Başbakan Ahmet Davutoğlu, akademisyenlerin bildirisine ilişkin, "Her bir bilim insanın tek başına özgün bir tavır sergilediği zaman bilim insanı niteliği kazanır. Bu imzayı atan her bir akademisyeni tek başına bu metni tekrar okumaya ve bütün zikrettiğim hususlar içinde tekrar değerlendirmeye davet ediyorum" dedi.
Dolmabahçe'deki Başbakanlık Ofisi'nde Yükseköğretim Kurulu (YÖK) üyeleriyle bir araya gelen Davutoğlu, Barış için Akademisyenler İnsiyatifi'nin bildirisinde imzası bulunanlara yönelik eleştirilerini sürdürdü.
Öğretim üyelerinden özgün bir tavır sergilemesinin beklendiğini dile getiren Davutoğlu, "Her bir bilim insanı tek başına, özgün bir tavır sergilediği zaman bilim insanı niteliği kazanır. Bu imzayı atan her bir akademisyeni tek başına bu metni tekrar okumaya ve bütün zikrettiğim hususlar içinde tekrar değerlendirmeye davet ediyorum" ifadesini kullandı.
Başbakan Davutoğlu, bilim camiasından tam bir özgürlük ortamı içinde her bir meseleyi tartışmasını ancak asla ve asla teröre ve şiddete, baskıya ve yasakçı bir üsluba sapmamasını istedi.
"Her an hesap vermesi gereken ve halk tarafından seçilmiş hükümet tarafından görevlendirilen güvenlik birimlerinin yanında da bazı illerde, ilçelerde ya da bölgelerde ayrıca silahlı gruplar da olabilir ve onların da varlığını devlet kabul etmelidir" görüşünü savunan tek bir siyaset bilimci ya da bu görüşü uygulayan tek bir demokratik devletin olmadığını vurgulayan Davutoğlu, "Bunu meşru gören bir tek demokratik hukuk devletini getirsinler, bütün bu söylediklerimi geri almaya hazırım. Eğer getiremeyeceklerse o zaman dönüp demokrasiye sahip çıkmaları lazım" diye konuştu.
"Bir tek ülke göstersinler"
Bildiriye imza koyan akademisyenleri partilerinin programına değil demokrasiye sahip çıkmaya davet ettiğini aktaran Davutoğlu, "Herkes tercihini yapmıştır 1 Kasım'da, şimdi de yapabilir. Kimseyi kimseye tercihe zorlayamayız ama onları demokrasiye sahip çıkmaya davet ediyorum. Demokrasiye sahip çıkmak aydın olmanın bir gereği ise, o zaman bu soruma net bir cevap istiyorum. Dün bu soruları sordum, hiçbir cevap gelmedi. Bütün bu akademisyenlere tek tek soruyorum, bir tek ülke göstersinler bize, bir tek ülke, demokratik bir ülke ki meşru güvenlik güçleri dışında herhangi bir silahlı gruba izin vermiş olsun" dedi.
Terör örgütüne "Sen silahları göm, silahları terk et" demeden Hükümet'e dönüp "Çatışmaları durdur" demenin o bölge ve ilçelerin terör örgütünün insafına terk edilmesi manasına geldiğini söyleyen Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Ben bir akademisyen olarak her düşünceyi herkesle, her zeminde tartışırım ama halkın yüzde 49,5 oyunu almış ve emanetini omuzlarında taşıyan bir demokratik hukuk devletinin başbakanı olarak kesinlikle böyle bir uygulamaya ne izin veririm ne cevaz veririm ne de böyle bir uygulamayı savunanlar karşısında bir adım geri adım atarım. Bütün bu ilçeler temizlenecek. Cizre'nin bütün okulları,öğretmenlerin ve öğrencilerin buluştuğu yer haline gelecek. Sur'un bütün tarihi mekanları, o güzelim Diyarbakır'ın, dünyanın her yerinden gelen insanlarına açık olacak. Silopi'nin, Yüksekova'nın, her bir ilçemizin hastaneleri, yaralıları değil doğal olarak o günlerde kim hasta olmuşsa onları tedavi eden şifa diyarları haline gelecek. Ondan sonra her şeyi konuşuruz. Ondan sonra konuşulacak mekan neresidir? TBMM'dir. Herkes istediğini getirir, söyler. Üniversitelerde herkes istediğini söyleyebilir ama bu olmadan, böyle bir tartışma ortamının doğacağını ümit etmek, devlete 'Sen kamu düzeninden vazgeç varoluş sebebini yok say ve ülkede parçalanmış otoritelere dayalı Irak, Suriye benzeri görüntülerin çıkmasına izin ver' deniyorsa izin vermeyi. Niye izin vermeyiz? 'Nereden güç alıyorsunuz?' deniyorsa, 1 Kasım seçimlerinde milletin iradesinden. O veya bu etnik grubun siyasi iradesinden değil milletin iradesinden güç alıyoruz. 'Kime hesap verirsiniz?' derseniz, bütün bu temel ilkelerini kaybetmiş bir akademisyen, iddialı bir topluluğa değil, millete hesap veririz. 'Ne zaman hesap sorulur?' denirse seçim meydanlarında sorulur, her yerde sorulur. O hesabı da vermeye hazırız."
Başbakan Ahmet Davutoğlu, üniversitelerin en önemli misyonlarından ilkinin evrensel insanlık birikimini yeni nesillere aktarmak olduğunu kaydetti. Küreselleşme ile yeni bir döneme girildiğini aktaran Davutoğlu, yeni kültürel harmanlamada 19. yüzyılda olduğu gibi "Herkes Avrupa rasyonalitesini taklit ederek kendini değiştirsin" zihniyeti yerine bütün kültürlerin bulundukları havzalarda kendilerini yeniden üreterek insanlık birikimini inşa ettiklerini söyledi.
Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Öyle bir üniversite eğitimi vermeliyiz ki insanlığın geriye doğru en derin birikimini öğrencilerimize aktarabilelim ve bugün itibariyle de en geniş satıhtaki birikimini öğrencilere aktarabilelim. Çünkü bugün öğrencilerimiz, bugünkü nesil, bir düğmeyle Latin Amerika'daki bir arkadaşıyla konuşuyor, yarın bir şirkette çalıştığında bir Çinliyle aynı odayı paylaşacak, belki başka bir gün bir uçakta yanında oturduğu bir Afrikalıyla konuşacak. Tek boyutlu, tek yönlü bir anlayışı öğrencilerimize yerleştiremeyiz aksine bütün insanlık birikimine açık ve kuşatıcı, evrensel anlamda aydın olma niteliğine haiz insanlar yetiştirmek... Kuşatıcı, tabulara dayanan değil tabuları yıkan, herkesle kucaklaşabilen, bir insanlık birikimi. İslam dünyasının bugün özellikle bölgemizde dışlayıcı, kutuplaştırıcı atmosferinin reçetesi bizim kültürel temelimizde söz konusu olan, bazen Hazreti Mevlana'nın Mesnevisi'nde bazen Hacı Bektaş-ı Veli'de, bazen Muhiddin Arabi'de ama herkesi kuşatan düşünceyi de kendi içinde barındıran bir evrensel anlayış."
"Üniversiteler, 'bastığı toprağın insanı olan' aydınlar yetiştirmeli"
Üniversitelerin kendi özgün aydınını yetiştirmekle de sorumlu olduğunu vurgulayan Davutoğlu, üniversitelerin "bastığı toprağın insanı olan" aydınlar yetiştirmesi gerektiğini söyledi.
Başbakan Davutoğlu, "Biz Dünya Savaşı şartlarından sonra 'şurada da şurada bir ulus doğsun' diye bir adı konmuş, ülke adı vermeyeyim de yanlış anlaşılır, adı konmuş bir topluluk da değiliz. Şu metne sirayet etmiş olduğu şekilde öyle kimliksiz 'bölge halkları' diye bir halkın da parçası değiliz. Biz asırlarca, bütün bu unsurlarıyla anasırıyla birlikte büyük bir medeniyete beşiklik etmiş bir toprağın ve hangi etnik kökenden, hangi mezhebi kökenden gelmiş olursak olalım, bütün o birikimi kuşatan bir kültürel harmanın çocuklarıyız. Dolayısıyla yetiştireceğimiz nesiller de mutlaka bu boyutta olacak" diye konuştu.
Üniversitelerin mesleki formasyon eğitimi veren kuruluşlar olduğunu da aktaran Davutoğlu, "Üniversite reformu gerçekleştirilirken üniversitelerimizin medreselere ikame edileceği düşünüldü ama daha çok loncalar ikame eder gibi hala bakıyoruz. Yani medreseleri ikame etmiş olsaydı önce aydın olmasına, önce ilim adamı, önce bir mütefekkir adını ne koyarsak koyalım olmasını, ilk iki unsura ağırlık verirdik ama zamanla üniversiteler loncalara ikame edilen meslek sahibi kılınan yerler.... Bu tabii önemlidir ama esası değildir" dedi.
Üniversitelerin meslek sahipleri yetiştirmek misyonunun da hiç ihmal edilmeyecek unsuru olduğunu kaydeden Davutoğlu, "Reformumuzun esası özgürlükçü, herkesin kendi düşüncesini ve anlayışını açık ve net bir şekilde savunabildiği ve bu sebeple yadırganmadığı, dışlanmadığı, hani 27 Mayıs'tan sonra 147'likler gibi 12 Eylül'den sonra 1402'likler gibi dışlanmadığı ama aynı şekilde herkesin birbirine saygı içinde toplumun ve insanlığın ortak değerlerini yani insan onurunu, yani şiddete karşı duruşu, yani teröre karşı ideolojik farklılıklardan azade olarak ortak bir tutum sergileyişi benimseyen bir atmosferde bilim dünyasını inşa edebiliriz" ifadesini kullandı.
(Sürecek)
Son Dakika › Güncel › Başbakan Davutoğlu, YÖK Üyeleriyle Bir Araya Geldi - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.