TİM Genişletilmiş Başkanlar Kurulu Toplantıaı - Son Dakika
Son Dakika Logo
Son Dakika Uygulamayı yükle! YÜKLE

TİM Genişletilmiş Başkanlar Kurulu Toplantıaı

Google algoritmasına bırakmayın, okuyacağınız haberi siz seçin! Tıkla ve ekle
TİM Genişletilmiş Başkanlar Kurulu Toplantıaı
 Güncelleme: 

TİM Ekim ayı Genişletilmiş Başkanlar Kurulu toplantıasını gerçekleştirdi.

Ekim ayı Genişletilmiş Başkanlar Kurulu toplantımıza hoş geldiniz. Bu ay ekonomiden sorumlu başbakan yardımcımız Sayın Ali Babacan'ı ağırlıyoruz. Katılımı için kendisine teşekkür ediyoruz.

TİM olarak, genişletilmiş Başkanlar Kurulu toplantılarımız vasıtasıyla bizi birinci dereceden ilgilendiren konuları hükümetimizin değerli bakanlarına iletiyoruz. Sorunlarımıza beraber çözüm bulmaya çalışıyoruz.

Değerli Başbakan Yardımcım, Değerli konuklar,

Türkiye çok önemli başarılar elde ediyor. Hükümetimizin kararlı tutumu ile ülkemizde hem siyasi istikrar hem de ekonomik istikrar sağlandı. Bir taraftan büyüme rekorları kırdık, bir taraftan fiyat istikrarını yakalamak için büyük mesafeler kat ettik. Türkiye sergilediği başarı ile rakiplerinden ayrışıyor. Geçen sene ortaya konan orta vadeli program kararlılıkla uygulandı ve pozitif sonuçlar alındı. Tüm bu başarılar için Hükümetimize teşekkür ediyoruz ve başarıların devam etmesini istiyoruz.

Ancak, içinden geçmekte olduğumuz dönem Türkiye'nin son sekiz yıldaki kazanımlarını tehlikeye atacak riskler barındırıyor.

Küresel ekonomide bilinen kurallar tersine dönüyor. Dünün yanlışları bugünün doğruları olabiliyor. Bugüne kadar koşulsuz para basılmasının kötü olduğunu bilirdik. Ama Amerika'ya bakıyoruz, sürekli bir parasal genişleme içinde.

Amerikan Merkez Bankası FED bilançosunu 800 milyar dolardan 2,4 trilyon dolara çıkardı. Herkesi etkileyecek kadar çok büyük bir likiditeyi piyasaya saldı.

Dünyayı saran büyük bir likidite var. Bu para yeni pazarlar arayışında. Bunun sonucunda da gelişmekte olan ülkelere akıyor.

Bu para ülkelerin finansal istikrarını bozuyor. Üretimi baltalıyor. Sanayilerin rekabet gücünü yok ediyor.

Türkiye, makro ekonomik anlamda güçlü duruşu yüzünden gelişmekte olan ülkeler içinde daha fazla etkileniyor.

Bu yoğun para girişine nasıl bir çözüm bulacağız? Bol paranın bu yıkıcı etkilerinden sanayicileri, ihracatçıları nasıl kurtaracağız?

Bu konuda önlem alamazsak uzun vadeli büyük sıkıntılar yaşayacağız. Hem bazı sektörlerimizi kaybedeceğiz hem de bazı sektörlerin yatırım yapıp gelişmesini engelleyeceğiz.

Ekonomide büyük bir transformasyon ihtiyacının farkındayız. Verimliliğin artması, ar-ge, ür-ge, yenilikçilik ve yüksek katma değerli üretim konusunda ihracatçılar çalışıyor.

Hedefimiz ucuz malı üretmek olamaz. Ama rekabetçiliğimizi kaybetmeden artırmaya ihtiyacımız var. Bundan sonra çok daha kaliteli, çok daha tasarım içeren, çok daha değerli bir üretim amacımız var.

Yurtdışına giden konteynırların daha hafif, daha az enerji içeren ve daha pahalı olması için çalışıyoruz. Bazı sektörlerde ciddi yol aldık, ancak Türkiye'nin bunu tam yapması için yabancıların "buying time" dediği bir döneme ihtiyaç var. 3-4 yıllık bu geçiş dönemi de olmak zorundadır. Yıl sonunda yeniden düzenlenecek teşviklerde bu konunun mutlaka dikkate alınması gerekir.

Sayın Başbakan Yardımcım,

Geçen hafta Güney Kore'de yapılan G-20 toplantısına katıldınız. Burada alınan kararların uygulanıp uygulanmayacağı hakkında görüşlerinizi de merak ediyoruz.

Kur sorunu ve bu yolla yapılan yapay müdahalelerin önlenmesi için ortak uzlaşıya varıldı.

Şimdiye kadar kurlarını manipüle eden ülkeler yüzünden Türk ihracatçıları çok zorlandılar.

Ülkemizde dalgalı kur rejimi var. Bu rejim normal işlese cari açığı dengelenecek ve kurda denge seviyesi ortaya çıkacak. Ancak, dış ticaretinden bağımsız olarak çok büyük fonlar ülkemize girdiği için dalgalı kur rejimi tam işlemiyor. Ülkemizin dış ticaretinden ve toplam faktör verimliliğinden bağımsız bir şekilde TL'nin sürekli değerlendiği bir durum ile karşı karşıyayız.

Kurların genel seviyesindeki gerileme malumunuz. Yılbaşında 1 Euro ve 1 Dolar sepeti 3,60 TL seviyesinde idi. Şu anda bu 3,39'a inmiş durumda. % 6'lık bir gerileme var. Ayrıca, 9 aylık fiyat artışı da % 6,52 düzeyinde. İhracatçı hem düşen nominal kur hem de artan üretim maliyetleri dolayısıyla ikili bir cenderenin içine giriyor.

Orta Vadeli Planda öngörülen cari açık hedefinin 2011 için 42, 2012 için 45, 2012 için ise 47 milyar dolar olduğunu görüyoruz. Bunun da finanse edilmesi sıcak para girişi ile olacak. Sıcak para girişinin sürdürülebilir olmadığını düşünüyoruz.

Burada çok ciddi bir risk görüyoruz. Çünkü cari açığın finansman kalitesi düşüyor. Cari açık daha önceki dönemlerde doğrudan yatırımla finanse edilirken bu yıl portföy yatırımları ile finanse ediliyor.

En son açıklanan Ağustos ayı dış ticaret verilerine göre ihracatın ithalatı karşılama oranı geçen seneki % 61,2 seviyesinden % 55,4 gibi son derece tehlikeli bir seviyeye geriledi. Ocak – Ağustos döneminde ise bu oran % 73,4'ten % 63,5 düzeyine indi. İlk sekiz ayda ihracatımız % 12,9 artarken ithalatımız % 30,5 seviyesinde arttı.

İthalat ile kur arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır. Bunun sonucunda da dış ticaret açığımız % 78,9 oranında artarak 41,9 milyar dolar seviyesine ulaştı. Yıl sonunda ise 60 milyar dolar seviyesini aşması beklenmektedir.

İlk sekiz aydaki cari açığımız bir önceki yılın aynı dönemine göre % 220 artarak 27,9 milyar dolara çıktı. Yıl sonunda ise 40 milyar doları aşmasını bekliyoruz.

Doğrudan yatırımların sadece 4,1 milyar dolar olduğu bir dönemde, 27,9 milyar dolarlık cari işlemler açığının portföy yatırımları ve banka kredileri ile finanse edilmesi ekonomimiz için kırılganlık oluşturuyor.

Bugün Brezilya'dan Kore'ye birçok ülke, ihracat sektörlerinin önünün tıkanmasını engelleyici önlemler alıyor. Buna örnek olarak, en son geçtiğimiz günlerde Brezilya'nın sıcak para girişine koyduğu % 6'lara varan vergiyi gösterebiliriz. Kore ise bankaların borçlanmasına sınırlama getirdi.

Şirketlerin öz kaynakları ile orantılı bir yabancı borçlanma sınırlanmasının da önümüzdeki dönemde tartışılacağını görüyoruz.

Her ülkenin kendi özel şartları var ve kendi şartlarına göre önlem almaya çalışıyor. Türkiye'nin önlemler paketinin ne olacağını açıkçası merak ediyoruz.

Ülkemizin en önemli değerinin üretim olduğunu bir kere daha hatırlatmak istiyoruz. Ancak Türkiye'de dış ticarete konu olamayacak alanlara yatırım var ve buralarda varlık fiyatlarında şişme var. Üretim dışı yapay zenginliklere yönelmenin yıkıcı olabileceğini komşularımızdan biliyoruz.

Geçtiğimiz ay Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz'ı konuk ettik. Kendisini Türkiye'ye yabancı para girişinin artacağı konusunda uyardık. Kendisi ve Merkez Bankası bürokratlarını ağırladığımız gün dolar kuru 1.50 TL idi. Şimdi 1,41'e geriledi. 1,40'ın da altını gördük.

Biz Merkez Bankası'nın rezervlerini artırmasını istiyoruz. Merkez Bankası 4 Ekimden bu yana günlük 100 veya 140 milyon dolarlık alımlar yapıyor. Bu alımların net döviz rezervlerini artırma hedefi ile devam etmesi gerekir.

Merkez Bankasının faizleri indirmesinin döviz kurunu olumlu yönde etkileyeceğini düşünüyoruz. Gecelik faiz oranlarında yapılan indirimlerin kur üzerinde herhangi bir etkisi yoktur. Politika faizlerinin inmesi gerekir.

Doların değeri daha da düşeceği beklentisi ve yüksek nominal faizlerin varlığı dolayısıyla yüksek girişler var. En son Dünya Ekonomik Forumu eski yöneticisi Prof. Stephane Garelli'nin açıklamalarını okuduk. "Dolar daha da düşecek, şimdi Türkiye zamanı" diye açıklamalar yaptı. Bu tür açıklamalardan sonra ihracatçıların moralleri bozuluyor. Yeni yıl bütçelerini yaparlarken ciro içinde ihracatın oranını düşürüyorlar. Sipariş var, ancak ihracatçılar değerli TL yüzünden fiyat tutturamıyorlar. Sipariş almıyorlar. Bunun engellenmesi için de Merkez Bankası faizleri daha da düşürmelidir. Bizim kanaatimiz, 6 aylık bir süre içerisinde politika faizlerin yüzde 5 seviyesine indirilebileceği doğrultusunda.

Değerli başbakan yardımcım, değerli konuklar,

Kurun dışında rekabetçiliğimizi etkileyen alanlar var.

Kısa ve uzun vadede yapılacak hususlar mevcut. Uzun vadede eğitim başta olmak üzere insan kaynağımızı, ulaşım ve lojistik alt yapımızı, sanayimizin katma değer yapısını değiştirmemiz gerekiyor. Ülkeyi, insanı her türlü altyapıyı "upgrade" etme ihtiyacımız var.

Bunun için kaynak planlamasını yapmak lazım.

Ekonominin dış ticarete, üretime konu olmayacak alanlarda şişmesi ve buna kaynak kullandırılması, kısa vadede büyük ekonomik canlılık yaratsa da, uzun vadede bize bir katkıda bulunmayacak.

Uzun vadede, Türkiye'nin temel bakış açısının dış ticarete konu olacak alanlara yatırım olması gerekiyor. Sanayinin transformasyonu için kaynak aktarılması gerekiyor.

Biz 2001 krizi sonrasında ray değiştirdik. Olumlu sonuçlarını gördük. Şimdi de büyük bir kriz yaşıyoruz. Yeniden ray değiştirme ihtiyacımız var.

Türkiye'nin en büyük 500 sanayici kuruluşunun ihracat gelişimi bize çarpıcı sonuçlar veriyor. İlk 500 firmanın ciroları içinde ihracatın payı 1993 yılında yüzde 8 civarında.

94 krizinden sonra bu oran 1995 yılında yüzde 14,5'a yükseliyor. 2001 krizine kadar bu oran yüzde 15-18 aralığında dalgalanıyor.

2001 krizinden sonra ise bu oran yüzde 25'in üzerine çıkıyor. 2009 rakamı ise yüzde 28. Sanayicimizin cirosunda ihracatın payı artıyor. Ancak bu payı en az % 50 seviyesine çıkarmamız gerekiyor.

Orta yüksek ve yüksek teknolojili sanayilerde üretim ve ihracatın arttırılmasına ihtiyacımız var. Bu tip üretime somut destekler vermemiz gerekiyor.

İş gücü maliyetlerinin düzenli olarak arttığı bir ortamda sanayide ray değiştirici bir dönüşüm ihtiyacı çok açıktır. Bu bağlamda Ar-Ge teşviklerinin daha da artması gerekiyor. Mevcut sektörel teşviklerin de Türkiye'nin 2023 hedefleri ile uyumlu şekilde genişletilmesi gerekiyor.

Türkiye 2023'te kuvvetli bir sanayi ülkesi olma vizyonu ile hareket etmeli. Bu vizyona uyumlu bir teşvik politikası geliştirilmeli ve uygulamaya geçilmelidir.

Bu teşvik politikasının tamamlayıcı bir ayağı da kısa vadede desteklerin artmasıdır. İhracatçılarımıza kullandırılmak üzere merkezi bütçeye 600 milyon TL konuyor. Biz ihracatın % 1'i kadar bir kaynağın bütçeye konmasını istiyoruz.

Değerli konuklar,

İhracatçımızın finansman kaynakları genişletilmelidir.

En başta bir ihracat kredi garanti fonuna ihtiyacımız var. Sadece ihracat kredilerine garanti verecek olan bir fon kurulmalıdır. Fon ilk aşamada 500 milyon TL sermaye ile kurulmalı. Fon hem Eximbank'ın hem de diğer bankaların ihracat kredilerine kefalet vermeli.

Ayrıca döviz istikrar fonu kurulmalıdır. İhracatçının döviz kuru riskini hedge edecek bu fonun kaynağı da ülkemize giren sıcak paranın gelirinden sağlanmalıdır. Döviz kuru riski sigortası uygulaması Güney Kore, Polonya, Hindistan gibi ülkelerde var.

İhracatçılar için Eximbank'ın yeniden yapılandırılması büyük önem taşıyor.

Eximbank piyasa ile aynı şartlarda kredi kullandırıyor. Bu konuda acil çözümlere ihtiyacımız var.

Diğer önemli bir nokta ise sermaye konusu. Eximbank'ın sermayesini büyütmek zorundayız. Ancak bu şekilde Eximbank'ın ihracatçılara verdiği desteğin arttırılmasını sağlarız.

Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu (KKDF) ve TL kredilerden alınan Banka Sigorta Muamele Vergisi'nden (BSMV) kaynaklanan maliyetler yüksektir. Kriz şartlarında kendi imkânları ile finansman yaratan kuruluşların rekabet gücünü olumsuz yönde etkilemektedir. Bu vergilerin kaldırılması gerektiğini düşünüyoruz.

Değerli konuklar,

Rekabetçiliğimizi etkileyen diğer bir alan da istihdamdır. İyileşme yapabileceğimiz birçok alan var. Bunların başsında esnek çalışma modelleri, yarı zamanlı çalışma, özel istihdam bürolarının kurulması gelmektedir. Yeni uygulamaların hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Ekonomik gelişme seviyesine bağlı farklı asgari ücretlerin uygulanması, I. ve II. bölgede aynı, III. ve IV. bölgede daha düşük asgari ücret uygulanması bize göre mümkündür.

İşverenlerimizin üzerinde ciddi bir kıdem tazminat yükü bulunmaktadır. Kıdem tazminatı fonu kurulması ve çalışanların kıdem tazminatlarının fon tarafından ödenmesi gerekiyor.

Girdilerimizin içinde enerji çok önemli bir yer almaktadır. Bazı sektörlerimizin rekabetçiliği için enerji maliyetleri hayati önemdedir. Enerji maliyetleri üzerindeki vergi yüklerinin azaltılmasını istiyoruz.

Değerli Başbakan yardımcım, değerli konuklar,

İhracatçılarımızın karşılaştıkları makro gündemini paylaştım. Bu alanlarda iyileşmeler sağlamamız ve yol almamız bizlerin rekabet gücünü geliştirecek ve ülkemizin kalkınmasını sağlayacaktır.

Çünkü bizim 2023 yılı için ciddi hedeflerimiz var.

Bizim bir iddiamız var.

Biz dünya mal ticaretinden aldığımız payı ikiye katlamak istiyoruz.

İhracatımızı ortalama % 12 kesintisiz büyütmek istiyoruz.

Dünyanın 10. büyük ekonomisi olmak istiyoruz.

500 milyar dolarlık ihracata ulaşmak istiyoruz. Bu büyük hedefler için de dış ticarete konu olacak alanlara yoğunlaşmamız gerekiyor. Üretmemiz ve ihraç etmemiz gerekiyor.

Katılımınız için teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

Mehmet Büyükekşi

Tim Başkanı

Kaynak: DHA