Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Harp Akademileri Komutanlığı'nı Ziyareti - Son Dakika
Son Dakika Logo

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Harp Akademileri Komutanlığı'nı Ziyareti

20.03.2015 00:40

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Bugün de, şehitlerimizin geride bıraktıkları aileleri, acılarını yüreklerine gömerek, metanetle, gururla 'vatan sağolsun' diyorlarsa, Çanakkale ruhu tüm ihtişamıyla yaşıyor demektir" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Bugün de, şehitlerimizin geride bıraktıkları aileleri, acılarını yüreklerine gömerek, metanetle, gururla 'vatan sağolsun' diyorlarsa, Çanakkale ruhu tüm ihtişamıyla yaşıyor demektir" dedi.

Erdoğan'ın ziyaret sırasında yaptığı konuşmanın tam metni Cumhurbaşkanlığı'nın internet sitesinde yayınlandı.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin değerli komutanlarıyla, kahraman subaylarıyla bir arada olmaktan büyük memnuniyet duyduğunu ifade eden Erdoğan, "Gazi Mustafa Kemal başta olmak üzere, ahirete irtihal etmiş tüm gazilerimizi, bir gül bahçesine girercesine toprağa düşmüş tüm şehitlerimizi hürmetle yad ediyorum" dedi.

Görev sırasında hayatını kaybeden Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına Allah'tan rahmet dileyen Erdoğan, 18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitler Günü'nün 100. yıl dönümünde Türk ordusunu tebrik ederek şunları kaydetti:

"Birinci Dünya Savaşı'nda Çanakkale'yle birlikte Hicaz- Yemen, Sina- Filistin, Irak, Kafkasya, Galiçya ve Balkan cephelerinde fedakarca savaşan tüm askerlerimizi rahmetle anıyorum. Milletimizin 200 yıllık makus talihinin kırıldığı yer olan Çanakkale, Kurtuluş Savaşımızın da habercisiydi, müjdecisiydi. Kurtuluş Savaşımızın tüm cephelerinde, asker ve sivil olarak savaşan gazilerimizi, şehitlerimizi de bir kez daha rahmetle yad ediyorum. Kore'de, Kıbrıs'ta, uzun yıllar süren terörle mücadele döneminde şehit olan, gazi olan  tüm askerlerimizi minnetle anıyor, şehitlerimize rahmet diliyor, hayatta olan gazilerimize uzun ömürler temenni ediyorum."

Çanakkale Savaşlarının, 1877-1878 yıllarında yaşanan 93 Rus Harbi ve 1912 Balkan Harbi ile birlikte değerlendirmesi gerektiğine inandığını söyleyen Erdoğan, 93 Rus Harbi ve 1912 Balkan Harbi'nin, milletin hafızasında çok derin izler bırakarak, gönlünde çok derin yaralar açtığını söyledi.

- "Bu, Türk ve Müslüman soykırımıdır"-

"Bu iki savaş sonunda, Rumeli'deki ana vatanımız olan Balkanları, hem toprak olarak, hem de nüfus olarak, neredeyse tamamen kaybettik" diyen Erdoğan, şunları anlattı:

"Bugün çeşitli Balkan devletlerinin sınırları içinde, sembolik Müslüman nüfuslarına sahip şehirlerin her biri, ülkemizdeki Edirne gibi, Tekirdağ gibi her şeyiyle bizim olan, sokaklarında Türkçe konuşulan, okullarında Türkçe eğitim verilen, alışverişi Türkçe yapılan yerlerdi. Bugün misafir olarak, turist olarak gezdiğimiz Balkan coğrafyası, bizim en verimli, en değerli, en gözde parçamızdı. İstanbul'dan bile daha önce sahip olduğumuz, İstanbul'dan bile daha eski hatıralarımızın bulunduğu bu coğrafyayı kaybedişimizin hazin hikayesine burada girmeyeceğim. Aslında, bilhassa 1912 Balkan bozgununun, bizim için her bakımdan, sonsuza kadar unutmamamız gereken dersler içeren bir trajedi olduğunu da belirtmek istiyorum. 93 Rus Harbinden başlayıp 1912 Balkan bozgununa ve Kurtuluş Savaşımıza kadar devam eden süreçte, bu coğrafya, tarihin gördüğü en büyük soykırımlarından birine şahit olmuştur. Bu, Türk ve Müslüman soykırımıdır."

"- İki milyon kardeşimizi kaybettik"

Anadolu'nun ve Trakya'nın neredeyse her şehrinde, bu savaşlardan kaçıp gelenlerin yaşadığını kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti:

"Ama bir de bu yolculuğa hiç çıkamamış olanlar, yola çıkıp da menzile ulaşamamış olanlar var. Maalesef, bu büyük soykırımın istatistiği dahi tutulamadı. Farklı rakamlar ileri sürülmekle birlikte, bu süreçte 2 milyon civarında kardeşimizi kaybettiğimiz ifade edilir. Dikkatinizi çekiyorum, 1800'lü yılların başında Anadolu'da, yarısından fazlası Müslüman olmak üzere 12 milyon; Balkanlarda ise yine yarısından fazlası Müslüman olmak üzere 10 milyon nüfus vardı. 1900'lerin başına geldiğimizde, topraklarımızda, 12 milyonu Müslüman 16 milyon insan kalmıştı. 1923 yılında, Cumhuriyetimizi kurduğumuzda ülkemizin nüfusu 13 milyondu ve dini inanç bakımından büyük ölçüde homojenleşmişti. Bu homojenizasyon, Cumhuriyetimizi kuranların, Balkan faciasının dersleri ışığında yaptıkları bilinçli bir tercihti ve çok doğruydu. Bu sürecin sonunda Balkanlarda ise, biraz önce de ifade ettiğim gibi, sembolik düzeyde bir Türk ve Müslüman nüfusu kalmıştı."

Erdoğan, "Çanakkale Savaşları'nın 93 Harbi ve bilhassa 1912 Balkan bozgununa karşı, askeriyle, siviliyle, milletimizin topyekün bir başkaldırısıydı, isyanıydı, yeminiydi. Çanakkale Savaşından kısa bir süre önce yaşanan Sarıkamış faciası da bu duyguları iyice bilemişti. Gazi Mustafa Kemal, Arıburnu'nda hücum emri verirken, askerleriyle birlikte, 'balkan utancını bir daha görmektense burada ölme" yemini ediyordu. Balkan bozgunu, işte böylesine bir ruh haline yol açmıştı" diye konuştu.

Milletimizin geçtiğimiz 200 yıldaki ruh halini Çanakkale öncesi ve Çanakkale sonrası diye ikiye ayırmak gerektiğini ifade eden Erdoğan, Ömer Seyfettin'in, 1917 yılında yazdığı "Çanakkale'den Sonra" isimli eserinde, bu ruh halini anlattığını bildirdi.

Erdoğan, şunları anlattı:

"Çanakkale'ye gönüllü olarak ve adeta koşa koşa giden, dönemin en eğitimli, en donanımlı kahramanları, şehit olma hayaliyle, geride bıraktıkları mektuplarda "Ey anne! Ağlama! diye sesleniyorlardı.

Üsteğmen Zahit, yazdığı mektupta eşine, "ruhuma bir mevlit okutmak vicdanınıza kalmıştır. Kendim için başka bir şey istemiyorum. Şehitlik bana yeter." diyordu.

Kayserili asker Mehmet oğlu Mustafa yaralanıp hastaneye kaldırıldığında, annesi onun için dövünmek, ağlamak bir yana, kendisine yazdığı mektupta, "Kolunun o hafif yarası yüz bin müslüman namusunu kurtardı" diyerek, adeta sevincini ifade ediyordu.

Seddülbahir'de düşmanı süngüleriyle denize döken asker, komutanına, "Emir ver Kumandamın! Eğer şu düşman zırhlılarının süngülenecek bir yerleri varsa, denize girelim, onları da süngüleyelim! diye yalvarıyordu.

Yine cephede, sol kolunu kaybettiği için tüfeğini kullanamayan bir asker, komutanına, "Benim sevgili zabitim, bir kolum düştü, tüfekle ateş edemiyorum. Bari şu belindeki tabancayı ver de düşmana karşı boşaltayım" diye yalvarıyordu.

Cephedeki oğluna mektup yazan baba, "Oğlum! ya gazi olup avdet, ya şehit ol dahil-i cennet ol" diyerek, duygularını ifade ediyordu.

Teğmen Mehmet Dursun, savaşta yaralanıp Kilitbahir Hastanesinde kendine geldiğinde yaşadığı duyguları hatıralarında şöyle anlatıyor:

"Gözlerimi açtığım vakit kendimi yatakta kolsuz olarak buldum. Vatan için bu hale geldiğimi düşünerek teselli oldum."

Hüseyin Sabri Beyin mektubundaki şu veciz ifadeyle bu örnekleri tamamlamak istiyorum.

"Balkan Muharebesi'nde pak nasiyemize haksız bir surette sürülen o lekeyi, hamd olsun kanımızla sildik, temizledik."

Balkan bozgununun utancını, milletin Çanakkale'de, varını, yoğunu ortaya koyarak, kanıyla, canıyla sildiğini ve temizlediğini belirten Erdoğan, "Şu da üzerinde ittifak edilen bir gerçektir ki, Çanakkale'den aldığımız güçle, moralle, inanç tazelemeyle Kurtuluş Savaşımızı başlattık ve zaferle sonuçlandırdık" dedi.

Çanakkale Savaşında düşmanın asıl hedefinin İstanbul'u ele geçirmek olduğunu, kaydeden Erdoğan, "Çanakkale'de ordularımızı ezip İstanbul'a ulaşmak, buraya dönemin en modern, en güçlü, en donanımlı ordularını yığanların 500 yıllık rüyasıydı. Bu rüya, 1915'te önce denizde, sonra karada bir kabusa döndü. 1918'de, savaşsız, zahmetsiz İstanbul'u işgal eden düşman kuvvetleri için, bu, bir zafer değil, sadece buruk bir teselliden ibaretti. Çünkü, Çanakkale ruhu Anadolu'da alev alev yanıyordu. Bu özgürlük ateşinin İstanbul'u kendilerine yar etmeyeceğini gayet iyi biliyorlardı. Nitekim, 1923 yılında, bu buruk teselliyi de geride bırakarak İstanbul'u terk etmek zorunda kaldılar" ifadesini kullandı.

"93 Harbi ve Balkan Bozgunu ile başlayıp Çanakkale ve Kurtuluş Savaşları ile renk değiştirerek günümüze kadar etkileri ulaşan bu süreç, içinde, geleceğimizi de aydınlatacak çok önemli dersler barındırıyor" diyen Erdoğan, şöyle devam etti:

"Ben, Çanakkale'de zirveye çıkan bu hissiyatın, Kore'de de, Kıbrıs çıkarmasında da, bölücü teröre karşı uzun yıllar boyunca verdiğimiz mücadelede de en büyük moral kaynağımız olduğuna inanıyorum. Bugün de, şehitlerimizin geride bıraktıkları aileleri, acılarını yüreklerine gömerek, metanetle, gururla 'vatan sağolsun' diyorlarsa, Çanakkale ruhu tüm ihtişamıyla yaşıyor demektir. Bu duyguyu, bu ruhu, bu inancı güçlendirerek yaşatmak, hepimizin en başta gelen görevidir. İnsanımızın bu ruhu kaybettiği gün, devlet ve millet olarak bizim de geleceğimizin karardığı gündür."

Erdoğan, "Cumhurbaşkanından Başbakanına, Genelkurmay Başkanından her rütbedeki subayına, siyasi parti liderlerimizden sivil toplum kuruluşlarımızın temsilcilerine kadar hepimiz, bu konuda sorumluluk sahibiyiz. Bu bizim, en başta şehitlerimize ve gazilerimize, daha da önemlisi bu coğrafyayı vatan yapmak için bin yıldır her türlü fedakarlığa katlanan milletimize karşı asli vazifemizdir. Rabbime, büyük şairimiz, bayrak şairimiz Arif Nihat Asya'nın ifade ettiği gibi dua ediyorum, 'bizi sen sevgisiz, susuz, havasız; ve vatansız bırakma Allah'ım." diye konuştu.

Kaynak: AA

Son Dakika Güncel Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Harp Akademileri Komutanlığı'nı Ziyareti - Son Dakika


Advertisement