Seyirci Gözüyle Yeşilçam" Belgesel Olacak - Son Dakika
Son Dakika Logo

Seyirci Gözüyle Yeşilçam" Belgesel Olacak

14.01.2016 12:17

Kültürel ve Toplumsal Bir Pratik Olarak Sinemaya Gitmek: Türkiye'de Seyirci Deneyimleri Üzerine Bir Sözlü Tarih Çalışması İstanbul Üniversitesi (İÜ) İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü Prof. Dr. Hasan Akbulut, AA muhabirine yaptığı açıklamada, projenin temelde Türkiye'de sinema araştırmalarının, özellikle sinema tarihinin, film ve yönetmen merkezli olması sorunuyla ilişkili olarak ortaya çıktığını belirtti.

ŞENGÜL OYMAK - Kültürel ve Toplumsal Bir Pratik Olarak Sinemaya Gitmek: Türkiye'de Seyirci Deneyimleri Üzerine Bir Sözlü Tarih Çalışması

İstanbul Üniversitesi (İÜ) İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü Prof. Dr. Hasan Akbulut, AA muhabirine yaptığı açıklamada, projenin temelde Türkiye'de sinema araştırmalarının, özellikle sinema tarihinin, film ve yönetmen merkezli olması sorunuyla ilişkili olarak ortaya çıktığını belirtti.

Akbulut, TÜBİTAK tarafından toplam 128 bin lira destek sağlanan projenin alan çalışmasının, 18 ay süreyle İstanbul, Ankara, Kocaeli ve Antalya'da gerçekleştirileceğini bildirdi.

Projede odaklandıkları Yeşilçam filmlerinin, filmleri üreten yapım koşulları ve seyircileri tanımlayan, ağırlıklı olarak da seyircinin etkin biçimde sinemaya gittiği bir dönem olduğunu vurgulayan Akbulut, şunları söyledi: Bu özgün dönemin, seyircilerin gözünden incelenmesi gerekir. Bu yönüyle projenin temel amacı, Türkiye'de 1960-1980 arası yıllara ilişkin sinema kültürünü, sinemaya gitme deneyimini, sözlü tarih yöntemi aracılığı ile ortaya koymaktır. Bu doğrultuda projede, 1960'lı, 1970'li yıllar boyunca sinemaya gitmiş, sinema kültürüne tanıklık etmiş, bu deneyimi yaşamış 100 yetişkin özne ile sözlü tarih görüşmesi yaparak, seyircilerin sinemaya gitme deneyimini tarihsel, toplumsal ve kültürel boyutlarıyla birlikte değerlendirmeyi amaçlıyoruz. Bu genel amaç ekseninde Türkiye'de 1960'ların ve 1970'lerin seyircilerini, seyircilerin anlatılarından dinleyerek, o yıllarda sinemaya gitmenin, nasıl bir deneyim olarak tanımlandığını/ anımsandığını; sinemaya gitme eyleminin nasıl bir özne kimliği ürettiğini; sinemaya gitme anlatılarına etki eden çeşitli dinamikleri incelemeyi istiyoruz. Türkiye'de sinemaya gitmeye dair projemizde, sinema tarihindeki özgün döneme odaklanarak, o dönemi bir de sıradan seyircinin gözünden görmek, ağzından duymak istiyoruz. Bu proje, Türkiye'nin tarihine, kentlerin belleğine, kişisel tarihlerimize, seyircinin duygular dünyasına yolculuk yapma olanağı verecek. Bu vesileyle projede yer almak isteyen seyircilere de, bizimle iletişime geçebileceklerini duyurmak isterim."

Bir yürütücü, üç araştırmacı ve dört de bursiyer öğrenciden oluşan proje ekibinin, öncelikle dört kentte sözlü tarih görüşmelerini gerçekleştireceğini anlatan Akbulut, bu görüşmelerin video kamera ile kayıt altına alınacağı, görüşmecilerin anlatacağı sinemaya gitme anlatılarından yola çıkılarak arşivlerin de desteğiyle, dönemin sinemaları, eğlence biçimleri, o dönemde gösterilen filmler, seyirci deneyimleri üzerine bir belgesel film hazırlanacağını belirtti.

Akbulut, bu belgesel filmin hem seyircinin bakışından sinema tarihinin yazılmasına katkıda bulunacağını, hem de filmlerin/ sinemanın gerek toplumsal yaşamdaki, gerekse bireysel kimliklerin kuruluşunda ki rolünü ortaya koyacağını vurguladı.

Aynı zamanda proje kapsamında görüşülen kişilerden elde edilecek fotoğraf, dergi, bilet, günlük gibi yazılı ve görsel belgelerden oluşan bir sergi hazırlanacağı ve İstanbul'da seyircilerle buluşturulacağı anlatan Akbulut, "Yine bunlara ek olarak, elde ettiğimiz bilgi, bulgu ve belgeleri, araştırma verilerimizin sonuçlarını, sinema araştırmacıları ve Kültür ve Turizm Bakanlığı gibi sinema alanında etkinlik gösteren resmi ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile İstanbul ve Ankara'da yapacağımız toplantılarda paylaşacağız" ifadesin kullandı.

-"Ailece sinemaya gitmeK pahalı bir eğlence haline geldi"

Günümüzdeki ve 1960'lardaki sinema kültürüne değerlendiren Akbulut, şöyle konuştu: "Her iki dönem, kendisine özgü toplumsal, tarihsel, ekonomik ve politik koşullarla belirlendiği için iki dönemin sinema kültürünün farklı olduğunu baştan söyleyebiliriz. Her şeyden önce film üretim koşulları, filmleri, sinema salonları, film izleme ortamları ve seyircileri değişti. Yeşilçam, bir film endüstrisi değildi, ama seyirci beğenilerine göre kalıplaşmış anlatılar üretme becerisine sahipti. Bu nedenle de o dönemin sineması kitleseldi, bir seyirci sinemasıydı. Yerli film üretimi çoktu ve bunlar her ilçede, kasabada bulunan kışlık ve yazlık sinemalarda izlenirdi. Günümüzde yine yerli film üretiminde bir endüstriden söz edemiyoruz, ama Yeşilçam'daki gibi bir kitlesel üretim de yok. Bir yanda Yeşilçam'dan devşirdikleri bazı anlatı kalıpları ile hikaye anlatan ve gişe başarı yapan filmler var. Bunların ağırlıklı kısmını güldürüler oluşturuyor. Diğer yanda ise, festivallerde gösterilen, yaygın biçimde dolaşıma girmeyen popüler olmayan, sanat filmi dediğimiz filmler var. Günümüzde sinema salonları, artık tüketim kültürünün ayrılmaz bir parçası kılınmış AVM'ler içine hapsedildi. Sinemaya gitmek, özellikle ailece sinemaya gitmek, önceki döneme göre daha pahalı bir eğlence haline geldi. Bazı filmler aileyi hedeflese de, popüler filmlerin seyirci kitlesi büyük oranda gençlerden oluşuyor. Bu seyirci, üstelik filmlere sinema salonuna gitmeksizin, yeni medya ortamlarından da erişebiliyor. Bu nedenle Yeşilçam döneminde sinemaya gitmenin toplumsal/ kitlesel niteliği ve buna bağlı pratikler günümüzde yok. Ayrıca günümüzde seyircilerin sinemaya ilişkin farkındalıkları daha yüksek. Seyirci, anlatı sinemasal anlatım biçimlerini, türleri, kodları tanıyor ve daha farklı bir seyir arzuluyor. Bu çok boyutlu günümüz sinema kültürünün de incelenmesi gerekiyor."

Akbulut, Televizyon ve internetin farklı biçimlerde sinema kültürünü etkilediğini, televizyon, fiziksel olarak seyirciyi, özellikle de aileyi, sinema salonlarından çekip eve hapsetse de, sinemanın anlatı biçimlerini dizi filmlerde sürdürdüğünü belirterek, "Yine bazı dizi filmlerin finallerini sinema filmi olarak seyirciye sunuldu ve seyirci sinema salonlarına çekildi. Televizyon ile bu ikili ilişki biçimi devam ediyor denilebilir. İnternet ve yeni medya ortamları ise, öncelikle, farklı bilgilenme kaynakları sunarak yönetmenleri ve seyircileri olumlu anlamda yönlendirdi. Eskiden ancak festivallerde görebildiğimiz filmlere değil, neredeyse tüm filmlere, internetten erişilebiliyor. Sinemasal okuryazarlığı artıran bu olanak, yönetmene de farklı biçimlerde yansıdı. Hem sinema tarihine ilişkin türler, anlatı tarzları arasında gezinerek, hem de yeni medyaya özgü dijital oyunlar ve anlatılardan yararlanarak yeni anlatım biçimleri geliştirme olanağı elde etti yönetmenler. Bu önemli olanak, melez anlatı formlarının üretilmesini sağladı. İnternet ve ona bağlı gelişmeler, sinemanın film, yönetmen, ortam (endüstri, sinema salonları ve toplumsal çevre) ve seyirci bileşenlerini yeniden tartışmayı gerektiriyor" değerlendirmesinde bulundu. ŞENGÜL OYMAK - TÜBİTAK tarafından desteklenen "Kültürel ve Toplumsal Bir Pratik Olarak Sinemaya Gitmek: Türkiye'de Seyirci Deneyimleri Üzerine Bir Sözlü Tarih Çalışması" adlı proje kapsamında 1960'lı yıllardaki sinema kültürüyle ilgili belgesel hazırlanacak.

İstanbul Üniversitesi (İÜ) İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Akbulut, AA muhabirine yaptığı açıklamada, projenin Türkiye'de sinema araştırmalarının, film ve yönetmen merkezli olması sorunuyla ilişkili olarak ortaya çıktığını belirtti.

TÜBİTAK'ın 128 bin lira destek sağladığı projenin alan çalışmasının 18 ay süreyle İstanbul, Ankara, Kocaeli ve Antalya'da gerçekleştirileceğini ifade eden Akbulut, projede odaklandıkları Yeşilçam filmlerinin, yapım koşulları ve seyircileri tanımlayan, ağırlıklı olarak da seyircinin etkin biçimde sinemaya gittiği bir döneme ait olduğunu vurguladı.

Akbulut, şöyle devam etti:

"Bu özgün dönemin, seyircilerin gözünden incelenmesi gerekir. Bu yönüyle projenin temel amacı, Türkiye'de 1960-1980 arası yıllara ilişkin sinema kültürünü, sinemaya gitme deneyimini, sözlü tarih yöntemi aracılığı ile ortaya koymaktır. Bu doğrultuda projede, 1960'lı, 1970'li yıllar boyunca sinemaya gitmiş, sinema kültürüne tanıklık etmiş, bu deneyimi yaşamış 100 yetişkin özneyle sözlü tarih görüşmesi yaparak, seyircilerin sinemaya gitme deneyimini tarihsel, toplumsal ve kültürel boyutlarıyla değerlendirmeyi amaçlıyoruz. Bu genel amaç ekseninde Türkiye'de 1960'ların ve 1970'lerin seyircilerini dinleyerek, o yıllarda sinemaya gitmenin, nasıl bir deneyim olarak tanımlandığını, anımsandığını, sinemaya gitme eyleminin nasıl bir özne kimliği ürettiğini, sinemaya gitme anlatılarına etki eden çeşitli dinamikleri incelemeyi istiyoruz. Projemizle sinema tarihindeki özgün döneme odaklanarak, o dönemi bir de sıradan seyircinin gözünden görmek, ağzından duymak istiyoruz. Bu proje, Türkiye'nin tarihine, kentlerin belleğine, kişisel tarihlerimize, seyircinin duygular dünyasına yolculuk yapma olanağı verecek."

İstanbul'da sergi yapılacak

Akbulut, 8 kişiden oluşan proje ekibinin öncelikle 4 kentte sözlü tarih görüşmelerini gerçekleştireceğini, bu görüşmelerin video kamerayla kayıt altına alınacağı, arşivlerin de desteğiyle dönemin sinemaları, eğlence biçimleri ve seyirci deneyimleri üzerine bir belgesel film hazırlanacağını aktardı.

Belgesel filmin hem seyircinin bakışından sinema tarihinin yazılmasına katkıda bulunacağını hem de sinemanın toplumsal yaşamdaki ve bireysel kimliklerin kuruluşundaki rolünü ortaya koyacağını dile getiren Akbulut, görüşülen kişilerden elde edilecek fotoğraf, dergi, bilet, günlük gibi yazılı ve görsel belgelerden hazırlanacak serginin İstanbul'da seyircilerle buluşturulacağına işaret etti.Akbulut, "Elde ettiğimiz bilgi, bulgu ve belgeleri, araştırma verilerimizin sonuçlarını, sinema araştırmacıları ve Kültür ve Turizm Bakanlığı gibi sinema alanında etkinlik gösteren resmi ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile İstanbul ve Ankara'da yapacağımız toplantılarda paylaşacağız" dedi.

"Ailece sinemaya gitmek pahalı bir eğlence haline geldi" Günümüzdeki ve 1960'lardaki sinema kültürünü karşılaştıran Akbulut, şunları söyledi: "Yeşilçam, bir film endüstrisi değildi ama seyirci beğenilerine göre kalıplaşmış anlatılar üretme becerisine sahipti. Bu nedenle de o dönemin sineması kitleseldi, bir seyirci sinemasıydı. Yerli film üretimi çoktu ve bunlar her ilçede, kasabada bulunan kışlık ve yazlık sinemalarda izlenirdi. Günümüzde yine yerli film üretiminde bir endüstriden söz edemiyoruz ama Yeşilçam'daki gibi bir kitlesel üretim de yok. Bir yanda Yeşilçam'dan devşirdikleri bazı anlatı kalıplarıyla hikaye anlatan ve gişede başarı yapan filmler var. Bunların ağırlıklı kısmını güldürüler oluşturuyor. Diğer yanda ise festivallerde gösterilen, yaygın biçimde dolaşıma girmeyen popüler olmayan, sanat filmi dediğimiz filmler var. Günümüzde sinema salonları, artık tüketim kültürünün ayrılmaz bir parçası kılınmış AVM'ler içine hapsedildi. Sinemaya gitmek, özellikle ailece sinemaya gitmek, önceki döneme göre daha pahalı bir eğlence haline geldi. Bazı filmler aileyi hedeflese de popüler filmlerin seyirci kitlesi büyük oranda gençlerden oluşuyor. Bu seyirci, üstelik filmlere sinema salonuna gitmeksizin, yeni medya ortamlarından da erişebiliyor. Bu nedenle Yeşilçam döneminde sinemaya gitmenin toplumsal, kitlesel niteliği ve buna bağlı pratikler günümüzde yok."Televizyon ve internetin farklı biçimlerde sinema kültürünü etkilediğini belirten Akbulut, televizyonun fiziksel olarak seyirciyi, özellikle de aileyi, sinema salonlarından çekip eve hapsettiğini, sinemanın anlatı biçimlerini dizi filmlerde sürdürdüğünü kaydetti.

Kaynak: AA

Son Dakika Kültür Sanat Seyirci Gözüyle Yeşilçam' Belgesel Olacak - Son Dakika


Advertisement