Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Avrupa Birliği ile
Türkiye arasında süren müzakerelerde ilk açılan fasıllardan birinin enerji
konusunda olması gerektiğini belirterek, "Ancak gelinen noktada, halen enerji
faslının açılamaması, malum sebeplerle bloke edilmesi, Avrupa Birliği'nin
stratejik miyopluğundan başka bir şey değildir" dedi.
Cumhurbaşkanı Gül, Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve
İklim Merkezi (IICEC) tarafından düzenlenen IICEC 4. Geleneksel Uluslararası
Enerji Forumunun açılışında konuştu.
Gül, kaya gazının ABD'de yaygın kullanımının önünün açılmasının, son dönemde
meydana gelen ve küresel enerji piyasasında kayda değer değişikliklere yol açacak
bir gelişme olduğunu belirtti.
Bu gelişmenin, küresel enerji piyasalarında yeni bir paradigma yarattığını
aktaran Gül, ABD, Kanada, Meksika, Latin Amerika, Çin ve Avustralya'da keşfedilen
muazzam rezervlerin, enerji piyasasına sürülmesinin sadece ekonomik değil,
stratejik anlamda da önemli tesirleri ve neticeleri olacağını, LNG
(sıvılaştırılmış doğalaz) ithalatını bitiren ABD'nin LNG ihracatçısı konumuna
gelmesinin beklendiğini anlattı.
Gül, yüksek ekonomik büyüme oranları ile Çin, Hindistan ve Brezilya gibi
ülkelerin enerji pastasından giderek daha büyük pay talep etmelerinin kaçınılmaz
olacağını dile getirerek, bu durumun bugüne kadar doğu-batı, güney-kuzey
ekseninde cereyan eden enerji jeopolitiğini köklü bir şekilde değiştirmeye namzet
olduğunu, Türkiye'nin de hızla kalkınan bu dev ekonomilerin küresel düzeyde
yürüttüğü aktif enerji politikalarını yakından takip ettiğini kaydetti.
Çin, Brezilya ve Güney Kore gibi ülkelerin, geçmişte batılı ülkelerin "7
Sisters" olarak adlandırılan petrol şirketleriyle rekabet edebilecek güçteki
petrol firmalarıyla artık birer küresel oyuncu haline geldiğini belirten Gül,
"Küresel enerji jeopolitiğinde bu kadar önemli gelişmeler cereyan ederken,
Türkiye sadece enerji geçişi sağlayan bir transit ülke olmakla yetinemez" dedi.
-"TPAO'nun şirket ve sermaye yapısı, güncel şartlara göre revize edilmeli"-
Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye'nin, büyük savaşların ve rekabetin ekseni olan
enerji bölgelerinin neredeyse merkezinde bir ülke olduğuna işaret ederek,
Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da başlayan halk hareketlerinin açığa çıkardığı tarihi
dönüşüm ortamında enerji alanında da kartların yeniden dağıtıldığına şahit
olduklarını, bu nedenle Türkiye'nin vakit kaybetmeden yanı başında bulunan enerji
üretim merkezlerinde de güçlü şirketleriyle yerini alması gerektiğini vurguladı.
Gül, üretim konusunda da Libya'dan Irak'a kadar önemli bir fırsat
penceresinin Türkiye'yi beklediğini, bunun ancak başta Türkiye Petrolleri Anonim
Ortaklığı (TPAO) olmak üzere güçlü petrol şirketlerinin varlığıyla
başarılabileceğini söyledi.
Bu anlamda TPAO'nun şirket ve sermaye yapısının güncel şartlara göre revize
edilerek küresel ölçekte rekabet edecek hale getirilmesi gerektiğini belirten
Gül, bu doğrultuda şirketin bir kısım hisselerinin halka arzı, özel sektörlerle
işbirliği, yabancı ortaklıklar gibi çeşitli fırsatların düşünülebileceğini
anlattı.
-"Enerji konusunda yurt dışında faaliyet göstermek isteyen şirketlerimiz
yetersiz"-
Gül, yurt dışında enerji piyasalarında faaliyet göstermek isteyen özel
sektör şirketlerinin ölçek olarak yetersiz olduğunu, büyük piyasalardaki büyük
şirketler düşünüldüğünde enerji firmalarının hangi boyutta sermaye yapılarının
olması gerektiğinin gayet açık şekilde ortaya çıktığını ifade ederek, şöyle devam
etti:
"Bu açıdan baktığımızda bizim şirketlerimizin yetersiz olduğu da gayet
ortadadır. Bu bakımdan özel sektöre çağrım şudur ki; özellikle yurt dışı
piyasalara giderken, birleşerek büyük konsorsiyumlar haline gelerek, güçlü büyük
sermayelerle gitmek gerekir. Bunu yapmadığımız süre içinde siyasetçilerin, devlet
adamlarının, açıkçası bizlerin sizlere yardımcı olma imkanımız da azalmaktadır.
Dünya enerji sektöründe aktif rol oynayabilmek için, gerek kamuda gerekse özel
sektörde kendi küresel oyuncularımızı artık ortaya çıkartmamız gerektiğine büyük
bir ihtiyaç vardır. Türkiye hızla büyümekte, kentleşmekte ve halkımız artan refah
imkanlarından daha fazla yararlanmak istemektedir. Tüm bu dinamikler Türkiye'yi
OECD ülkeleri arasında enerji talebi en fazla artan ülke konumuna getirmiştir.
Fosil kaynaklar bakımından yüzde 90 dolayında dışa bağımlı olmasına ve hızla
artan enerji talebine rağmen Türkiye'nin henüz nükleer enerjiden yararlanamaması,
şüphesiz büyük bir eksikliktir."
-"Nükleer enerji santralleri gecikmiş, ancak siyasi anlamı büyük projeler"-
Cumhurbaşkanı Gül, 1967-1970 yıllarında ülkenin gündemine giren nükleer
enerji santrallerinin Türkiye'deki geçmişinden bahsederek, nihayet iki santralin
ihalesi yapıldığını ve birinin temellerinin atıldığını hatırlattı.
Bu santrallerin, sadece enerji piyasasıyla ilgili projeler olmadığını,
siyasi anlamı olan büyük projeler ve çok gecikmiş başlangıçlar olduğunu ifade
eden Gül, bu santraller yapılırken Türkiye'nin aşama aşama devreye girip kendi
santrallerini yapabilecek duruma gelmesi, projeler yürütülürken uluslararası
düzeyde kabul edilen en ileri güvenlik standartlarının uygulanılması gerektiğini
vurguladı.
Gül, yenilenebilir enerji bakımından potansiyele sahip olan Türkiye'nin, bu
konuya gerek enerjide dışı bağımlılığın azaltılması gerekse çevresel mülahazalar
ışığında özel önem verdiğini, bu nedenle gerek yenilenebilir enerji gerekse
enerji tasarrufu ve verimliliği alanındaki inovasyon ve Ar-Ge çalışmalarına
şimdiden güçlü bir destek vermek mecburiyetinde olunduğunu kaydetti.
Uluslararası Enerji Ajansı'nın bu yılki enerji görünümü raporunda, enerji
verimliliğini bir yakıt olarak telakki ettiğini, bu konuda büyük israf olduğunu
aktaran Gül, Türkiye'nin 2023 yılı itibarıyla toplam enerji üretiminin yüzde
30'unun yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılanmasının hedeflendiğini
bildirdi.
-"Türkiye, Avrupa'nın enerji arzı güvenliğinde de önemli bir aktör haline
gelmiştir"-
Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye'nin dünyadaki değişimlere geniş bir perspektifle
yaklaşması, sağlam temellere dayanan bir vizyonla hareket etmesi, vizyonlarının
da tüm boyutlarıyla entegre olmuş tutarlı bir enerji politikasını içermesi
gerektiğinin altını çizerek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Türkiye, bugüne kadar öncülük ettiği çok boyutlu projelerle kendi enerji
güvenliğini sağlamasının yanı sıra, Avrupa'nın enerji arzı güvenliğinde de önemli
bir aktör haline gelmiştir. Bu noktada şüphesiz ki bir üzüntümüzü de ifade
etmeden geçemeyeceğim. Avrupa Birliği ile müzakere faslında olan ülkenin herhalde
ilk açılması gereken fasıllardan biri enerji faslı olmalıydı. AB, Türkiye ile
müzakerelere başlamadan önce yaptığı strateji raporlarında Türkiye'nin en büyük
katkısının enerji alanında olacağını açık açık söylemiş ve Türkiye ile müzakereye
başlamanın en önemli gerekçelerinden birini enerji olarak göstermişti. Ancak
gelinen noktada, halen enerji faslının açılamaması, malum sebeplerle bloke
edilmesi, Avrupa Birliği'nin stratejik miyopluğundan başka bir şey değildir.
Bundan sonra asıl hedefimiz, hidrokarbon kaynakları bakımından zengin yakıt
coğrafyamızdaki enerji üretiminde aktif şekilde yer almak olmalıdır. Böylece
Ortadoğu ve Kuzey Afrika'dan Orta Asya'ya, Kafkaslar'dan Doğu Akdeniz'e kadar
geniş bir coğrafyada barış ve refahın yayılmasına katkıda bulunacak bir güç
haline geleceğimize inanıyorum."
(Bitti) - ISTANBUL
Son Dakika › Güncel › Iıcec 4. Geleneksel Uluslararası Enerji Forumu - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.