"Selam Tevhid'de kumpas" iddianamesinde, "Kamuoyunda '28 Şubat süreci' olarak bilinen darbe girişimine gerekçe olarak gösterilen, 31 Ocak 1997'de Ankara Sincan'da düzenlenen 'Kudüs Gecesi' isimli programın, şüphelilerce yürütülen bu soruşturma dosyasıyla hiçbir ilgisinin olmadığı açıktır. Yapılmaya çalışılan bu gecenin düzenlenmesine bir şekilde katılan kişileri dosyaya dahil ederek, irtibat kurmaktır" denildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili İrfan Fidan tarafından hazırlanan iddianamenin "Soruşturma kapsamında şüpheliler tarafından düzenlenen tüm bilgi, belge ve evrakların incelenmesi ve değerlendirilmesi" bölümünde, 5 Temmuz 2012'de Ankara Etlik Muhammediye Camisi'nde yapılan etkinlik ve bu konuda alınan "teknik araçlarla izleme" içerikli karara ilişkin tespit ve değerlendirmelere yer verildi.
Toplantıya katılan kişilerin "terör örgütü üyeliği" ile hiçbir ilgisinin olmadığı belirtilen iddianamede, "Bu durumun açıkça bilinmesine rağmen 'Ankara Etlik Muhammediye Camisi'ndeki toplantıya katılacak şahıslar' şeklinde gerekçesiz olarak teknik araçlarla izleme kararı talep edilmiş ve bu doğrultuda karar alınmıştır. Bu durum soruşturmayı yürüten şüphelilerin terör örgütü soruşturması bahanesiyle caminin takip edilmesi ve toplantıya katılanların tüm faaliyetlerinden haberdar olunması şeklindeki gerçek amaç ve kasıtlarını ortaya koymaktadır" değerlendirmesi yapıldı.
İddianamede, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135, 139 ve 140. maddelerinde belirtilen iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması, gizli soruşturmacı görevlendirilmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirlerinin, gerçek kişiler hakkında uygulanabilecek soruşturma tedbirleri olduğu ve sınırlı sayıda suç hakkında talep edilebileceği kaydedildi.
Bu tedbirlerin suçla ilgisi olmayan kişi ya da kişiler hakkında uygulanamayacağının açık olduğu vurgulanan iddianamede, "Açıkça bilinen bu amir hükme rağmen, tüzel kişi konumundaki Ankara Etlik Muhammediye Camisi herhangi bir sınır konulmaksızın takip edilmiştir. Amaç soruşturma bahanesiyle camide toplantıya katılan herkesi denetlemek ve toplantının terör kapsamında örgütsel toplantı olduğu şeklinde algı oluşturmaktır" ifadeleri kullanıldı.
İddianamede, soruşturma savcısı tarafından çok sayıdaki kişiye ait telefon ve mail adreslerinin takibinin sonlandırılarak imha edilmesi için yazılan talimat yazısına ilişkin değerlendirmeye de yer verilerek, şunlar kaydedildi:
"Bu yazı da soruşturmayı yürütenlerin gerçekleştirdikleri eylemin vahametinin bilincinde olduklarını (hakkında iletişimin tespiti, kayda alınması, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ve e-posta adreslerinin takibi kararı talep edilen ve uygulanan kişiler milletvekili, belediye başkanı, üst düzey bürokrat, öğretim üyesi, gazeteci ve iş adamı konumundaki terörle uzaktan yakından ilgisi olmayan kişilerdir) göstermektedir."
İran Konsolosluğu'na molotofkokteyli atılması
Soruşturma dosyasında İran'ın İstanbul Başkonsolosluğu'na molotofkokteyli atılmasıyla ilgili şüpheli olarak ifadesi alınan Javad Bishetap'a ait yazıya ilişkin değerlendirmeye yer verilen iddianamede, ismi geçen Bishetap'ın söz konusu yazıda İranlı yazar olarak tanıtıldığı aktarıldı.
İddianamede, yazıda Bishetap'ın İran rejiminden eziyet gördüğü ve 71 yaşındaki annesinin rejim tarafından eziyet edilerek öldürüldüğünün yazıldığı aktarılan iddianamede, şu değerlendirmeye yer verildi:
"Javad Bishetap tarafından yazıldığı düşünülen içeriği kısaca özetlenen bu belgeler, soruşturma dosyasına delil olarak konulmuştur. Bahçesine molotof atılan Fatih Cağaloğlu'nda bulunan konsolosluk İran Devleti İstanbul Başkonsolosluğu'dur. Soruşturmayı yürüten şüpheliler tarafından, bir İran vatandaşının ülkesi aleyhine gerçekleştirdiği eylem dosya kapsamındaki mağdurlarla ilişkilendirilmeye (soruşturma dosyasına dahil edilen mağdurlar İran yanlısı terör örgütü üyeliği ile itham edilmektedir) çalışılmaktadır. Bu durumun, terör örgütü soruşturması bahanesiyle delil toplamaktan ziyade mağdurlara hukuk dışı yöntemlerle şiddet eylemi atfetme çabası olduğu anlaşılmıştır."
- Basın üzerinden kamuoyu oluşturma çabası
Milliyet gazetesinin internet sitesinde 17 Ocak 2012'de yayınlanan "Kudüs Ordusu eylem için Türkiye'de" başlıklı habere ilişkin değerlendirmeye değinilen iddianamede, söz konusu yazının "7 Şubat MİT krizi" olarak bilinen tarihten 20 gün öncesine denk geldiği, bu durumun da MİT Müsteşarı dahil olmak üzere kurumun üst düzey diğer yetkililerinin de dahil edildiği soruşturmayla ilgili basın üzerinden kamuoyu oluşturma çabası olduğu vurgulandı.
İddianamede, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne 9 Mayıs 2012'de gönderilen "Hizbullahçılar" ve 16 Mayıs 2012'de iletilen "Hizbullah ve İran Ajanları" başlıklı ihbar maillerine ilişkin değerlendirmeye yer verilerek, her iki isimsiz e-postanın sıradan bir kimse tarafından yazılamayacak, uzmanlığı gerektiren konularda derlenmiş bilgilerle dolu, basit sayılamayacak nitelikte yorumlar içeren belge kapsamında olduğu belirtildi.
İhbar maillerinde ismi geçen kişi, internet siteleri, televizyon kanalı ve kurumların (İsra Haber, Kanalon4, Nureddin Şirin, Kenan Çamurcu, Hüsnü Mahalli, Ehlibeyt Alimleri Derneği, Selahattin Özgündüz) uydurma gerekçelerle şüpheliler tarafından soruşturmaya dahil edildiğinin altı çizilen iddianamede, "Zira bu ihbarları kim ya da kimlerin yaptığına ilişkin hiçbir araştırma yapılmamıştır. Bu durum da göstermektedir ki soruşturmayı yürüten şüpheliler, 'terör örgütü yöneticiliği ve üyeliği" suçundan haklarında soruşturma yürüttükleri mağdurlara yönelik 'sahte delil üretme' çalışması yürütmektedir" denildi.
"Gizli tanık Şafak'ın ifadesi"
İddianamede, Cumhuriyet Savcısı Adem Özcan ve TEM şube görevlisi şüpheli Erkan Ünal tarafından düzenlenen gizli tanık Şafak'a ait ifade tutanağına ilişkin yapılan değerlendirmede, şunlar kaydedildi:
"Soruşturmayı yürüten şüpheliler tarafından, haklarında 'terör örgütü yöneticiliği ve üyeliği' suçlarından soruşturma yürütülen, ancak 3 yıl 7 aylık süre zarfında herhangi bir delil bulunamayan mağdurları, terörle ve İsrail'in Tayland Büyükelçiliği'nde meydana gelen patlamayla irtibatlandırmak amacıyla sahte delil oluşturularak, 'El-Kaide Terör Örgütü Üyeliği' suçundan gözaltına alınan bir kişinin 'Şafak' müstear adıyla sahte gizli tanık yapıldığı, şahsın 'El-Kaide Terör Örgütü Üyeliği' suçlamasıyla başka bir soruşturmadan gözaltında bulunduğu esnada şüphelilerden Gafur Ataç tarafından tehdit edilmek suretiyle 22 Mart 2013'te sözde 'Kudüs Ordusu Terör Örgütü' kapsamında gizli tanık sıfatıyla ifade vermesinin sağlandığı, sahte delil üretmek suretiyle dosya kapsamındaki kişilere şiddet eylemi atfedilmeye çalışılmıştır."
Soruşturma kapsamındaki çok sayıda kişiyi, planlanan mizansen doğrultusunda İran devleti ile irtibatlandırmak ve İran lehine faaliyet yürüttükleri algısı oluşturmak amacıyla, bu kişilerle yüz yüze ya da telefonla görüşen herkesin takip edildiği aktarılan iddianamede, "Aynı şekilde sahte ifadede ismi geçen Kevser Yayınevi, Mustafa İslamoğlu, Akabe Vakfı ve Zeynebiye Camisi de soruşturmaya dahil edilmiş, bu kişi ve kurumlara yönelik tasarlanan amaca ulaşılarak, hukuka aykırı çok sayıda ses ve görüntü kaydı yapılmıştır" ifadelerine yer verildi.
"Kudüs Gecesi" programı
İddianamede, "Kamuoyunda '28 Şubat süreci' olarak bilinen darbe girişimine gerekçe olarak gösterilen, 31 Ocak 1997'de Ankara Sincan'da düzenlenen "Kudüs Gecesi" isimli programın, şüphelilerce yürütülen bu soruşturma dosyasıyla hiçbir ilgisinin olmadığı açıktır" denildi.
Soruşturmaya dahil edilen kişilerden İsmail Ünal, Hüseyin Avni Yazıcıoğlu, Nureddin Şirin, Hasan Kılıç'ın "Kudüs Gecesi" isimli organizasyonu düzenlemelerinin, bu durumu değiştirmeyeceği vurgulanan iddianamede, "Yapılmaya çalışılan bu gecenin düzenlenmesine bir şekilde katılan kişileri dosyaya dahil ederek irtibat kurmaktır. Aynı şekilde Uğur Mumcu, Muammer Aksoy ve Bahriye Üçok cinayetleri, bu olaylar sebebiyle yargılanan Faruk Özçelik, Mehmet Gürova ve İrfan Çağırıcı üzerinden Nureddin Şirin ve Hüseyin Avni Yazıcıoğlu ile ilişkilendirilmekte, Nureddin Şirin ve Hüseyin Avni Yazıcıoğlu'nun üzerinden de sözde terör örgütü üyeliği iddiasıyla gerekçesiz olarak soruşturmaya dahil edilen yüzlerce mağdurla irtibatlandırılmaktadır" değerlendirmesi yapıldı.
Bunun hukuki veya insani hiçbir dayanağı olmadığı bildirilen iddianamede, "Şüpheli Ömer Köse tarafından imzalanan söz konusu fezleke içeriğinden de anlaşılacağı üzere mağdurlara atfedilebilecek herhangi bir terör eylemi bulunamamıştır. Bu nedenle 1997'de Ankara Sincan'da düzenlenen 'Kudüs Gecesi' adlı Filistin'i anma etkinliğinden yola çıkılarak kurgu yapılmaktadır" ifadelerine yer verildi.
(Sürecek)
Son Dakika › Güncel › Selam Tevhid'de Kumpas' İddianamesi - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.