(İSTANBUL) - CHP Sözcüsü Zeynel Emre, CHP'nin tutuklu cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun başvurusu sonrasında AİHM'in sorduğu sorulara ilişkin, "Burada beşinci ve altıncı sormuş olduğu soruya baktığınız zaman, bir defa politik amaçlı tutuklama iddiası ve davanın siyasi niteliğini irdelediğini görüyorsunuz. Sayın İmamoğlu'nun cumhurbaşkanlığı adaylığı süreci, seçme-seçilme hakkına yönelik müdahale konusunda da bir sorgulama yaptığını görüyoruz. Esasında başından beri bizim ortaya koyduğumuz tezin doğruluğu bir yönüyle de burada ortaya çıkmış oluyor" dedi.
CHP Parti Sözcüsü Zeynel Emre, CHP Genel Başkanlık İstanbul Çalışma Ofisi'nde basın toplantısı düzenledi. Emre, şunları kaydetti:
"Ankara İl Başkanımız Ümit Erkol da tıpkı diğer seçilmişler, partimizin diğer yetkilileri gibi büyük bir kumpasa uğrayarak tutuklandı. Ülkemiz karanlık bir süreçten geçmektedir. Bildiğimiz ceza hukukunun temel ilkeleri anlamında geçerliliği olmayan, soyut iddialara dayalı, somut delillerin bulunmadığı dosyalarla karşı karşıyayız. Kimse bu yaşanan süreci normal bir yargılama gibi değerlendirmemizi beklemesin. Bu tüm vatandaşlarımız da görüyor ki eline geçirdikleri yargıyla birlikte biz ona AK Parti'nin yargı kolları diyoruz, bütün gücüyle CHP'nin kurumsal kimliğini ortadan kaldırmak, seçilmişlerin iradesini, halkın umudunu kırmak maksadıyla yapılan seri operasyonlardır. Türkiye'de kooperatif davasından gidin, bakın; tutuklu dahi bulamazsınız. Böylesine önemli pozisyonda bulunan kimseleri siyaseten saf dışı bırakmak için yapılan operasyonlar karşısında dimdik durmaya devam edeceğiz. CHP ölümü göze alanların partisidir. CHP savaş meydanlarında kurulmuştur. CHP Kuvayı Milliye ruhudur. Lideri Mustafa Kemal Atatürk 41 kez suikastla karşılaşmasına rağmen inandığı yoldan dönmemiştir. Biz de inandığımız yoldan yürümeye kararlılıkla devam edeceğiz."
Biz davaların siyasi olduğunu söylüyoruz. Biliyorsunuz, geçtiğimiz günlerde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) Sayın İmamoğlu'nun başvurusu sonrasında AİHM'in bir değerlendirmesi oldu. Öncelikli inceleme kararı aldı. Sormuş olduğu altı sorunun dördü, benzer durumlarda sormuş olduğu matbu sorulardır. Burada beşinci ve altıncı sormuş olduğu soruya baktığınız zaman, bir defa politik amaçlı tutuklama iddiası ve davanın siyasi niteliğini irdelediğini görüyorsunuz. ve yine Sayın İmamoğlu'nun cumhurbaşkanlığı adaylığı süreci, seçme-seçilme hakkına yönelik müdahale konusunda sorgulama yaptığını görüyoruz. Esasında başından beri ortaya koyduğumuz tezin doğruluğu bir yönüyle ortaya çıkmış oluyor. Bu sorulara cevap verdikten sonra bir ihlal kararı vermesi muhtemeldir. Görünen odur. Türkiye, uzunca bir süredir AİHM ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının bağlayıcılığına rğmen tanınmamasından kaynaklı ciddi maddi ve manevi zararlara uğramaktadır. Biz buradan iyi bir karar, hakkaniyetli bir karar çıkmasını ve bu kararın Anayasa 90'da yazdığı şekliyle bizim açımızdan bağlayıcı olduğunun altını çizelim. ve bunu da takip ettiğimizi belirtelim.
"O kadar çok şey satıldı ki sıra otoyollara, ormanlara, milli parklara geldi"CHP olarak büyük saldırılar altındayız. Buna karşın vatandaşımızın gerçek gündemini söylemekten geri durmayacağız. Vatandaşımız yoksullukla boğuşuyor. Vatandaşımız çocuklarının geleceğini, eğitimini düşünüyor. Bir yandan ülkesinin madenlerinin, ormanlarının, ta Cumhuriyet döneminden kalma mallarının nasıl peşkeş çekildiğini görüyor. O kadar çok şey satıldı ki sıra otoyollara, ormanlara, milli parklara geldi. Buraları satmak istiyorlar. Geçtiğimiz gün, Sayın Erdoğan'ın bir açıklaması var, evlere şenlik. Diyor ki 'Bizim gündemimizde seçim yok. Türkiye'yi çok uluslu şirketler için bölgesel yönetim merkezi olarak güçlü bir şekilde konumlandırmak için yoğun çaba sarf ediyoruz.' Bu açıklamadan şunu anlayamıyoruz. Bizim ülkemize fabrika mı yapılacak, yatırım mı yapılacak? Katma değeri yüksek ürünler mi üretilecek bu ülkede? Bu ülkedeki işsizliğin son bulması için çeşitli hamlelerde mi bulunulacak? Üretim ekonomisine mi geçeceğiz?
"Erdoğan'ın elini sıktığı CEO, Katil Netanyahu'nun ve onun destekçilerinin yanında yer almıştır"Sayın Erdoğan'ın bu sözleriyle birlikte ülkeyi uluslararası sermayeye peşkeş çekmenin itirafının olduğunu görüyoruz. Çünkü aynı hafta kiminle fotoğraf vermiş? BlackRock'un CEO'su ile. Dünyanın en büyük fonlarından biri. Bu şirket dünyayı sömüren şirketlerin başında geliyor. 'Bu şirketin en önemli özelliklerinden biri ne' derseniz İsrail'e verdiği destektir. Tayyip Erdoğan'ın elini sıktığı bu CEO, mazlum Filistin halkının yanında değil; Katil Netanyahu'nun ve onun destekçilerinin yanında yer almıştır. İliç'te maden faciasının yaşandığı Kanada merkezli şirketin en büyük hissedarı BlackRock.
"Son bir haftada Yalova'nın yaklaşık iki kat daha fazla bir orman arazisimadencilik faaliyetine açıldı"Gümüşhane'nin toplam yüzölçümünün yüzde 93'üne madencilik ruhsatı verilmiş. Kütahya yüzde 92. Giresun yüzde 85. Uşak yüzde 80. Çanakkale ve Balıkesir yüzde 79. Muğla ormanlarının yüzde 65'i, Ordu'da koruma alanlarının yüzde 91'i, Erzincan ve Tunceli'deki meraların yüzde 66'sı ve ormanların yüzde 52'si için madencilik ruhsatı verildiği tespit ediliyor. Sadece son bir haftada Yalova'nın yaklaşık iki kat daha fazla bir alanının orman arazisinin madencilik faaliyeti için açıldığını görüyorsunuz. Bu normal midir? Hangi ülkede bu düzeyde bir yağma gerçekleşmektedir?
Muğla Akbelen'de linyit kömürü için doğayı niye katlediyorsunuz? Siz kendi ülkenize niye böyle düşmanlık yapıyorsunuz? Ormanları yok ediyorsunuz, orada bunun mücadelesini veren Esra Işık'ı tutukluyorsunuz. Başar Aksu'yu tutukluyorsunuz. Almanya'yı linyit kömüründen çıktığı için övgüyle bahsediyorsunuz. Aynısını siz doğayı katledecek bir şekilde yapıyorsunuz.
"Çeyrek asırdır süren bu talan düzenini elbette sizlerle birlikte sonlandıracağız"Biz çeyrek asırdır süren bu talan düzenini elbette sizlerle birlikte sonlandıracağız. Genel Başkanımız mitinglerde, grup toplantısında ifade ediyor. Belki bu yolda acı çekeceğiz, üzüntü duyacağız. Belki daha fazla kumpaslarla karşı karşıya kalacağız. Ama hiçbir otoriter dönemin karanlık düzeni bir ömür boyu gitmeyeceği dünya tarihi bize göstermiştir. Ülkemiz ise ta Cumhuriyet öncesine dayanan parlamento geleneğine sahip bir ülkedir. Dolayısıyla biz bir aydınlanma dönemi geçirmişiz, devrimler geçirmişiz. Bu saatten sonra bu ülke, bir tek adam düzeniyle yönetilemez.
"Bizim Cumhurbaşkanı'nın yaptığı açıklamayla İspanya Başbakanı'nın yapmış olduğu açıklamaya arasındaki farka bakın"Bölgemiz ateş çemberi. ABD ve İsrail'in İran'a yönelik haksız bir saldırısı oldu. Bundan kaynaklı enerji fiyatlarında ciddi artışlar oldu. Şimdi orada bir müzakere süreci var. Bu müzakere sürecinin önce ülkemizde yapılacağı söylenmişti. Ülkemizin dünyadaki itibarı için önemlidir. Ama görüyorsunuz, görüşmeler önce Umman'da yapıldı. Sonra Pakistan'ın öncülüğünde yapıldı. Burada biz yokuz. Türkiye olarak bizim burada daha öncü bir rol oynamamız lazımdı. Ancak tabii ülkemizin dış politikası, uzun yıllardır ciddi şekilde savruluyor. Atanan büyükelçiler hariciye geleneğinin dışında, AK Parti'nin kendi yandaşlarına kadro ayarlamak amacıyla kullandığı, yüksek maaşlar aldığı kıymetli makamlar olarak görülüyor. Bir geçici ateşkes oluştu. Bu ateşkesten sonra, hakikaten ibretlik, bugün Türkiye, İran komşu. Tarihsel olarak ortak geçmişimiz var, yaşanmışlıklar var. Bizim ülkemizin Cumhurbaşkanı'nın yaptığı açıklamayla İspanya Başbakanı'nın yapmış olduğu açıklamaya bakın. Aradaki farka, aradaki duyguya baktığınız zaman hakikaten bizdeki içler acısı. Sayın Erdoğan, ne Trump'a tek kelime ediyor ne Netanyhu'ya ne Amerika'ya ne İsrail'e. Ortadan ortadan açıklamalar yaptığını görüyoruz."
"Siz böyle fotoğraf verirseniz, sizi kim ciddiye alır dünyada"Konuşmasına Tahran Büyükelçisi ve Dışişleri Bakan Yardımcısı'nın fotoğraflarını göstererek devam eden Emre, şunları söyledi:
"Niye biz dış politikada ciddiye alınmıyoruz? Geçtiğimiz günlerde Tahran Büyükelçisi, Urumiye Başkonsolosluğu'nu ziyaret ediyor. Bir ülkedeki, bizi dışarıda temsil eden büyükelçi gittiği ülkede Türkiye Cumhuriyeti devletidir. O muameleyi görür. Kot pantolon, deri ceket giymiş. Böylesine bir dünya konjonktüründe vermiş olduğu fotoğrafa bakın. Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Yakışıyor mu bu? Monşer diye aşağılıyordunuz önceki dönemdeki büyükelçileri. Dışişleri Bakan Yardımcısı, ateş çemberindeyiz onun hali de bu. Böyle televizyona katılıyor. Yani siz böyle fotoğraf verirseniz, sizi kim ciddiye alır dünyada? Hiçbir ciddiyetiniz kalmaz. Ama zararı 85 milyon görüyoruz. Orta Doğu'daki 13 büyükelçinin 11'i evlere şenlik; eş, dost, akraba...
"Askeri sağlık sistemini, CHP iktidarında muhakkak yeniden kuracağız"Bu ülkeye çok zarar verdi AK Parti iktidarı. AK Parti ülkeye FETÖ belasını bela etti. Darbe girişimi yaşadık, ciddi zararlar yaşadık. Geçmiş kumpaslarda birlikte bu ülkenin aydınlarına, akademisyenlerine, askerlerine büyük kumpaslar kuruldu. Darbe girişiminden sonra da ülkenin güzide kurumlarından biri olan GATA, FETÖ bahanesiyle kapatıldı. Halbuki devletin kurumlarının içinde yanlış unsurlar varsa bunları ayıklarsınız. Ama askeriyedeki sağlık sistemi olmazsa olmazdır. Çünkü savaşta asıl olan ateş altında yaşatabilmektir. Altın saatler değil, altın dakikalar söz konusudur. O nedenle muharebe sırasında askeri sağlık sistemi, savunma sisteminin görünmeyen zırhlıdır. NATO içinde bu kadar yüksek hareket kabiliyetine sahip ve bir askeri sağlık sistemi olmayan tek ülke pozisyonundayız. Bu kabul edilebilir değildir. Çünkü oradaki sağlık personeli askeri eğitim almıştır. Askerdir, zor koşullarda dayanıklılığa, çalışmaya, mücadeleye, çatışmaya hepsine hazırdır. ve bu tek bir unsurdan ibaret değildir. Bakın, savaş cerrahisi, travmatoloji, psikolojik dayanıklılık, taktik tıp konularında eğitim almış kimselerdir. Bu ülkemiz için ihtiyaçtır. Yani biz buradan CHP olarak söyleyelim: Askeri sağlık sistemini, CHP iktidarında muhakkak yeniden kuracağız. Bu alandaki açığı kapatacağız.
"Bir ülkenin beşte biri şüpheli olur mu"Reşit insanları düşünün, 55-60 milyon civarı. 16 milyon 73 bin kişinin adı soruşturma dosyasında geçmiş. Bazılarının birden fazla soruşturma dosyasında var. Bir ülkenin beşte biri şüpheli olur mu? Beşte biri şüpheli olan bir ülke ayakta kalabilir mi? Mal varlığına karşı işlenen suçlardan çok büyük artış var. Hırsızlıkta artış var. Mala zarar vermede, yağmada, uyuşturucuda artış var. Hürriyete karşı suçlarda, tehditte artış var. Hakaret suçlarında, yani vücut dokunulmazlığı ihlal suçu 1 milyon 39 bin 516 kişi.
"Enkazdan kurtuluşun yolu sandıktır"Alacak-verecek icra dosyasına baktığımız zaman yeni açılanlarla birlikte 2025 yılında önceden devredilen toplam rakam 35 milyon 284 bin 34 dosya. Böyle bir rakam tespit edilmiş değil. Her alanda artış var. Siz diğer davalarla, bu icra iflasları birleştiğinizde 58 milyon yetişkin nüfusunun olduğu bir yerde, herkes mahkemelik, herkes icralık, herkesin soruşturma dosyalarında adı geçiyor, herkes yargılanıyor. Böyle bir ülkede açıktır ki çeyrek yüzyıl sonunda yönetememiş, iflas etmiş, ülkeyi batırmış, ciddi zarara uğratmış, gerek sosyal açıdan gerek ekonomik açıdan büyük tahribat vermiş bir iktidar var. Büyük bir enkaz var. Bu enkazdan nasıl kurtuluruz dediğimizde, bu enkazdan kurtuluşun yolu sandıktır. ve bu sandığın en kısa sürede gelmesi için CHP olarak mücadele etmeye devam edeceğiz. Elbette günün sonunda sizlerle birlikte halkın iktidarını kuracağız ve Türkiye hak ettiği şekilde yönetilecektir."
"Orban'ın da orada hep kalmayacağı aşikardı,dünyadaki diğer otoriter liderler de kalamayacaktır"Emre, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Emre, Macaristan seçimleriyle ilgili soruya şu yanıtı verdi:
"Hiçbir otokrat, hiçbir baskıcı düzen uzun süreli dayanamaz. Geniş bir tarih içinde düşündüğümüzde, aslında bir virgül, bir nokta olarak gelip geçer. Ama o dönem içerisinde yaşattığı acılar olur, verdiği kayıplar olur, insanlara çektirdiği sıkıntılar olur. O nedenle Orban'ın da orada hep kalmayacağı aşikardı, dünyadaki diğer otoriter liderler de kalamayacaktır. Büyük farkla sonuçlandı. Her türlü baskıcı düzene, haksızlığa karşı büyük farkla halk sandıkta dersi verdi. Ben bunun dünya demokrasi için önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü dünyada karmaşık ve kaotik bir düzenin içerisindeyiz. Biz de içinde bulunduğumuz dönemde daha öncesinden muasır medeniyetler derdik, örnek ülkeler gösterirdik. Şimdi içinde bulunduğumuz coğrafyadan dünyaya da model olacak gerçek anlamda bir demokrasiyi, kuvvetler ayrılığını, medya özgürlüğünü, ifade özgürlüğünü, özgür üniversiteleri ve huzurlu bir Türkiye'yi biz de inşa edeceğiz. Bizdeki düzen de elbette değişecek."
Sizin düşünceleriniz neler ?