Oecd 2050 Çevre Raporunda Türkiye: Salınımda Sonuncu, Vergide Birinci - Son Dakika
Son Dakika Logo

Oecd 2050 Çevre Raporunda Türkiye: Salınımda Sonuncu, Vergide Birinci

22.03.2012 11:45

OECD "2050 Çevre Görünüm Raporu"nda Türkiye'nin kişi başına, enerji tüketimi bağlantılı Karbondioksit salınımı en az görülen ülke olduğu belirtildi Türkiye OECD ülkeleri arasında benzinde litre başına en yüksek vergi uygulayan ülke olma unvanını...

OECD "2050 Çevre Görünüm Raporu"nda Türkiye'nin kişi başına, enerji tüketimi bağlantılı Karbondioksit salınımı en az görülen ülke olduğu belirtildi Türkiye OECD ülkeleri arasında benzinde litre başına en yüksek vergi uygulayan ülke olma unvanını korudu. Dizel vergisinde ise Türkiye İngiltere'nin hemen ardından geldi. OECD'nin son açıklanan çevre raporuna göre Türkiye kişi başına enerji kökenli karbondioksit salınımı en düşük ülke. Türkiye'nin tarımda verimli su kullanımı konusunda da sorunları bulunuyor. Raporda doğal çevre sermayesindeki bozulma ve erozyonun 2050 yılına kadar devam ederek, son iki yüzyıl içerisinde yaşam standartlarında sağlanan gelişmeyi tehlikeye sokabilecek olan geri dönülmez değişikliklere neden olabileceği belirtildi.

-"BÜYÜME İNSANLIĞIN GELİŞİMİNİ TEHLİKEYE ATABİLİR"-

OECD'nin "2050 Çevre Tahmin Raporu: Harekete Geçmemenin Sonuçları" başlıklı raporu yayınlandı. Raporda, "Son kırk yıl içerisinde insanlık şimdiye dek görülmemiş bir büyüme ve refaha tanıklık etti ve 1970 yılından bu yana dünya ekonomisi üç kattan fazla büyüyüp, dünya nüfusu 3 milyardan fazla arttı. Ancak, bu büyüme beraberinde çevre kirliliğini ve doğal kaynakların tükenmesi sorununu da getirdi. Mevcut büyüme modeli ve doğal varlıkların kötü yönetilmesi sonunda insanlığın gelişimini tehlikeye atabilir" denildi.

-RAPORDA TÜRKİYE-

Raporda yeralan Türkiye'ye ilişkin saptamalar şöyle:

"-Kişibaşına enerji bağlantılı karbondioksit salınımında en az rakama sahip Türkiye OECD ülkeleri arasında en iyi durumda bulunuyor. 2008 itibarıyla Türkiye'de kişi başına enerji bağlantılı karbondioksit salınımı yılda 4 tona ulaşıyor. OECD birincisi Lüksemburg'da ise salınım kişi başına 22 ton. OECD ortalaması ise 10 ton dolayında bulunuyor.

-OECD ülkeleri arasında tarımda su kullanımı 1990-2003 arasında yüzde 2 arttı, ancak o dönemden bu yana düşüş var. Örgüte üye ülkelerde sulama amaçlı su kullanımı 2006 yılında toplam kaynakların yüzde 43'ü düzeyindeydi. OECD ülkeleri arasında tarımda su kullanımında artışın büyük bölümü, çiftçilikte büyük oranda su kullanıldığı Avustralya, Yunanistan, Portekiz ve Türkiye'de meydana geldi. Bu ülkelerde toplam tatlı suyun yüzde 60'ı tarıma gidiyor ya da sulama tarım sektöründe çok önemli rol oynuyor yani, tarımsal arazilerin yüzde 20'si sulak tarıma ayrılıyor.

-Türkiye, su kullanımının yenilenebilir su kaynaklarına oranı itibarıyla hazırlanan sıralamada yukarılarda yer alıyor. OECD'de su kısıtlılığı en fazla Kore'de görülüyor. Kore'de yenilenebilir su kaynaklarının yüzde 40'ı tüketiliyor. Belçika, İspanya, Japonya, ABD, Polonya, Meksika'dan sonra Türkiye'de yenilenebilir su kaynaklarının yüzde 18'i tüketime gidiyor. İskandinav ülkeleri ile Kanada gibi "sulak" ülkelerde ise yenilenebilir su kaynaklarının ihmal edilebilecek düzeyi tüketiliyor.

-Türkiye su varlığı açısından çok şanslı olmamasına karşın, atıksu işlemede OECD sonuncuları arasında. Suyun bol olduğu nüfusun az olduğu İzlanda'da toplumun çok küçük bir bölümü atıksu işleme sonucu kazanılmış suyu kullanıyor. İzlanda'yı izleyen Türkiye'de ise toplumun yüzde 35'lik bir bölümü ikinci ya da üçüncü derecede arıtılmış atıksudan yararlanıyor. Sıralamanın diğer ucundaki Hollanda'da ise toplumun tamamına yakını işlenmiş atıksu kullanımıyla karşı karşıya.

-OECD'de su giderek daha verimli kullanılmaya başlandı, kaçaklar azaldı. Hektar başına verilen su 1990-2003 arası yüzde 9 düştü. Düşüş en çok Avustralya'da ve ondan daha az olmak üzere Meksika, İspanya ve ABD'de oldu. Ancak, Yunanistan, Portekiz, İspanya ve Türkiye dahil diğer ülkelerde, hektar başına verilen suda artış görüldü. Küresel gıda talebi artışına ve iklim değişikliği etkilerine karşılık verirken tarımda su kullanımı yönetiminin daha etkin hale gelmesine yönelik adımlar atılmalı.

-Türkiye, 2000-2011 arasında benzine uygulanan vergilerde OECD birincisi oldu. Benzinde 2011 itibarıyla litre başına Türkiye'de 1 euroya yakın vergi alınırken, Türkiye'yi izleyen ikinci sıradaki OECD ülkesi Hollanda'da litre başına 0.7 euro vergi uygulanıyor. OECD'nin benzinden en az vergi alınan ülkesi ise ABD. ABD'de litre başına yaklaşık 0.05 euro vergi alınıyor. 2000 yılında Türkiye'de benzinden 0.15 euro vergi alınıyordu.

-Dizel yakıtta ise OECD birinciliğini İngiltere aldı. 2011 başı itibarıyla İngiltere'de litre başına 0.7 euro vergi alınıyor. Dizel vergisinde OECD ikincisi Türkiye'de geçen yıl başında ölçülen vergi düzeyi ise 0.66 euro idi. ABD dizel yakıtta da en az vergi alınan ülke. 2000 yılında Türkiye'de dizelden litre başına 0.10 euro vergi alınıyordu."

-GENEL UYARILAR-

OECD Çevre raporunda 2050 yılına dek dünya nüfusunun 7 milyardan 9 milyara çıkacağı ve dünya ekonomisinin yaklaşık dört katına çıkarak, enerji ve doğal kaynaklara olan talebin artacağı tahmin edildi. Dünya ekonomisine yönelik de şu uyarı ve saptamalar yer aldı:

"-2030-2050 yılları arasında ortalama GSYİH büyüme oranlarının Çin ve Hindistan'da yavaşlaması öngörülürken, Afrika'da dünyanın en yüksek büyüme oranları görülebilir. OECD ülkelerinde bugün yüzde15 olan 65 yaş üzeri nüfus oranının 2050 yılında nüfusun dörtte birini geçmesi bekleniyor. Çin ve Hindistan'da da nüfusun önemli ölçüde yaşlanması, başta Afrika olmak üzere, dünyanın diğer bölgelerinde genç nüfusun hızla artması bekleniyor. Bütün bu demografik değişimler ve yüksek yaşam standartları ile bunlar sonucunda değişen yaşam tarzları ve tüketim biçimleri ise çevre açısından önemli sonuçlar doğuracak.

-2050 yılına kadar kent sakinlerinin dünya nüfusunun yaklaşık yüzde70'sini oluşturması ve bunun da hava kirliliği, trafik yoğunluğu ve atık yönetimi gibi sorunları arttırması öngörülüyor.

-2050 yılında bugünkünden dört kat daha büyük bir dünya ekonomisinin yüzde80 daha fazla enerji tüketmesi öngörülüyor. Daha etkili politikalar benimsenmediği takdirde, küresel enerji bileşimi içinde fosil enerjinin payı hala yüzde85 civarında olmaya devam edecek. Brezilya, Rusya, Hindistan, Endonezya, Çin ve Güney Afrika ("BRIICS") ülkelerindeki yükselen ekonomilerin önde gelen enerji kullanıcıları haline gelmesi öngörülüyor. Artan nüfusun değişen sağlıklı beslenme tercihlerinin karşılanabilmesi için önümüzdeki on yıl içerisinde azalan oranda olsa da tarım arazilerinin dünya çapında genişlemesi öngörülüyor.

-Doğal çevre sermayesindeki bozulma ve erozyonun 2050 yılına kadar devam ederek, son iki yüzyıl içerisinde yaşam standartlarında sağlanan gelişmeyi tehlikeye sokabilecek olan geri dönülmez değişikliklere neden olması bekleniyor.

-2050 yılına kadar daha iddialı politikalar benimsenmediği takdirde daha fazla sorunlar getiren iklim değişikliklerinin kalıcı bir hal alması olası, esas olarak enerji bağlantılı CO2 emisyonlarının yüzde70 artması nedeniyle küresel sera gazı (SG) emisyonlarının yüzde50 oranında artması öngörülüyor.

-Karasal biyolojik çeşitliliğin 2050 yılına kadar yüzde10 daha azalması öngörülüyor.

-Biyolojik çeşitlilik bakımından zengin olan büyük orman alanlarının yüzde13 küçülmesi öngörülüyor.

-Küresel tatlı su biyolojik çeşitliliği halen yaklaşık üçte bir azalmış bulunuyor ve 2050 yılına kadar daha da azalması öngörülüyor.

-Rekabet halindeki bu talepler karşısında, temel senaryo çerçevesinde sulama suyunu pek arttırma olanağı görülmüyor. Çevresel hareketler zorlaşarak, ekosistemler risk altına girecek. Yeraltı sularının azalması birkaç bölgede tarımsal ve kentsel su kaynakları için en büyük tehlike haline gelebilir. Tarım ve kentsel atıksu kaynaklı besin kirliliği çoğu bölgede daha da kötüleşebilir.

-Senaryoya göre hava kirliliği dünyada erken ölüm nedenleri arasında en başta gelen çevre faktörü olacak.

-2050 yılına kadar partiküler maddelere maruz kalmaya bağlı erken ölümlerin sayısının iki katı aşıp, küresel olarak yılda 3.6 milyonu bularak, en yüksek ölüm rakamlarının Çin ve Hindistan'da meydana gelmesi öngörülüyor. Yaşlanan ve kentleşmiş nüfusları nedeniyle OECD ülkeleri, yer seviyesindeki ozona bağlı erken ölüm oranlarında en yüksek seviyelerinden birine sahip olarak sadece Hindistan'ın adından ikinci sırada yer alabilir.

-Bu temel senaryo öngörüleri, geleceğe yönelik gelişme seyrimizi değiştirmek için günümüzde acil önlemler alınması gerektiğinin altını çiziyor. Doğal sistemlerde "devrilme noktaları" olup, bu noktadan sonra zararlı değişiklikler geri döndürülemez hale gelir.

-Hemen harekete geçilmesi, gerek çevresel gerekse ekonomik açıdan rasyonel bir adım. Örneğin, Tahmin Raporunda ülkeler tarafından hemen harekete geçilirse, küresel sera gazı emisyonlarının 2020 yılından önce zirve yaparak, dünyanın sıcaklık ortalamasındaki artışı 2°C ile sınırlı kalmasını sağlamak için - gitgide azalsa da - hala bir şans olduğu belirtiliyor.

-İyi tasarlanmış politikalar, senaryoda öngörülen eğilimleri tersine çevirebilir. Kirletmenin daha yeşil alternatiflere göre daha maliyetli hale getirilmesi, Doğal varlıklar ve ekosistem hizmetleri için değer ve fiyat belirlenmesi, Çevreye zararlı sübvansiyonların kaldırılması, Etkin düzenlemeler ve standartlar oluşturulması, Yeşil yeniliklerin teşvik edilmesi gerekir.

-Ekonomik ve sektörel politikaların (ör. enerji, tarım, ulaştırma) çevresel hedeflerinin entegre edilmesi hayati önem taşıyor." - Ankara

Kaynak: ANKA

Son Dakika Ekonomi Oecd 2050 Çevre Raporunda Türkiye: Salınımda Sonuncu, Vergide Birinci - Son Dakika


Advertisement