2026 Bütçesi Plan ve Bütçe Komisyonu'nda. - Son Dakika
Son Dakika Logo
Güncel

2026 Bütçesi Plan ve Bütçe Komisyonu'nda.

06.11.2025 12:50

CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın 2026 yılı bütçesinin görüşüldüğü TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda; "Soruyorum aynı derede kaç kez yıkanacaksınız? Aynı hataları daha kaç kere yapacaksınız? Güven yok. Ortada kağıt üzerinde de olsa derli toplu bir program da yok. Enflasyonla mücadeleden anlaşılan faiz lobileriyle birlikte sıcak para partileri verip milletin alın terini masaya sürmek. Bu ülkede siyasetçilerin çok sevdiği yüksek faiz ve kontrollü kura vitesi takmışsınız. Araba bağırıyor, yolcular bağırıyor ama üst vitese bir türlü geçemiyoruz. Araba boğulup kaldı, şanzıman dağıldı. Getirdiğiniz bütçenin arkasında bu tehlikeli karışımın patlamasını engelleyecek tek bir önlem yok" dedi.

(TBMM) - CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın 2026 yılı bütçesinin görüşüldüğü TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda; "Soruyorum aynı derede kaç kez yıkanacaksınız? Aynı hataları daha kaç kere yapacaksınız? Güven yok. Ortada kağıt üzerinde de olsa derli toplu bir program da yok. Enflasyonla mücadeleden anlaşılan faiz lobileriyle birlikte sıcak para partileri verip milletin alın terini masaya sürmek. Bu ülkede siyasetçilerin çok sevdiği yüksek faiz ve kontrollü kura vitesi takmışsınız. Araba bağırıyor, yolcular bağırıyor ama üst vitese bir türlü geçemiyoruz. Araba boğulup kaldı, şanzıman dağıldı. Getirdiğiniz bütçenin arkasında bu tehlikeli karışımın patlamasını engelleyecek tek bir önlem yok" dedi.

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu, AK Parti Samsun Milletvekili Mehmet Muş başkanlığında, Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın 2026 yılı bütçesi ve kesin hesabının görüşmeleri için toplandı. CHP grubu adına söz alan Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, şunları söyledi:

"Ekonominin halini sorduğunuzda hükümet 'iyidir' diyor ama vatandaşa sorduğunuzda memlekette işçi, çiftçi, memur, esnaf, perişan. Tek kişilik saray rejimi kurumları çürütüyor. Bundan dokuz yıl önce en parlak ekonomistlerden biri dediğiniz ve 128 milyar dolarlık rezervi Merkez Bankası'nın arka kapısından buharlaştırılmasında da önemli bir rolü olan dönemin Merkez Bankası Başkan Yardımcısı ihale skandalı nedeniyle tutuklu. Bu olacak iş değil. Sahte resmi evrak düzenleyen, sahte diploma ve ehliyet ticareti yapan e-imza çeteleri ortalıkta cirit atıyor. Türkiye günlerdir bahis oynayan hakemleri futbolcuları konuşuyor. Ana muhalefet partisine yargı sopası sallanıyor. Milletimizin seçtiği belediye başkanlarımız uluslararası kabul görmüş normlara aykırı şekilde şafak sökmeden gözaltına almıyor, tutuklanıyor, itibarsızlaştırılmak isteniyor. Artık rekabetçi bir seçimle iş başına gelemeyeceğini anlayan tek adamın elinde ülke; adaletin yok sayıldığı bir cehennem çukuruna dönüşüyor.

"Bu durumun baş müsebbibi cumhurbaşkanlığı hükümet sistemidir"

Dünyanın en yüksek dolar cinsinden faiziyle toplanan döviz rezervleri bir gecede eriyebiliyor. Bu istikrarsızlıkta birileri çok yüksek kazançtan elde ederken fatura millete çıkıyor. Adaletin olmadığı yerde bereket olmuyor. Bereketin olmadığı yerde huzur bulunmuyor. Bu durumun baş müsebbibi cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi denen ucube rejimdir. Dünyada benzerlerine yeni otoriter rejim denen bu sistem başta yargı ve medya olmak üzere tüm kurumları iktidarda sürdürmenin bir aracı haline getiriyor. Denge ve denetim mekanizmalarını yok ediyor. Demokrasiyi rekabetçi olmayan sandık seviyesine indiriyor. Milleti bölerek kutuplaştırarak oy devşirmeye çalışıyor. Tüm bunlar siyasi, idari ve iktisadi alanda kurumsal çöküş riskini her gün biraz daha arttırıyor.

Ülkemizdeki yapısal şiddete karşı devlet yönetiminde radikal bir değişime, yapısal reformlarla desteklenen bir programa ihtiyaç var. Ancak bugün yaşadıklarımızın sorumlusu olanlar yönetimde kaldıkça sizler ağzınızla kuş tutsanız da bu ekonomi düzelmez çünkü sorunların sebebi olanlar çözümün adresi olamaz. Bu nedenle enflasyon düşmüyor. Bu nedenle işsizlik zirve yapıyor. Bu nedenle 2025'in ilk on ayında konkordata ilan eden şirket sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 72 artıyor. Bu nedenle vatandaşlarımız bankalara borcunu ödeyemiyor. Sadece gençler değil, firmalar da ülkeden kaçıyor. Bıçak kemiği deldi geçti. Kaybedecek tek bir saniye bile kalmadı ama ortada ne tek kişilik yönetim anlayışının değişeceğine dair bir emanet ne de mevcut mevcut ekonomi yönetiminin yarın sabah görevde kalıp bu bütçe dönemini tamamlayacaklarına dair garanti var.

"Aynı hataları daha kaç kere yapacaksınız?"

Türkiye borç yönetimindeki çapaların koparılmasının faturasını geçmişte ağır bir şekilde ödemiştir. Soruyorum aynı derede kaç kez yıkanacaksınız? Aynı hataları daha kaç kere yapacaksınız? Güven yok. Ortada kağıt üzerinde de olsa derli toplu bir program da yok. Enflasyonla mücadeleden anlaşılan faiz lobileriyle birlikte sıcak para partileri verip milletin alın terini masaya sürmek. Bu ülkede siyasetçilerin çok sevdiği yüksek faiz ve kontrollü kura vitesi takmışsınız. Araba bağırıyor, yolcular bağırıyor ama üst vitese bir türlü geçemiyoruz. Araba boğulup kaldı, şanzıman dağıldı. Bu terazi bu sikleti ancak bir yere kadar taşır. Verimlilik şahlansa bile rekabet gücündeki bu kayıplar telafi edilemez; edilseydi, üreticiden, sanayiciden, ihracatçıdan bu kadar feryat yükselmezdi. Baskılanan kur ihracatçıyı ve üreteni cezalandırıyor. İhalatı cazip hale getiriyor, Yerli üretimi tasfiye ediyor. Buna bir de güven bunalımı eklenince alın size her an patlamaya hazır bir molotof kokteyli. Getirdiğiniz bütçenin arkasında bu tehlikeli karışımın patlamasını engelleyecek tek bir önlem yok."

"İktidarın ekonomi politiğe bakışını değiştirmesi gereken bir dönemdeyiz"

DEM Parti Van Milletvekili Gülcan Kaçmaz Sayyiğit ise şunları söyledi:

"Bugün Türkiye'de ekonomi düşük ve orta gelirli vatandaşlar açısından adeta bir ölüm kalım meselesi. Çünkü yurttaşlar uzunca bir süredir kendilerini ciddi bir ekonomik savaşın içinde hissediyorlar. Hangi ekonomik göstergeye baksak vatandaşın gündelik yaşamına bir ok gibi saplanan rakamlarla karşı karşıya kalıyoruz. Böylesi bir ekonomik kriz sömürü çarkında yurttaştan sizler devlet yetkilieri olarak tam olarak bir survivor performansı bekliyorsunuz. Bunun en önemli etabı güvenceli bir iş bulup emeğinin karşılığını alarak insan onuruna yaraşır bir hayat sürmek. TÜİK'in Temmmuz 2025 verilerine göre işsizlik şu an yüzde 8 düzeyinde. Maalesef bunlar gerçeği şeffaf bir şekilde yansıtmıyor çünkü bu oranlar yalnızca iş arayan kişileri kapsıyor. İkinci etap da herhangi bir iş bulanlar için hayatta kalmak hiç kolay değil. Türkiye'de ifade özgürlüğü, hukukun üstünlüğü çizgisinden uzaklaşıldıkça ekonomi de bozuluyor. Geriye sadece iki seçenek bıraktınız; ya yoksulsunuz ya da zenginsin. Arası yok bütçede.

Siyasi iktidarın ekonomi politiğe bakışını artık değiştirmesi gereken bir dönemdeyiz. Eğer ekonomi politik holdinglerin ve bankaların karlarını katlayıp yoksulluğu tabana yayıyorsa bunda ciddi bir yanlış var demektir. Bir ülkeyi oluşturan ana omurga kesinlikle sermaye sınıfı değildir. Bilakis üreten halklardır. Yurttaşın karşı karşıya olduğu ekonnomik zorlukları görmemeniz kabul edilebilir bir durum değil."

"Gün geçtikçe de ücretlerimiz eriyor ve yoksullaşıyoruz"

DEM Parti Ağrı Milletvekili Heval Bozdağ ise şu ifadelere yer verdi:

"Sayın Bakan sunumundan sonra rakamların aldatmacası içerisinde. Ekonominin gidişatı açısında iyiye yoruyor olabilir ama gerçek yaşam verileri maalesef ki hiç de öyle değil ve emeğin hakları maalesef ki halkın yaşam koşulları sürekli olarak geriliyor. Biz bunu hepimiz hep birlikte yaşıyoruz, toplum olarak yaşıyoruz, halklar olarak geçiyoruz; emekçiler, işçiler olarak her gün bunu yaşıyoruz; çarşıda pazarda olanlar olarak her gün bunu derinden yaşıyoruz.

2025 bütçesini gördük, o zaman da konuşmanızda gayet iyi bir performans sergilediniz. 2026 bütçesine dair de öngörüleriniz iyiye yorulacak şekilde anlattınız ama ülkedeki eşitsizlik tablosu da gün geçtikçe derinleşmeye maalesef ki devam ediyor. Çalışanın, emekçinin, esnafın, üreticinin aslında korunmadığını görüyoruz; aksine yoksullaşmaya devam ediyoruz. Vergi adaletinin olmadığını hepimiz açıkçası görüyoruz. 3,5 milyon hanenin üzerinde sosyal yardım alınıyor bugün, 3,5 milyon. 2026 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı'nda ise sosyal yardıma muhtaç hane sayısının 4,5 milyon olduğu söyleniyor. TÜİK'in hane halkı rakamları 3,3 ila 4 arasında gidip geliyor. 16-18 milyon insanın direkt olarak sosyal yardıma muhtaç olarak yaşamak zorunda kaldığının verisi. Büyük bir yoksulluk var, sefalet var ve açlık sınırının 30 bin liralara geldiği bir ülkeden bahsediyoruz. 22 bin 104 lira asgari ücreti bu halka, emekçiye, işçiye reva gördünüz. Yıl ortasında muhalefetin, bizlerin onca söylemesine rağmen bir düzeltme yapma gereğini bile duymadınız. Yoksulluk sınırı 90 bin liralara dayanmış durumda ve sürekli gün geçtikçe de ücretlerimiz eriyor ve yoksullaşıyoruz."

Kaynak: ANKA

Advertisement