100. Yılında İmam Hatip Liseleri Uluslararası Sempozyumu - Son Dakika
Son Dakika Logo

100. Yılında İmam Hatip Liseleri Uluslararası Sempozyumu

100. Yılında İmam Hatip Liseleri Uluslararası Sempozyumu
23.11.2013 15:51

Başbakan Yardımcısı Bozdağ: (1)  "İmam hatip nesli, bu ülkeye ne kazandırdı, hangi ihtiyaçtan doğdu ve var olduğu süreçler içinde neler yaptı? Bunları hepimizin objektif olarak değerlendirm...

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, "İmam hatip nesli, bu ülkeye ne kazandırdı, hangi ihtiyaçtan doğdu ve var olduğu süreçler içinde neler yaptı? Bunları hepimizin objektif olarak değerlendirmeye tabi tutması halinde, göreceğiz ki bu nesil, bu millete ve bu devlete çok şey kattı" dedi.

Bozdağ, Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Yerleşkesi'nde İmam Hatip Mezunları ve Mensupları Derneği (ÖNDER), İlim Yayma Cemiyeti, İlim Yayma Vakfı, Ensar Vakfı, Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı (TÜRGEV) ile İstanbul Büyükşehir Belediyesinin katkılarıyla düzenlenen "100. Yılında İmam Hatip Liseleri Uluslararası Sempozyumu"nun açılışında yaptığı konuşmada, imam hatip liselerinin uluslararası boyutta masaya yatırılmasının son derece önemli olduğunu belirterek, sempozyumun düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür etti.

Sempozyumda, imam hatip okullarının tarihinin, bugününün ve yarınlarının detaylı şekilde ele alınacağını ifade eden Bozdağ, "Bundan biz Hükümet olarak istifade edebileceğimiz gibi, yurt dışından da buraya gelmiş olanlar, kendileri açılarından mutlaka istifade edecekler ve buradan bir yol bulacaklardır" diye konuştu.

İmam hatip liseleri dendiğinde herkeste farklı düşüncelerin oluştuğunu kaydeden Bozdağ, "Biz ne kadar seviyorsak, ne kadar takdir ediyorsak, bilmemiz lazım ki başkaları da o kadar ürküyor ve o kadar farklı noktadan bakıyor. Bizim evvela bu konuya doğru bakmamız lazım. İmam hatip nesli, bu ülkeye ne kazandırdı, hangi ihtiyaçtan doğdu ve var olduğu süreçler içinde neler yaptı? Bunları hepimizin objektif olarak değerlendirmeye tabi tutması halinde, göreceğiz ki bu nesil, bu millete ve bu devlete çok şey kattı. Hep kazandırdı, hiç kaybettirmedi. Hep artılarıyla, faydalarıyla önde oldu, eksileriyle, yanlışlarıyla hiçbir zaman önde ve gündemde olmadı. Buna tarih şahittir. Buna Türkiyemizin bugüne kadar olan geçmişi tanıktır" ifadelerini kullandı.

İmam hatip liselerine toplumun sahip çıktığına işaret eden Bozdağ, sözlerine şöyle devam etti:

"İmam hatip liseleri esasında milletin okullarıdır. Çünkü bu okulları kuran bizzat millettir. Devlet olarak pek çok okulu bütçeden yapıyoruz ama imam hatip liselerinin binalarına, Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin bütçelerinden bugüne kadar ne kadar para ayrılmıştır diye baktığımızda, herhalde devede kulak tabirini kullansak, fazla olur gibi geliyor. Çünkü bu okulların bütçesi, milletimizin Allah rızası için gönül hazinelerinden verdiklerinden oluşmuştur. Ceplerinden vermişler, tarlasındaki ürünü, dükkanındaki karı ve onların verdikleriyle ihlas ve samimiyet üzere bu okulların temelleri atılmıştır. Harcında o var, tuğlasında o var, her karışında milletimizin ihlas ve samimiyeti var. Parası olan parasını vermiş ama baktığınızda, parası olan da olmayan da bu okulların inşaatında çalışmayı bir ibadet kabul etmiştir. Ustalarına bakın; çoğunun para almadıklarını görürsünüz. Amelelerine bakın; Allah rızası için gelip, 'burada benim katkım olsun' diye ibadet aşkıyla çalışan insanlar olduğunu görürsünüz. Dolayısıyla para vereniyle vermeyeniyle ama her bir insanımızın bu okulların harcında, bu okulların her karesinde emeği vardır, ihlas ve samimiyet vardır. O yüzden milletin sahip çıktığı okullar, milletin yaptığı okullar ve milletin devletine emanet ettiği okullardır. "

İmam hatip okullarına devletin hep olumsuz bir yaklaşım içinde olduğunu, bu yaklaşımın son yıllara kadar sürdüğünü aktaran Bozdağ, "Hamdolsun, şimdi tarih oldu ama bizim bunu da görmemiz lazım. Çünkü bu okulların öğrencilerine üniversitelerin kapılarını kapatıyorsunuz. Lise de demiyorsunuz, adını başka koyuyorsunuz. Yüksek İslam Enstitüsü dışında, ilahiyat fakülteleri dahil din eğitimi veren bir yükseköğrenim kurumuna girmesine izin vermiyorsunuz. Bu bir ayrımcılıktır. Pek çok insan ikinci bir liseyi bitirerek üniversiteye girdi" diye konuştu.

Geçmişte, "İmam hatip lisesi öğrencisinin geleceği yok, önü kapalı. Bir işe giremez" şeklinde bir algının var olduğunu, öğrenci sayısı az imam hatip okulunun da hemen kapatıldığını kaydeden Bozdağ, "İnsanlar bütün bunlara rağmen okullarına sahip çıktı, çocuklarını bu okullara verdi ve bu okullar milletin sahip çıktığı okullar oldular. Büyük başarılara da imza attılar. Bu yüzden de milletimizin okullarına milletimiz sahip çıktığı sürece, siyasal rüzgarlar nereden eserse essin bu okullar varlığını devam ettirecektir. Çünkü her türlü rüzgara rağmen var olmuşlardır. 100 yıllık geçmiş, nice yüzyıllar bu okulların, milletimize ve insanlığa hayırlı hizmetler yapacağının kanıtıdır. Onun için de bu okullar üzerinde düşünenler, 100 yıllık tarihe bakarak bir kez daha mutlaka düşünmelidirler" dedi.

Geçmişte imam hatip liselerine karşı siyasetçilerin söylediği sözleri de hatırlatan Bozdağ, şöyle konuştu:

"Esasında karşı duruş, imam hatip liselerinin varlığına değildir. Karşı duruş, din eğitimi almış, dini bilgisi olan kişilerin çoğalmasına, onların varlığınadır. Yoksa bu okulların duvarlarına, öğretmenlerine birilerinin karşı duruşu yok. Onun için bakarsanız, 'Komünizme karşı tedbir olarak din bilgisi dersinin konulmasını bir zehire karşı başka bir zehirle tedavi' gibi gören bir başbakan 40'lı yıllarda vardı ama yine Türkiye Cumhuriyeti'nin bu okullarda okuyan yavrularımıza 'yarasa' diyebilecek bir başbakanı da daha dünkü tarihte vardı. Çok yakın. Yıl 1997. Ne fark var? 40'lı yıllarda 'Bir zehri diğer zehirle tedavi eden' bakışla, 90'lı yıllarda bu okullarda okuyan çocuklarımıza 'yarasa' diyen bir başbakan arasında. Bu bir bakış meselesi, onun için bu bakış her zaman varlığını korudu. İmam hatip liseleri, esasında bu liselere sahip çıkan milletimizin varlığı, Türkiye'de din eğitimi konusunda, dini bilgilerle donanmış bir neslin yetişmesi konusunda devlet katında ortaya konulmuş olan iradeye millet tarafından yapılmış itirazdır. Milletin itirazıdır. 'Biz dinini de bilen, dünyayı da bilen, batıyı da doğuyu da bilen bir nesil istiyoruz' düşüncesidir."

"Çocuklar potansiyel tehlike gibi algılanıyordu"

Bu konularda geçmişte büyük sıkıntılar, ıstıraplar yaşandığını aktaran Bozdağ, "Cumhuriyet dönemi içerisinde bir yandan bütün imam hatip liseleri kapatılırken, daha sonra öğrencisiz bırakılmak suretiyle 30'lu yıllarda kapısına tamamen kilit vurulurken, dine dair olan konulara da büyük bir mücadelenin başlatıldığını hep beraber görüyoruz. Ezanların Türkçe okutulduğu yıllarda, o dönemde yaşayan insanların çektiği ıstırabı hepimiz biliyoruz. Kitaplardan biliyoruz, büyüklerimizden duyduk" diye konuştu.

Türkiye'de ezanın Arapça olarak yeniden okunduğu gün, ilk ezanın gözyaşları içinde dinlendiğini aktaran Bozdağ, şöyle devam etti:

"Bu milletti, inandığı dinin ezanına hasret bıraktılar. Kur'an-ı Kerim'lerin, Amme Cüzlerinin, Tebareke'nin, Elifba'nın suç malzemesi olarak zabıt tutanaklarına girip adliyelere sevk edildiği dönemleri biz yaşadık. Sonra kapılar açıldı ama bu kapıları açarken de ayrımcılık üzerine bu kapılar açıldı, bu okullara giden çocuklara, diğer okullara giden çocuklar gibi eş ve eşit bir gözle bakmayı uzunca bir zaman maalesef beceremedik. Üniversite kapılarını kapattık, 83'te bu kapılar açıldı. 1997'ye geldiği zaman birden bire 1930'ların Türkiye'sinin yeniden ortaya çıktığını görüyorsunuz. Adeta bir devlet, kendi okullarında okuyan çocukları potansiyel tehlike, potansiyel tehdit olarak algılıyor. Düşünebiliyor musunuz? Bir ülke, anayasasında 'demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletiyiz' diyor. Okullar açmış, ilanlar veriliyor. 'Herkes bu okullara çocuklarını kaydettirebilir' diyor. Öğretmenlerini kendi atıyor. Yöneticilerini kendi atıyor. Ders kitaplarını kendi tespit ediyor. Programlarını, müfredatın içeriğini kendisi tespit ediyor. Müfettişleriyle bu okulları denetliyor ama sonra da bu okullara giden çocuklara, şaşı gözle bakıyor, devlet için, millet için, bunları tehlike ve tehdit olarak görüyor. Yetmiyor, bunların velilerini, yetmiyor bunların akrabalarını da bu tehdit ve tehlike algılamasının içerisine alıyor. Böyle bir devlet hukuk devleti olabilir mi? Demokratik devlet olabilir mi?"

Mahkemelerin verdiği kararlar

28 Şubat sürecinde de büyük sıkıntılar yaşayan insanlar olduğunu, 1998'de Ezher Üniversitesi'nden mezun okul müdürü bir arkadaşının, denklik diplomasının iptal edildiğini ardından kısa dönem askerlik yaptığı halde uzun dönem askerlik yapması için çağrıldığını aktaran Bozdağ, pek çok kişinin mağduriyetler yaşadığını aktardı.

Mahkemelerin bu dönemde aldığı kararlara yönelik eleştirilerde bulunan Bozdağ, "Benim en çok üzüldüğüm nokta da şudur: Siyasiler böyle birtakım şeyler yaptı ama mahkemelerin dava edenlere karşı verdiği kararlar, siyasilerin attığı adımlardan daha fazla hukuk adına beni yaralamıştır. Siz haksızlığa uğruyorsunuz. Hukuksuzluk var. Mahkemeye gidiyorsunuz. Hakim görüyor, haksızlığı, hukuksuzluğu, çok aleni. Delile bile hacet yok. Haksıza 'haklı' diyen, zulme uğrayana adeta 'sen bunu hak ettin' diyen kararlar idari yargıdan ve diğer yargı organlarından gelince daha da fazla üzüldüm, yıkıldım. Çünkü yargı her zaman hakkın ve hukukun yanında duracak. Verdiği kararlarla bunu yapması lazımdı ama bunu yapmadılar. Peki ne oldu, bunların hepsi Allah'ın izniyle bir başka şekilde değişime uğradı" diye konuştu.

Kesintisiz 8 yıllık eğitimin görünürde imam hatip liselilerin önünü kesmeyi, gerçekte ise Anadolu insanının tamamının önünü kesmeyi hedeflediğini söyleyen Bozdağ, "Çünkü kırsalda, köyde, beldede, öğretmensiz 8 yıl okuyan çocukların, 3 yıllık lise döneminde, 8 yıllık eğitimdeki boş geçen yılları telafi edebilmesi ve Türkiye'nin en iyi üniversitelerine, düz liseye gitse dahi girebilme imkanı elinden alınmıştır. Zaten oralarda okuyanların Anadolu liselerine, fen liselerine gidebilme imkanları elinden alınıyor ama farz edin gitti, gittiği zaman da kazanma imkanı neredeyse yok denecek kadar azalıyor, açığı kapatma imkanları ortadan kalkmıştır" dedi.

Türkiye'nin ikliminin kolay değişmediğini kaydeden Bozdağ, şöyle devam etti:

"2008 yılının Türkiye'sinden bir örnek vermek istiyorum. O zaman savcı, AK Parti hakkında kapatma davası açmıştı. Davanın delilleri arasında, başörtüsü ve kat sayı meselesi vardı ve bu konularda söylediğimiz sözler vardı. Dün, bugün Türkiye'de olanları söylemek, yapmak, bir parti için kapatma, kapatılma nedeni, siyasetçi için yasaklanma nedeniydi. O kadar da kolay işler değildi ama geldiğimiz noktada bu konularda yaşanan sıkıntıları aşan adımlar attık. '4+4+4' ile kesintili hale eğitim sistemimizi yeniden getirdik. İmam hatip liselerinin orta kısmını yeniden açtık. Şimdi ülkemizin dört bir yanında insanlarımız bu okullara gidebiliyor. Yine katsayı engelini kaldırdık. YÖK kendi kaldırmıştı önce ama Danıştay maalesef yapılan itiraz üzerine YÖK'ün bu kararını iptal eden bir karar verdi. Yıl 2011, fazla uzak değil. Daha sonra katsayı engelini de biz, yine mahkemede olduğu dönemde, yasal düzenleme yapmak suretiyle kaldırdık. Şu anda imam hatip lisesi mezunlarıyla diğer okul mezunlarının üniversiteye giriş şartları arasında herhangi bir fark yoktur. Kim ne kadar ter, kim ne kadar emek verirse o kadar fazla netice alma imkanına sahip olmuştur. Bu noktada bir haksızlık, bir hukuksuzluk ortadan kaldırılmıştır."

İmam hatip okulları mezunlarının, 2001'de yapılan düzenlemeyle polis okullarına girmelerinin önüne engel getirildiğini kaydeden Bozdağ, yaptıkları düzenlemeyle buna da son verdiklerini ifade etti.

Bozdağ, Kur'an kurslarının önündeki engelleri de kaldırdıklarını söyledi.

- İstanbul

Kaynak: AA

Son Dakika Güncel 100. Yılında İmam Hatip Liseleri Uluslararası Sempozyumu - Son Dakika


Advertisement