Türkiye'de %30'luk kesim siyasi düşüncelerini dile getirmiyor - Son Dakika
Son Dakika Logo

Türkiye'de %30'luk kesim siyasi düşüncelerini dile getirmiyor

17.02.2020 16:05  Güncelleme: 16:06

Public Status Araştırma ve Danışmanlık Hizmetleri tarafından 9-14 Şubat tarihleri arasında 25 ilde 2.135 kişi ile sosyolojik kimlikler temel alınarak bireylerin toplumsal olgulara yönelik tercih ve eğilimlerinin ölçümlenmesi adına Türkiye'nin Sosyolojik Kodları Araştırması yapıldı.

Araştırmada siyasi duruşunuzu nasıl tanımlıyorsunuz sorusuna katılımcıların %31,91'u muhafazakarlığın kendisini en iyi temsil eden seçenek olduğu cevabını verirken, katılımcıların %23,19'u ise milliyetçiliğin kendisini en iyi temsil eden duruş olduğu cevabını veriyor. Bu açıdan değerlendirme yapıldığında Türkiye'nin %55,10'luk kesimi sosyopolitik duruş bakımından kendisini muhafazakar-milliyetçi olarak tanımlıyor.

Katılımcıların %24,27'sinin kendisini Atatürkçü ve %2,65'inin kendisini Laik olarak tanımladığı soruya verilen diğer cevaplar ise %4,65 Kürt Milliyetçisi, %3,85 Sosyalist, %2,48 Sosyal Demokrat, %1,35 Ulusalcı, %0,85 Liberal, %0,80 Komünist ve %0,65'i Demokrat şeklinde dağılıyor. Araştırmanın kamuoyunun politik kimlik eğilimlerini ve tercihlerini sergilemesi bakımından önemli bulgular sunan siyasi duruş sorusunda kararsız tutum sergileyerek fikrinin olmadığını beyan edenlerin oranı ise %3,35 düzeyinde seyrediyor.

SİYASİ DURUŞUN OLUŞMASINDA EN ETKİLİ FAKTÖR AİLE

Araştırmada belirttilen siyasi duruşlarının oluşmasında en etkili aktörün kim olduğu sorusuna katılımcıların çok önemli bir bölümü, yaklaşık %54,95'lik kesimi aile bağları cevabını veriyor. Bu husus bir kere daha siyasi görüşlerin oluşmasında geleneksel aile etkisinin günümüzde iletişim araçlarının etkisi çoğalsa da güçlü bir şekilde varlığını sürdürdüğünü gösteriyor. Dolaylı olarak katılımcıların yaşamlarını çevreleyen sosyal dünyanın en önemli aktörünün ölçülmeye çalışıldığı bu soruya verilen ikinci en önemli yanıt %27,80 ile inanç ve ideolojik tercihler oluyor. Arkadaşlar ve sosyal çevrenin etkisinin görece %9,75 olarak sınırlı kaldığı sorunun en ilginç bulgusu ise sosyal medyanın sanıldığının aksine duruşların oluşmasında en zayıf aktör olarak kaldığı gerçeği olarak göze batıyor. Sosyal medyanın siyasi duruşun oluşmasında etkisi %3,60 ile çok sınırlı kalırken, görsel medyanın ağırlığı %2,65 ve yazılı medyanın ağırlığı %1,25 seviyesinde kalıyor.

EN ÖNEMLİ BAĞ TÜRKİYE VATANDAŞLIĞI

Araştırma katılımcılara yöneltilen bir başka soru ise ülke bağları ile alakalı. Buna göre "sizi Türkiye'ye bağlayan en önemli olgu nedir" sorusuna katılımcıların %48,9'u Türkiye vatandaşlığı cevabını veriyor. Katılımcıların %26,9'unun ise Milli ve Manevi değerler cevabını verdiği soru böylece Türkiye'nin vatandaşlık bağlarının sosyolojik bakımından önemli derecede güçlü olduğunun bir kanıtı oluyor.

ÖZGÜRLÜKLER SİYASİ İDEOLOJİLERE SET OLARAK KULLANILIYOR

Araştırmada katılımcılara yöneltilen en çarpıcı sorulardan bir tanesi ise ülkedeki özgür yaşam ile alakalı. Öyle ki Türkiye'de özgürce yaşadıklarını düşünenlerin oranı %76,7 seviyesinde iken özgürce yaşayamadığını belirtenlerin oranı %23,3 düzeyinde kalıyor. Bu durum ülke genelinde özgür yaşadığını düşünen kesimin başat ağırlıkta olduğunu, özgürce yaşam olgusunun ülkenin sorunlarından bir tanesi olmadığını gözler önüne seriyor.

Özgürce yaşayamadığını düşünen kesimin içerisinde buna dayanak olarak gösterilen olgularda siyasi konjonktür, aile baskısı ve kadına şiddet başlıkları ön plana çıkıyor. Böylece görülüyor ki özgür yaşam olgusu ülkemizde siyasi ideolojilerin önünde bir set olarak kullanılıyor.

KİMİSİNE GÖRE ÖZGÜRLÜK SINIRSIZ, KİMİSİNE GÖRE BİR SINIRI VAR

Araştırmada katılımcılara yöneltilen bir başka çarpıcı soru ise özgürlüklerin sınırıları ile alakalı. Burada çok çarpıcı sonuçlar yer alıyor. Öyle ki araştırma katılımcılarının %42,9'luk kesimi özgürlüğünde bir sınırı olduğunu belirtirken kalan %57,1'lik kesime göre ise özgürlüğün asla bir sınırı olmamalı.

Özgürlüğün de bir sınırı olduğunu düşünenlerin içerisinde %65,4'lük kısmına göre ise bu durumun en temel sebebi "başkasının özgürlüğünün başladığı yer" düşüncesi olarak göze batarken, %18,9'luk kısmı ahlak ve saygı sınırlarını aşan durumlardan dolayı özgürlüğün de bir sınırı olması gerektiğini düşünüyor. Kalan %15,7 düzeyindeki katılımcı ise özgürlüğün sınıflandırılmasının gereği olarak hukuk kuralları, ayrımcılık, örf ve adetleri işaret ediyor.

SİYASİ DÜŞÜNCELER KORKUSUZCA DİLE GETİRİLİYOR

Araştırma sonuçlarına göre katılımcıların %78,3'lük kesimi siyasi düşüncelerini korkusuzca açıklayabildiğini dile getirirken, %14,8'i siyasi düşüncelerini açıklamaktan çekiniyor. Toplumun %6,9'unun ise siyasi düşüncelerini açıklama konusunda aldıkları net bir aksiyon ve sergiledikleri net bir duruş yok.

DİNİ VE ETNİK AİDİYETLER ÇEKİNMEDEN BELLİ EDİLİYOR

Araştırma sonuçlarına göre katılımcıların sadece %11,3'lük düzeyi dini ve etnik aidiyetini toplum içerisinde belli etmekten çekindiğini dile getirirken, %77,4'ü ise bu konuda herhangi bir çekincesi olmadığını, toplum içerisinde rahatlıkla aidiyetini belli edebildiğini söylüyor. Yine benzer bir şekilde toplumun %11,3'lük kesiminin ise konu hakında bir fikri yok.

ÖZGÜR YAŞAMIN GİYİM-KUŞAM BOYUTU DA BENZER SEYİRDE

Araştırma sonuçlarına göre katılımcıların %76,6'lık kesimi istediği şekilde özgürce giyinebildiğini ifade ederken %19,8'lik kesimi ise istediği gibi giyinemediğini beyan ediyor.Bu konuda fikrini beyan etmekten çekinenlerin oranı ise %3,6 seviyesinde kalıyor.

ÖZGÜRLÜK ZİHİNLERDE SİYASİ-DİNİ-ETNİK BOYUTLAR ÜZERİNDEN KODLANIYOR

Bu noktada araştırma sonuçları arasında çarpıcı bir seyir göze batıyor. Öyle ki hem siyasi düşüncelerin korkusuzca toplum içerisinde dile getirilebilmesi hem dini/etnik aidiyetin çekinmeden belli edilebilmesi hem de istenildiği gibi giyinilebilmesine yönelik olarak her üç soruya da verilen cevaplar Türkiye'de özgürce yaşadıklarını düşünenlerin oranı ile benzer seyrediyor. Bu sonuç toplumun özgürce yaşam olgusunu özgürlüğün siyasi-dini-etnik ve sosyal boyutları üzerinden zihinlerinde kurguladıkları yargısına varıyor.

HAYATI ANLAMLI KILAN EN ÖNEMLİ DEĞER İNANÇLAR VE AİLE

Araştırmada katılımcıların %30'9'luk kesimine göre kendisi için hayatı anlamlı kılan en önemli değer inançları iken %21,9'una göre de ailesi. Katılımcıların %18,9'u ise sosyal olgulardan ziyade maddi olgulara önem veriyor, para ve zenginlik sahibi olmayı kendisi için hayatı anlamlı kılan en önemli değer olarak görüyor. Toplumun %7,6'sına göre çocuk sahibi olmak, %7,3'üne göre iyi bir meslek sahibi olmak, %5,9'una göre idealleri uğruna mücadele etmek, %5,6'sına göre iyi bir eğitim almak ve %1,9'una göre ise topluma faydalı bir eser bırakmak hayatı anlamlı kılan en önemli değer.

EN ÇOK ZAMAN AİLE İLE GEÇİRİLİYOR

Toplumun %53,8'i zamanının en büyük kısmını ailesi ile, 22,3'lük kesimi iş ve okul arkadaşları ile, 9,2'lik kesimi akrabaları ile geçirirken kalan kısım mahalle-sosyal çevre- komşular arasında pay ediliyor.

Kaynak: Bültenler

Son Dakika Güncel Türkiye'de %30'luk kesim siyasi düşüncelerini dile getirmiyor - Son Dakika


Advertisement