İş Yatırım (2): "2010'da Ekonomik Büyüme Yüzde 4.3, Dolar Kuru 1.55 ve Borsa 61 Bin Olur" - Son Dakika
Son Dakika Logo

İş Yatırım (2): "2010'da Ekonomik Büyüme Yüzde 4.3, Dolar Kuru 1.55 ve Borsa 61 Bin Olur"

İş Yatırım (2): "2010\'da Ekonomik Büyüme Yüzde 4.3, Dolar Kuru 1.55 ve Borsa 61 Bin Olur"
20.01.2010 15:17

İş Yatırım, Yaptığı Makro Ekonomik Tahminler Çerçevesinde, Enflasyonun Üretici Fiyatlarıyla 2010'da Yüzde 6.5 Olarak Gerçekleşeceğini, İşsizliğin Yüzde 14.7 Düzeyinde Kalacağını, Dış Ticaret Açığının 45 Milyar Dolar Olacağını Gösteriyor. 2009 İçin 12 Milyar Dolar Olarak Tahmin Edilen Cari İşlemler Açığının da Bu Yıl 21 Milyar Dolara Yükseleceğini Öngördü.

İş Yatırım 2010 Strateji Raporu'na göre Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) IMF ile anlaşmanın olmadığı baz senaryoda yüzde 4.3'lük reel bir büyümeyle 1 katrilyon 59 milyar TL, yabancı para cinsinden de 679 milyar dolarlık bir büyüklüğe çıkacak. İş Yatırım yaptığı makro ekonomik tahminler çerçevesinde, enflasyonun üretici fiyatlarıyla (ÜFE) 2010'da yüzde 6.5 olarak gerçekleşeceğini, işsizliğin yüzde 14.7 düzeyinde kalacağını, dış ticaret açığının 45 milyar dolar olacağını gösteriyor. 2009 için 12 milyar dolar olarak tahmin edilen cari işlemler açığının da bu yıl 21 milyar dolara yükseleceğini öngördü.

İş Yatırım uzmanları Türkiye'ye 2010 yılında portföy yatırımlarının girmeye devam edeceğini ve bu rakamın 5 milyar dolar olarak tahmin edildiğini, özelleştirmelerle birlikte doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının da 6 milyar dolar olarak beklendiğini belirttiler. İş Yatırım'ın değerlendirmesinde bankaların Hazine finansmanında ana fon kaynağı olmaya devam edecekleri belirtilerek " 2010 yılında faiz dışı dengenin yaklaşık 5 milyar TL açık vermesini ve özelleştirme gelirlerinin Hazine'nin varsayımlarının üzerinde gerçekleşmesini bekliyoruz. Bu varsayımlarla Hazine'nin 2010 yılında yaklaşık olarak yüzde 98,3 oranında iç borç çevirmesi öngörülüyor.Borçlanmanın büyük bir kısmının sene başında gerçekleşmesini ve böylece yılın geri kalanı için Hazine'nin elini rahatlatmasını bekliyoruz" denildi.

2010 yılında bankaların mevduat portföylerinin yüzde 11, kredi portföylerinin ise yüzde 17 büyümesini öngören İş Yatırım, bankaların mevcut likiditelerini de göz önünde bulundurunca 2010 yılında bono alımına devam etmelerini ve menkul kıymet portföylerinin 40,4 milyar TL artmasının beklendiğini kaydetti. Reel getirilerin diğer gelişmekte olan ülkelere göre cazip olmadığına dikkat çeken İş Yatırım, yabancı yatırımcıların devlet iç borçlanma senetlerini (DIBS) stoku içerisindeki payının 2009 başında yüzde 11,5 iken Aralık ayı itibariyle yüzde 7,9'a gerilediğini ve önümüzdeki dönemde faiz artışlarının gündeme gelmesi ve yabancı yatırımcılara stopaj uygulanma ihtimali nedeniyle yabancı ilgisinin 2010 yılında da düşük kalacağı öngörüsünde bulundu.

İş Yatırım'ın 2010 yılı Stratejisi, ana başlıklar olarak şu değerlendirmeleri içeriyor:

-DÜNYA EKONOMİSİNDE HIZLI BİR BÜYÜME DÖNEMİ-

Dünya ekonomisinde 2009 yılının üçüncü çeyreğinden itibaren eşanlı bir toparlanma başladı. Hükümet harcamalarındaki rekor artış ve ucuz finansman imkanları dünya ekonomisine can verdi. Güvenin tesis edilmesiyle birlikte tüketimin canlandığı, şirketlerin stoklarını yerine koymak için üretimi hızla artırdığı bir büyüme dönemi başladı. Ancak yüksek işsizlik, aşırı borç, atıl kapasite ve batık varlıklar nedeniyle gelişmiş ülkelerdeki büyüme halen kırılgan bir yapıda. 2009 yılı küresel krize karşı dünya genelinde eşanlı olarak genişleyici para ve maliye politikaları uygulanan bir dönemdi. 2010 yılı büyüme ve enflasyon performanslarına bağlı olarak ülkelerin ekonomi politikalarını münferit olarak normalleştirecekleri bir dönem olacak. Büyümeleri düşük ve bankacılık sistemleri zayıf olan ülkeler genişleyici ekonomik politikaları daha uzun süre sürdürmek durumunda kalacak.

-GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELER BÜYÜMENİN İTİCİ GÜCÜ-

Gelişmekte olan ülkeler ABD ekonomisinin yarattığı boşluğu doldurarak küresel büyümenin itici gücü haline geldi. Borçluluğun düşüklüğü, bankacılık sektörünün güçlü olması ve iç tasarrufların yüksekliği gelişmekte olan ülkelerin küresel durgunluktan daha hızlı çıkmalarını sağladı. 2010 yılında Asya ve Güney Amerika'daki gelişmekte olan ülkelerin ve emtia ihracatçılarının hızlı büyümesi bekleniyor. Gelişmekte olan ülkeler arasında Çin, Hindistan, Rusya ve Brezilya özellikle öne çıkıyor.

-ENFLASYONİST BASKILAR-

2010 yılında enflasyonun gelişmiş ülkeler için bir tehdit oluşturması beklenmiyor. İşsizliğin yüksekliği ve atıl kapasitenin fazlalığının maliyetlerdeki olası artışların enflasyon üzerindeki etkisini sınırlayacağı tahmin ediliyor. Hızlı büyüme nedeniyle kaynak kullanımı yüksek Asya ve Güney Amerika'daki gelişmekte olan ülkelerde enflasyonun artması bekleniyor. Enflasyon sepetlerinde emtia ve gıdanın ağırlığının yüksek olması gelişmekte olan ülkeleri arz kaynaklı enflasyon şoklarına karşı daha duyarlı yapıyor. Paraları değer kazanan gelişmekte olan ülkeler arz kaynaklı şoklara karşı daha dirençli olacak.

-FAIZ ARTIRIMLARI BEKLENTİSİ-

G3 merkez bankalarının arz yönlü şoklara karşı para politikalarını uzun süre gevşek tutmaya devam etmeleri bekleniyor. Buna rağmen orta ve uzun vadeli faizler üzerideki baskı artacak. Borç dinamiklerindeki bozulma gelişmiş ülkelerde kamu borçlanma maliyetlerini yukarı çekecek.

Büyümenin güçlü olduğu Asya ve Güney Amerika'da gelişmekte olan ülkeler politika faizlerini G7 ülkelerine göre daha çabuk artırmak zorunda kalacaklar. Hindistan, Brezilya ve Endonezya'nın 2010'un ilk yarısında, Güney Afrika Cumhuriyeti ve Tayland'ın 2010'un ikinci yarısında faiz artırmak zorunda kalacağı tahmin ediliyor. Küresel konjonktür emtia ve gıda fiyatlarındaki artış yoluyla 2010 yılında gelişmekte olan ülkelerdeki enflasyon görünümünü bozuyor. Türkiye özelinde buna ek olarak bütçe dengeleri gözetilerek yapılan yukarı yönlü vergi ve fiyat ayarlamaları fiyat istikrarının önünde bir tehdit oluşturuyor. Çıktı açığının yüksekliğine rağmen enflasyon görünümündeki bozulma nedeniyle Merkez Bankası'nın 2010 Eylül ayından itibaren faiz artırımlarına başlayabileceğine inanıyoruz. Bu nedenle baz senaryomuzu 2010-2012 döneminde Merkez Bankası'nın faizleri 450 baz puan artırması üzerine kurduk. Buna rağmen ilgili dönemde enflasyonun Merkez Bankası'nın hedefinin ortalama 1,5 puan üzerinde kalmasını bekliyoruz.

-TÜRKİYE KÜRESEL SERMAYE İÇİNCAZİBE MERKEZİ-

EPFR Global şirketinin çalışmasına göre gelişmekte olan ülke hisse senedi fonlarına para girişi 2009 yılında 80 milyar dolar ile 2007 yılındaki zirveye göre 25 milyar dolardan fazla arttı. Hızlı büyüme ve yükselen faizler nedeniyle 2010 yılında küresel sermayenin portföy tercihlerinde gelişmekte olan ülkelerin ağırlığının artmaya devam etmesi bekleniyor. Türkiye ise 2009 yılında dünya piyasalarındaki yükselişten en çok faydalanan ülkelerden birisi oldu. Ekonomide yaşanan şiddetli küçülmeye rağmen IMKB dünya piyasalarının çok üzerinde getiri sağladı. Bütçe açıklarındaki şiddetli artışa rağmen tahvil faizleri tarihi olarak gördüğü en düşük seviyelere geriledi. Merkez Bankası'nın politika faizlerinde 10 puanın üzerinde indirim yapması ve güçlü bankacılık sektörü Türkiye piyasalarının dünyanın çok üzerinde performans göstermesini sağlayan temel nedenlerdi.

-HIZLI BÜYÜME DÖNEMİ-

Dışa açık olmamız ve uluslararası finansman ihtiyacımızın yüksekliği nedeniyle dünya ekonomisindeki canlanma ve küresel risk iştahındaki Türkiye'nin büyümesini yukarı çekecek. Düşük baz yılı etkisi, iç talepteki artış ve stokların normal seviyesine dönmesiyle Türkiye'nin 2010 yılında yüzde 4.3, 2011 yılında yüzde 5 büyümesi bekleniyor. Hane halkının borcunun düşüklüğü ve bankacılık sektörünün güçlü olması büyümeye destek veren başlıca yapısal faktörleri oluşturuyor. Buna karşı işsizliğin yüksekliği ve Avrupa'daki canlanmanın kırılganlığı potansiyel büyüme hızımızın altında kalmamıza neden olacak. Türkiye ekonomisi 2007 yılındaki büyüklüklerine ancak 2011 yılında ulaşabilecek.

-SEÇİM HARCAMALARINDAKİ OLASI ARTIŞIN RİSKLERİ-

Türkiye'nin bütçe dinamikleri 2009 yılında önemli boyutta bozuldu. 2010 yılında ekonominin canlanmasına paralel bütçe performansında sınırlı bir iyileşme bekliyoruz.

2011 genel seçimleri öncesinde kamu harcamalarındaki artış bütçe dengelerindeki iyileşmeyi sınırlayacak bir risk olarak öne çıkıyor. Seçim harcamalarının bütçe performansını bozarak kamu borç dinamiklerinde yapacağı tahribat sınırlı boyutta kalacak. 2002-2007 döneminde kamu borç dinamiklerinde önemli iyileşme sağlandı. Bu nedenle seçim harcamalarındaki artış ve durgunluğa rağmen borçluluk oranları tehlike bölgesinin çok altında seyrediyor. Kamu harcamalarındaki artışın ekonomi üzerinde yapacağı asıl tahribat borç dinamikleri üzerinde değil enflasyon cephesinde görülecek.

-IMF İLE ANLAŞMA-

Bahsedilen risklere rağmen Türkiye ekonomisinin uzun dönemli rotasını sürdürebilmesi için güçlü bir çıpaya ihtiyacı var. Hükümet'in açıkladığı, 2011 yılında mali kural getirilmesini de içeren, Orta Vadeli Mali Program bu konuda atılmış önemli bir adım. Ancak hedeflerin düşüklüğü ve detaylar konusundaki belirsizlikler açıklanan programın piyasalar üzerindeki etkisini sınırladı. Orta Vadeli Program'ın Türkiye için bir çıpa görevini üstlenmesi için IMF ile yapılacak bir anlaşma sonrasında ek önlemler alınması gerekiyor.

IMF anlaşması için şartlar olgunlaştı, son söz Hükümetin.IMF ile yapılacak bir orta vadeli bir programla güven tazelemenin Türkiye'nin potansiyel büyüme hızını artırmak için doğru bir strateji olduğuna inanıyoruz. Olası bir programın Türkiye'nin risk primini düşürmesini, sermaye girişlerini artırmasını, iş dünyasının güvenini desteklemesini ve ekonomik büyümeyi artırmasını bekliyoruz. Programın doğru olarak uygulanması Türkiye'nin kredi notunun yatırım yapılabilir seviyesine yükselmesini, Merkez Bankası'nın para politikasını sıkılaştırmaya daha geç başlamasını ve faiz artırımlarının boyutunun daha sınırlı olmasını sağlayabilir. Ama bu konuda pazarlıkların bir yılı aşkın süredir devam etmesi nedeniyle IMF ile anlaşma yakında tamamlanır diyemiyoruz. Bu nedenle 2010 yılı stratejimizi IMF ile anlaşma yapılmayan bir baz senaryo üzerine kurduk.

-TÜRK LİRASI CAZİBESİNİ KORUYACAK-

Küresel konjonktürün gelişmekte olan ülke piyasalarına para girişini desteklediğine inanıyoruz. Hızlı büyüme ve faiz oranlarındaki olası yükseliş Türk lirasını 2010 yılında da cazip kılmaya devam edecek. 2010 yılında kredi notumuzda yaşabilecek olası artışlar Türk lirasındaki yükselişi destekleyecek. IMF ile anlaşmanın son anda direkten dönmesi durumunda Türk lirasında kısa süreli bir satış baskısı yaşanabilir. Ancak yerleşik yatırımcıların dövizde satış yönünde olması Türk lirasındaki baskının kısa süreli olmasını sağlayacaktır.

-BORSA İÇİN 61 BİN HEDEF DEĞER-

İMKB Aralık başından bu yana yüzde 18 yükselerek gelişmekte olan ülkelerin 17 puan üzerinde getiri sağladı. Büyüme tahminlerimizdeki artışa paralel İMKB için hedef değerimizi 61 bin seviyesine yükseltmemize rağmen borsanın önümüzdeki 12 ay için artış potansiyeli yüzde 12'ye geriledi. Küresel risk iştahındaki artış ve IMF beklentileriyle borsadaki yükselişin kısa vadede devam edeceğine inanıyoruz. Buna rağmen artış potansiyelinin sınırlı olması nedeniyle borsadaki gerilemelerin alış fırsatı olarak kullanıldığı "biriktir" görüşümüzü koruyoruz. (ANKA/SÜRECEK)

(NÇ/ES/BÜN)

Kaynak: ANKA

Son Dakika Güncel İş Yatırım (2): '2010'da Ekonomik Büyüme Yüzde 4.3, Dolar Kuru 1.55 ve Borsa 61 Bin Olur' - Son Dakika


Advertisement