Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, "Krediler, yatırım için ise evet, üretim için ise evet, ihracat için ise evet. Bunların önü açık. Ama tüketim için ise o noktada dikkatli olmaya devam etmemiz gerekli" dedi.
Babacan, 2014 yılı bütçe tasarısı üzerinde TBMM Genel Kurulu'nda Hükümet adına yaptığı konuşmada, özellikle, küresel krizin başladığı 2008'den itibaren aktif, etkin ve bütüncül bir istihdam politikası üzerinde çalıştıklarını, bunu başarıyla uyguladıklarını anlattı.
Mevsimsellikten arındırılmış verilere göre, 2009'un başından 2013'ün ortasına kadarki dönemde, Türkiye'deki istihdamın 4 milyon 714 bin kişi arttığını bildiren Babacan, AB'de aynı dönemde 4 milyon istihdam kaybı olduğunu belirtti.
Türkiye'de başta kadınlar olmak üzere, iş gücüne katılım oranlarının hızla arttığına işaret eden Babacan, 2008'de yüzde 46,9 olan iş gücüne katılım oranının, bugün yüzde 50,8'e çıktığını kaydetti. Babacan, istihdam istatistikleri incelendiğinde pek çok ülkede görülmeyen hızda elde edilmiş bir başarı olduğunu dile getirdi.
Babacan, sosyal yardım harcamalarının 2014 yılında 30,4 milyar lira seviyesine çıktığını vurgulayarak, bunun kaynağını, yüksek faiz ödemelerinden elde ettikleri tasarruflardan sağladıklarını söyledi.
-"Ulaştırma altyapısının geliştirilmesine önem veriyoruz"
Ulaştırma altyapısının geliştirilmesine verdikleri öneme değinen Babacan, bu nedenle kamu yatırımları içerisinde en yüksek payı ulaştırmanın aldığını anımsattı. Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Kamu altyapı yatırımlarını gerçekleştirirken bütçe disiplininden taviz vermeksizin, özel sektörün finansal ve teknik tecrübesinden yararlanarak kamu-özel iş birliği modellerine de ağırlık veriyoruz. Bu çerçevede, İstanbul'a üçüncü havaalanı, üçüncü köprü ve İzmir-İstanbul Otoyolu gibi büyük projeleri bu modelle gerçekleştiriyoruz. Özellikle İzmir-İstanbul Otoyolu Projesi'nin tamamlanmasıyla birlikte bu iki büyük ilimiz arasındaki mesafe kara yoluyla 3,5 saate inşallah iniyor. Böylece, Ege Bölgesi'nin üretim potansiyeli ile İstanbul'un finansal ve ticari kapasitesi birleşmiş oluyor.
Son iki yıllık dönem bizim yapısal reformlarımızın çok hızlandığı bir dönem oldu. Bu dönemde ekonomi dışındaki alanlara baktığımızda, 4'üncü yargı reformu paketimizi yasalaştırdık, Sayın Başbakanımız yepyeni bir demokratikleşme paketi açıkladı, ciddi bir eğitim reformu yaptık, Türkiye'de zorunlu eğitim süresini 8 yıldan 12 yıla çıkardık, eğitim sistemimize yeni esneklikler getirdik. Ekonomi alanında, 1 Temmuz 2012'de yepyeni bir Türk Ticaret Kanunu'nu uygulamaya başladık, yeni bir Borçlar Kanunu'nu uygulamaya başladık, bankacılık dışı finans sektörü için yepyeni bir yasayla düzenleme yaptık, yeni bir afet sigortası kanunu çıkardık. Türkiye'de, 14 ay gibi çok kısa bir süre içerisinde deprem sigortası olan evlerin sayısı hızla artarak 6 milyonu buldu. 6 milyon hane, şu anda doğal afetlere, depremlere karşı Türkiye'de sigortalanmış durumda bu yeni yasal düzenleme sonrası. Bireysel emeklilik sisteminde yepyeni bir kanunu yürürlüğe soktuk. Şu anda, tam 4 milyon vatandaşımız gönüllü olarak devlet destekli bireysel emeklilik sistemi içinde yerini aldı ve sayı hızla artmakta. Yeni bir Sermaye Piyasası Kanunu'nu 1 Ocak 2013'te yürürlüğe koyduk. Borsa İstanbul'u oluşturduk. Yeni bir Elektrik Piyasası Kanunu çıkarttık, şu anda EPİAŞ'ı kuruyoruz. Elektriğe dayalı menkul kıymetlerin işlemlerini Borsa İstanbul'un çatısı altında gerçekleştireceğiz.
Finans mahkemelerinin kurulması için yasal düzenlememizi yaptık, Adalet Bakanlığımız çalışmalarını HSYK kapsamında sürdürüyor. Bankacılık için, sigortacılık için ihtisas mahkemeleri…Oradaki hakimlerimiz, savcılarımız bu konuda ihtisaslaşmış olacak ve önlerine gelen davaları daha hızlı, daha güvenilir, daha tutarlı sonuçlara bağlamak için uygun bir ortamda görebilecekler. Zaten, bizim, yargı sistemimizden beklediğimiz en önemli unsurlar nedir? Tutarlılık, güvenilirlik ve makul bir zaman içerisinde işlemlerin tamamlanması, kararların verilmesi. Bu, tüm dosyalar için geçerli temel ilkeler, temel prensipler."
Babacan, İstanbul Tahkim Merkezi ilgili yasa tasarılarının, TBMM gündeminde olduğunu ifade ederek, özel sektörün yönetiminin ağırlıklı olduğu bir yapıyla, özel sektörün kendi aralarındaki uyuşmazlığın mahkemeye gitmeden önce hızlı bir şekilde sonuçlandırılmasıyla ilgili yeni bir yapı kurduklarını anlattı.
-"Potansiyel büyüme hızına ulaşmada engel"
Gelişmiş ülkeler içinde ABD'de belirgin bir toparlanma varken AB'de güçlü bir büyüme eğilimini halen göremediklerini kaydeden Babacan, AB'deki bu durumun, Türkiye ekonomisinin potansiyel büyüme hızına ulaşmasında önemli bir engel oluşturduğunu belirtti.
Babacan, "İhracatımızın en büyük bölümünü AB'ye yapmakla kalmıyoruz, aynı zamanda AB, bizim doğrudan sermaye akışı ve diğer finansman akışı açısından en önemli finansal kaynağımız. AB ekonomisiyle ilgili her türlü sorun, durgunluk, bizde bir miktar da olsa etkilerini gösteriyor" dedi.
Başbakan Yardımcısı Babacan, 2013 ve 2014 yıllarına ilişkin küresel büyüme tahminlerinin, geçen yıla göre ciddi oranda aşağı yönde revize edildiğini anımsattı. Babacan, geçen yıl dünya ekonomisinin 2013'de yüzde 3,6 oranında büyümesi beklenirken, bu yıl rakamın yüzde 2,9'da kalacağını vurguladı.
Türkiye'nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan ülke grubuna baktıklarında 2013 için ortalama yüzde 5,6'lık büyüme öngörüldüğüne işaret eden Babacan, bu yıl 4,5 olarak gerçekleşeceğini, buna Çin'in de dahil olduğunu söyledi.
Babacan, bu süreçte gelişmeleri, her zaman olduğu gibi çok yakından takip edeceklerini, temkinli duruşlarını koruyacaklarını bildirdi.
Dünya ekonomisiyle ilgili büyüme tahminleri aşağı doğru revize edilirken, önümüzdeki dönem için beklenen olumlu toparlanma, büyümenin ne kadar sürdürülebilir olduğuyla ayrıca ilgilenilmesi gerektiğini belirten Babacan, önümüzdeki dönemde büyümenin kalitesinin bir çok ülke için önemli olacağını vurguladı.
-"Sosyal sonuçlara da dikkat etmek gerekiyor"
Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Büyümenin kalitesiyle neyi ifade ediyoruz. İki ülke düşünün, ikisi de yüzde 3 oranında büyüyor. Bu iki ülkeye aynı oranda başarılı diyebilir miyiz diyemez miyiz. Orada iyi bir analiz gerekiyor. Büyümenin kalitesinde üç önemli unsur var: Finansal sürdürülebilirlik, sosyal sürdürülebilir ve çevresel sürdürülebilirlik. Finansal sürdürülebilirlikte neyi kast ediyoruz: Büyüme sağlandı ama o ülkenin hazinesinin borcu arttı mı yoksa makul seviyede devam ediyor mu? O ülkenin Merkez Bankası, karşılıksız olarak olağanüstü miktarlarda parayı basarak mı sağladı yoksa makul politikalarla mı devam etti. Büyüme sağlandı ama o ülkenin vatandaşlarının, şirketlerinin borcu hangi noktaya geldi? Bütün bunlar kritik konular. Eğer büyümeyle beraber bu finansal unsurlar beraber değerlendirilmezse, dikkat edilmezse bir sonraki aşamada büyüme için önemli engel teşkil edebiliyor.
İkinci konu sosyal sürdürülebilirlik. İki ülke düşünün ikisi de yüzde 3 büyüsün. Bu büyüme, istihdam oluşturdu mu, zengin ve fakir arasındaki uçurumun kapatılmasına faydalı oldu mu? Yoksa büyüme sonucunda zengin daha zengin fakir daha fakir mi oldu? Büyümeden doğan refah adil şekilde paylaşılıyor mu? Yoksa büyüme demek gelir uçurumunun artması mı demek? Bunlara da bakmak gerekiyor. Büyüme var ama o ülkenin eğitim sistemine yararlı oluyor mu, sağlık sistemini ileri götürüyor mu? Yoksa büyümeden elde edilen rant, sadece belirli kesimin elinde, daha fazla israf, tüketim mi oluyor? Ülkelerin büyümelerine bakarken sadece rakamlara değil o büyümenin getirdiği sosyal sonuçlara da mutlaka dikkat etmek gerekiyor.
Üçüncü önemli konu büyümenin çevresel sürdürülebilirliği. Bir ülke yüzde 5-6 büyüyor ama bu büyüme çevre tahribatıyla beraber mi oluyor? Karbonmonoksit salınımı, ormanların hızla yok oluşu, temiz su kaynaklarının hızla ortadan kalkması sonuçlarını mı bu büyüme beraberinde getiriyor? Büyümeyi siz belki böyle sağlıyorsunuz, bugün büyüyorsunuz, ama gelecek nesillerin refahından ve yaşam kalitesinden çalarak büyüyorsunuz. İşte, bütün bunlar, önümüzdeki dönemde dünyanın çok daha fazla kafa yorması gereken konular."
-"Uzun vadede başarıya ulaşamaz"
Babacan, finansal kriz, 2008, 2009 ve bugüne kadar yaşadıklarının, birçok ülkede hükümetleri sarstığını, korktuğunu belirterek, şu anda "Büyüme olsun da nereden, nasıl geliyor, buna bakmayalım" şeklinde yüzeysel bir yaklaşımın bulunduğunu belirtti.
Ekonomi alanının, insan odaklı, insandan kaynaklanan ve hedefi insan olan bir alan olduğunu dile getiren Babacan, insandan kaynaklanıp, insanı odağına koymayan hiçbir ekonomi politikasının, uzun vadede başarıya ulaşamadığını kaydetti.
Babacan, işin finansal, sosyal ve çevre boyutlarını entegre şekilde ele alan bir ekonomi politikasıyla bir ülkenin sürdürülebilir, sağlıklı şekilde büyümeye devam edebileceğini vurguladı.
TBMM'nin kabul ettiği 10. Kalkınma Planı, 2014-2016 yıllarını kapsayan Orta Vadeli Program ve 2014 yılı bütçesini, bu dış konjonktörü dikkate alarak hazırladıklarını, uygulamaya başladıklarını ifade eden Babacan, Orta Vadeli Program'ın, cari işlemler açığını azaltmayı, enflasyonu düşürmeyi, işsizlik oranını düşen bir patikaya oturtmayı, yurt dışı tasarruf oranını artan bir eğilime kavuşturmayı hedeflediğini anlattı.
Babacan, mali disiplinin kalitesini koruyacak, tasarruf açığını azaltacak, kaynakları üretken alanlara yönlendirecek, iş ve yatırım ortamını daha da geliştirecek, kayıtlı ekonomiyi geçişi hızlandıracak Orta Vadeli Program hazırladıklarını belirtti. Babacan, bu program gelecek 3 yıllık dönem için kendilerine oldukça sağlam bir zemin oluşturduğunu dile getirdi.
Orta Vadeli Program'da 2014 için büyüme hızını, dünyadaki belirsizliklere rağmen yüzde 4 olarak öngördüklerini anımsatan Babacan, 2015 ve 2016 yıllarında ise yüzde 5'lik büyüme hedefi koyduklarını ifade etti. Babacan, 2014-2016 döneminde 1 milyon 833 bin yeni istihdam oluşturmayı, program dönemi sonucunda işsizlik oranını 8,9'a düşürmeyi planladıklarını bildirdi.
Babacan, program döneminde enflasyonun düşüş eğilimini sürdürmesini, 2014't yüzde 5,3, 2015 ve 2016 yıllarında ise yüzde 5'lik seviyede gerçekleşmesini beklediklerini vurguladı. Babacan, cari açığın GSYİH oranının Orta Vadeli Program dönemi boyunca iyileşmeyle 2016 sonunda yüzde 5,5 olarak gerçekleşmesini öngördüklerini kaydetti.
İhtiyatlı maliye politikası uygulamalarının gelecek dönemde de devam edeceğini dile getiren Babacan, Orta Vadeli Program dönemi sonunda merkezi yönetim bütçe açığının GSYİH oranının yüzde 1,1'e düşürmeyi hedeflediklerini belirtti.
-"Sağlam bir çıpa"
Başbakan Yardımcısı Babacan, "Bir çok ülkenin kamu açıklarının yüksek seyrettiği, faiz dışı dengelerin açık verdiği bir dönemde Türkiye'nin mali disiplini koruması, ülkemizi diğer ülkelerden pozitif yönde ayrıştırmakta, geleceğe olan güvenin korunmasında önemli rol oynamakta ve sağlam bir çıpa görevi üstlenmektedir. Kamu maliyesindeki disiplinli duruşumuz, para politikasının etkinliğini ve esnekliğini artırmakta, makro ekonomik ve finansal istikrarı desteklemekte, cari açığın kontrol altında tutulmasında önemli katkı sağlamaktadır" diye konuştu.
-"Üretim ve ihracatın desteklenmesine yönelik krediler"
Babacan, güçlü ve sürdürülebilir bir büyüme yapısına ulaşmak açısından aşırı borçlanmaya dayalı bir tüketim eğiliminin kontrol altına tutulması ve tasarruf oranının artırılmasının büyük önem taşıdığını vurguladı.
Bu amaca yönelik olarak 2010'dan bu yana alınan önlemlere ek olarak yakın zamanda kredi kartı ve tüketici kredilerine ilişkin bir dizi önlemi hayata geçirdiklerini anımsatan Babacan, "Tüketime yönelik kredileri dikkatle takip ederken, üretim ve ihracatın desteklenmesine yönelik krediler üzerindeki yükleri de azaltıyoruz. Böylece büyüme ve istihdam üzerinde olumsuz etkiye sahip olmaksızın cari işlemler açığını kontrol altına tutmayı hedefliyoruz. Krediler, yatırım için ise evet, üretim için ise evet, ihracat için ise evet. Bunların önü açık. Ama tüketim için ise o noktada dikkatli olmaya devam etmemiz gerekli" dedi.
Babacan, attıkları adımları yapısal reformlarla desteklediklerini, elde edilen kazanımları çok daha güçlü ve kalıcı hale getirdiklerini vurguladı.
Babacan, yapısal reformları tasarlarken, hayata geçirirken enerjide dışa bağımlılığın azaltılmasına, rekabet gücünün artırılmasına, iş ve yatırım ortamının iyileştirilmesine, özel tasarruf oranlarının artırılmasına, finansman kalitesinin iyileşmesine odaklandıklarını belirtti.
Yerli ve yenilenebilir enerji yatırımlarına sağladıkları destekler, enerji verimliğini artırmaya yönelik attıkları adımlar, nükleer enerji yatırımları, yurt içi ve yurt dışında petrol, doğalgaz arama faaliyetleri, kayagazı gibi kaynaklara ilişkin araştırma çalışmalarının, enerjide dışa bağımlılığın azaltılmasında önemli katkı sağlayacağını vurgulayan Babacan, "Ülkemizin rekabet gücünü yükseltme ve önemli ölçüde açık verdiğimiz alanlarda yatırımları artırma hedefi doğrultusunda yeni ve kapsamlı teşvik programını hayata geçirdik. AR-GE harcamalarının, milli gelire oranını yaklaşık 2 katına çıkardık, ihracat pazarlarımızı çeşitlendirdik. Başta özel sektör olmak üzere AR-GE tabanlı, yenilikçi ve yüksek katma değerli üretimi destekleyecek ürünlerin ticarileşmesini hızlandıracağız" dedi.
- TBMM
Son Dakika › Politika › 2014 Yılı Bütçesi TBMM Genel Kurulu'nda - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.