söyledi.
Türkiye'nin, Irak'ta Peşmerge güçlerine de eğitim veren ülkeleri desteklediğini hatırlatan Çavuşoğlu, buna rağmen ortaya ne sonuç çıktığının görüldüğünü, en köklü çözümün "bataklığın kurutulması" olduğunu belirtti.
Bu bataklığı "Esad rejimi" olarak adlandıran Çavuşoğlu, bataklığın kurutulması için sadece askeri çözümün değil siyasi çözüme de ihtiyaç duyulduğunu hatırlattı.
Çavuşoğlu, "Viyana süreci başlatıldı, müsteşarımız Sayın Sinirlioğlu katıldı. New York'dakine ben katıldım. Birtakım kararlar alındı. Riyad'da Suriye muhalefeti toplandı, müzakere heyetini belirledi, koordinatörü belirledi ancak rejim hala bu yükümlülüklerini yerine getirmedi. BMGK kararına göre Esad rejimi de müzakere heyetini belirleyecek ve 6 aylık müzakere süreci başlayacak. Altı aydan sonra da 18 aylık tam yetkili bir geçiş hükümeti kurulacak ve bu süreçte de Esad'ın olmaması gerekiyor. İran gibi Rusya gibi ülkeler Esad'ın hala kalmasından yana çaba sarfediyor. Fransa, İngiltere, Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler, gerçekçi bakan her ülke Esad'ın gitmesini istiyor. Bu siyasi çözüm olmadan bu sorun çözülemez" şeklinde konuştu.
Türkiye'deki Suriyeli sığınmacıların bir süre sonra Avrupa'ya yönelmesini, "bir türlü sağlanamayan siyasi çözümden dolayı umutların kaybolmasına" bağlayan Çavuşoğlu, Suriyeliler için Türkiye'nin birçok şey başardığını ve 8 milyar dolardan fazla bir harcama yaptığını anımsattı.
Ancak Türkiye'nin bu tek başına mücadelesinde yapılamayan şeylerin de olduğunu vurgulayan Çavuşoğlu, Türkiye'ye gelen 455 milyon doların, 8 milyar doların yanında hiçbir şey ifade etmediğini belirtti.
Türkiye'nin, Suriye'deki krizi geçici görüp sorunların kısa sürede biteceğini düşündüğünü ifade eden Çavuşoğlu, sağlık alanında başarılı olunduğunu ancak Suriyeli sığınmacıların yüzde 50'lik kısmına hala eğitim verilemediğini ifade etti. Bu konulara günümüzde ağırlık verildiğini aktaran Çavuşoğlu, Suriyelilerin çalışma izni konusunda kısa sürede sonuç alınacağını belirtti.
DAEŞ'e yönelik operasyonlar
Mevlüt Çavuşoğlu, Sultanahmet'teki terör saldırısının ardından DAEŞ'e yönelik başlatılan operasyonlarda 200'den fazla DAEŞ unsurunun araziden temizlendiğini belirtti.
DAEŞ'i, Türkiye'nin "komşu" olarak göremeyeceğini vurgulayan Çavuşoğlu, "Özellikle PKK'yı da içinde barındıran ve başka amaçlar güden yapılanmaları da YPG'yi de biz bu bölgede komşu olarak görmek istemeyiz. Burada bir koridor oluşturmalarına da müsade etmeyeceğiz" dedi.
Türkmenlere yönelik Türkiye'nin yaptığı yardımlara da değinen Çavuşoğlu, her türlü desteğin devam ettiğini ve bir araya gelinen Türkmen temsilcilerinin, bu destekten memnun olduklarını açıkladı.
İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi
İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi konusundaki bir soru üzerine Çavuşoğlu, Türkiye'nin Mavi Marmara saldırısından sonra bazı şartları öne sürdüğünü, bu şartların yerine getirilmeden bir normalleşmenin olamayacağını hatırlattı.
Çavuşoğlu, şunları kaydetti:
"Mavi Marmara saldırısından sonra biz İsrail'i tüm gücümüzle kınadık. Gazze'ye yönelik ablukaları da kınadık ve buna devlet terörü dedik. İsrail, Filistin'e ve Gazze'ye yönelik olumsuz bir adım attığı zaman yine açıklamalarımızı yapıyor ve kınıyoruz. Ama ilişkilerimizin normalleşmesi için koyduğumuz 3 şarttan birincisi özür dilemesiydi ve bu kabul edildi. Tazminat ve Filistin üzerindeki ambargoların kalkması şartları yerine gelmeden biz İsrail ile ilişkilerimizi normalleştiremeyiz. İsrail ile ilişkilerimiz normalleşti ve İsrail Filistin'e yeni bir saldırı düzenledi, biz susacak mıyız? Hayır, yine tepkimizi vereceğiz. Haksızlık karşısında kim olursa olsun biz hiç susmayacağız ve susanlardan olmayacağız."
Rusya'nın yaptırımlarına karşı Türkiye'nin tutumu
Çavuşoğlu, Türkiye'nin sınırlarını ihlal eden Rus uçağının düşürülmesinin ardından iki ülke ilişkilerinde gelinen noktayı da değerlendirdi.
Rusya'nın, Türkiye'ye karşı aldığı kararların kendisine zarar verdiğini belirten Çavuşoğlu, Türkiye'nin bugüne kadar bir karşı adım atmadığını anlattı.
Türkiye'nin, uçak düşürülmesi konusunda vakar bir davranış sergilediğini ifade eden Çavuşoğlu, "Keşke bu olay olmasaydı, üzüldük ama haklılığımız da ortada. Hiçbir zaman eğilip bükülmedik. Doğruyu söyledik. Tüm dünya da Türkiye'nin bu olgun durumunu takdir ediyor. Bugüne kadar herhangi bir karşı adım atmadık. Rusya kendi halkını cezalandırıyor. Tatil yasağı koyuyor. Bu olmaz, Antalya'ya Rusya'dan gelmezse başka yerden gelir turist. Domatesi orası almazsa almak isteyen şimdi çok ülke var" şeklinde konuştu.
Türkiye'nin, daha önce NATO içinde Rusya'ya karşı alınan yaptırım kararlarına katılmayan tek ülke olduğunu hatırlatan Çavuşoğlu, bunda Türkiye'nin Rusya'ya verdiği önemin etkili olduğunu söyledi.
Bakan Çavuşoğlu, Türkiye'nin Rusya ile ilişkilerini normalleştirmek istemesinin "çekinmekten ya da suçlu olmaktan" ileri gelmediğinin altını çizdi. Çavuşoğlu, "Umarım Rusya'da aklı selimlik hakim olur ve eski günlere döneriz. Ancak biz yine de alınacak tedbirler konusunda hazırlıksız değiliz. Hem mağdur olan vatandaşlarımızın mağduriyetini gidermek için hazırlığımız var ve adımlarımızı attık hem de Rusya'ya karşı alabileceğimiz tedbirleri de görüştük hazır, gerektiği zaman bu adımı atabiliriz. Ama bizim arzumuz bunlara gerek kalmaması" ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin komşuları ile ilişkileri
"Türkiye'nin komşuları ile ilişkilerinin kötü olmasının kaynağı" ile ilgili soruya karşılık Çavuşoğlu, bazı ülkelerle tarihten kalma sorunların bulunduğunu ve Türkiye'nin yaklaşımlarını bu gibi sorunların belirlediğini söyledi.
Çavuşoğlu, Ermenistan ile ilişkilerin normalleşemediğini hatırlatarak, Azerbaycan meselesinin doğrudan Türkiye'nin meselesi olduğunu, Ermenistan'ın, Azerbaycan'ın topraklarının yüzde 20'sini işgal ettiğini ve Karabağ problemi varken bu ilişkilerin düzelemeyeceğini belirtti.
Bakan Çavuşoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
"Şimdi böyle sorunlar ortadayken ilişkileri normalleştirmeyi beklemek gerçekçi bir yaklaşım olmaz. 'Suriye ile ilişkilerimiz iyiydi, ne oldu' deniyor. Biz Esad'ın Nusayri olduğunu bilmiyor muyduk? Biliyorduk ancak biz mezhep ayrımı yapmadık. Şu anda biz mezhep ayrımcılığının sonuçlarını görüyoruz. Mezhepçilik, dinler arası savaşdan daha tehlikelidir. Şii - Sünni çatışmalarına izin veremeyiz. Ama kendi halkına kimyasal silah kullanan, katleden, varil bombası atan bir rejimle iyi geçinmemiz bize yakışmaz. Şimdi komşumuz Suriye ile ilişkilerimizin kötü olması bizden mi kaynaklanıyor? Amerika, Irak'ı Maliki'ye devrederken çok söyledik. 'Bu adam Irak'ı felakete sürükleyecek, mezhepçilik yapacak' dedik. Ancak bunlara kulak verilmedi. Şimdi böyle bir anlayış içinde olan bir yönetimle iyi ilişkiler kurmak mümkün mü? Gürcistan ile neden bir sorunumuz yok? Rusya ile ilişkilerimiz, uçağın düşürülmesine kadar da çok iyiydi. Yunanistan ile Ege'de sorunumuz evet var ama tüm bunları kendi aramızda görüşmelerle bunları istişare edebiliyor ve mesafeler katedebiliyoruz. İran konusunda ise biz yeri geliyor bu mezhepçi tutumlarını desteklemediğimizi yüzlerine söylüyoruz ama diğer yandan da ilişkilerimizde dengeli ve adil oluyoruz. Dolayısıyla bizim komşularımızla bir problemimiz yok. Komşularla yüzde yüz ilişkilerimiz iyi olacak diye bir şey yok ama oluşan sorunların sistematik bir duruma gelmesi bizim sorumluluğumuz değil."
Gaziantep Üniversitesi Rektörü Coşkun
Öte yandan, Gaziantep Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Yavuz Coşkun, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nu takdimi sırasında "Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi" tarafından yayımlanan bildiriye tepkisini dile getirdi.
Aydınlanmanın ve onun ayrılmaz bir parçası olan akademi kurumunun sorumluluğunun, fildişi kulelerden söylem geliştirmek ve operasyonel bir yaklaşım icra etmek olmadığını ifade eden Coşkun, "Aydınlanma, insanı en haysiyetsiz şekilde öldürmeyi metot edinmiş, topluma korku salan terör eylemlerini kutsama, yok sayma, en azından görmezden gelmek hiç değildir" diye konuştu.
Coşkun, aydınlanmanın; "devleti katil sıfatı ile nitelendirmek, katliam yapıyor şeklinde alçaltmak" olmadığı gibi "siyasetten öç alma", "ucuz, irtifa kaybetmiş, işportacı söylemleri dile getirme de olmadığını" söyledi.
Mehmet Yavuz Coşkun, nerede meydana gelirse gelsin terör eylemlerinin tamamını kınadığını belirterek, "Farklı söylem ve görüşlere, farklı duruşlara evet ama asla seviye kaybetmeden, etik zemini zedelemeden olmalı" dedi. Coşkun, herkesi aynı kalıba sokmak gibi bir sevdanın peşinde olmadıklarının altını çizdi.